08 Kasım 2009 Pazar

Diyarbakırspor-Galatasaray Maçının Ardından


Maç yazısına iki tespitle başlayalım; toplama kurulmuş ve sezon öncesi ancak 15 gün kamp yapabilmiş Diyarbakırspor, UEFA Avrupa Ligi'nde Romanya'yı temsil eden Dinamo Bükreş'den kat kat daha kaliteli bir ekip. Diğer tespit, 10 kişi kaldıktan sonra santrforunu çıkartıp ön liberosunu oyuna sokan Rijkaard'ın B Planı'na(!) geçiş yapmasıydı.

Diyarbakırspor tüm zorluklara rağmen kötü takım kurmamış. Hatta gayet iyi sayılır. Bir defans hatları var ki oyuncuların hepsi emekliliklerine yaklaşmış isimler. Kalecileri Espinoza'yı beğeniyordum ama inanılmaz kilo almış. Çok hantal ve ağır hareket ediyor, Arda'nın golünde hatası var bana sorarsanız.

Galatasaray artık klasikleşen 3 çapalı formatıyla sahadaydı. 3 çapa bile Diyarbakır'ın hızlı golcülerini durduramadı. Diyar'ın golünü atan Mendoza, biraz formda olsa maç sonucu daha farklı olabilirdi. Galatasaray'daysa Arda'nın biraz kıpırdanması oyunun şeklini tamamen değiştirdi ve maçı Galatasaray'a getirdi. Sözün özü, Arda çok önemli bir futbolcu.

Mustafa Sarp'ın yokluğunda orta alan zarar görmüyor diyecektim ki ortaya Barış çıktı. O kadar aptalca bir kart gördü ki. Sarısından sonra kırmızının geleceği bas bas bağırıyordu adeta. Barış gibi temelini Almanya'da almış bir futbolcunun bunları yapmaya hakkı yok, zor bulduğu formayı kolay kaybetmesi yakındır.

Ziya Doğan'ı tebrik etmek gerek. Çoğu insan beğenmez ama Doğan iyi işler çıkartıyor Diyarbakır'da. Bugünkü maçta, yanlış olduğunu düşündüğüm tek hareketi Mendoza'ya fazla sabredip Job'u kenarda unutmasıydı. Bu gidişle ligde rahatlıkla kalırlar. Diyarbakır'ın İstanbul'un büyüklerine karşı öne geçip sonra kaybetmesi ilginç bir ayrıntı.

Sabri, Sabri, Sabri. Bu adamın "bobiler" montajlarını sandığa kaldırmalı artık. O kadar etkili oynuyor ki beraberliği getiren golü filelere bırakarak bunu belgeledi. O gol gelmeseydi, ikinci yarı çok daha zorlanıp belki de kontradan bir gol yiyecekti Galatasaray.

Eğlenceli maçtı. Fazla seyir zevki yoktu ama en azından mücadele vardı. Mendoza'nın son dakikada kale ağzından kaçırdığı top gol olsa ulusal ara zor geçecekti Galatasaray için. Diyarbakır'sa iyi yolda, kalecinin kulağını çekmeliler yalnız. Hakem de fena yönetmedi karşılaşmayı, bu hafta hakemler topluca sınıfı geçtiler aslında.

*Malum, vize dönemleri geldi çattı. Bu yüzden güncellemeler bir nebze azalacak. "Haftanın Panoraması" biraz gecikebilir anlayacağınız. Kusuruma bakmayın, haftanın 11'ine girebileceğini düşündüğünüz futbolcular varsa yorum bölümü hepinize açık. Bekliyorum, işimiz kolaylaşsın!

**İlker Ateş'i kaybetmişiz, başımız sağ olsun!

07 Kasım 2009 Cumartesi

Trabzonspor-Beşiktaş Maçının Ardından


Rubin Kazan'ın Barcelona zaferi, Mustafa Denizli'nin aklına kurt düşürmüş olmalı ki Beşiktaş inanılmaz bir defansif anlayışla Trabzon deplasmanına çıktı. Souleymane Youla, 2-3 yıl önce değil de bugün Beşiktaş forması giyiyor olsaydı, bu gece çok pozisyona girerdi eminim.

Garip bir oyundu. İlk yarıda, sürekli Beşiktaş yarı sahasında geçen bir karşılaşma izledik. Trabzon geliyor, daha sonra 3'lü stoper duvarına çarpıyor ve bir daha geliyor. Fakat şöyle ince bir ayrıntı var. İlk yarıda, oturmuş savunmaya hiç akıllı hücumlar yapamadı Trabzonspor. Beşiktaş, Wolfsburg'a şuursuzca saldırmıştı ya, işte aynen öyle. Trabzonspor'un bulduğu pozisyonlara dikkat edin, gerisinde Beşiktaş'ın yarım kalmış hücum girişimleri olduğunu göreceksiniz.

İlk yarı çok keyifsizdi sahiden de. Beşiktaş ileri gidemedi, Trabzon tehlike yaratamadı. İkinci yarıda Yusuf ve İbrahim Kaş oyuna dahil edilince birşeyler olacağını bekliyordum açıkçası fakat değişikliklerin bu kadar çabuk sonuç verebileceğini ummuyordum. İkinci devrenin ilk 10 dakikalık kısmında, ciddi Beşiktaş baskısı vardı ve şans-beceri ortak yapımıyla galibiyeti getiren anahtar gol, Ernst'in ayağından geldi.

55'ten sonra yine bastırmaya başladı Trabzon. Fakat etkili değildi. 64'te Alanzinho oyuna girene kadar da etkili olamadı. Alanzinho oyuna girince Trabzonspor'un da oyunu değişti. Neden değişti? Çünkü Alanzinho, çok koşan savunma 5'lisi ile önlerindeki defansif 3'lüyü dağıtabilecek tek Trabzonspor'luydu ki öyle de oldu. Alanzinho girene kadar Tayfun Cora'nın zayıf ataklar geliştirdiği sağ kanat, Alanzinho ile birlikte inanılmaz bir hız kazandı. Dikkat edin, tüm tehlikeli hücumlar oradan geldi.

Trabzonspor gibi kadrosunda sadece 2 santrfor olan takımların çift santrforla sahaya çıkması yanlış. Yanlış çünkü alternatif şansı kalmıyor. Umut Bulut kötü oyuncu değil. Koşuyor, boğuşuyor ama yetenekleri sınırlı. Gökhan Ünal'sa Alex gibi bir mevkide oynadı ve Alex olmadığından etkisiz kaldı. Örneğin, Gökhan yedek başlayıp Umut'un yerine oyuna girse çok daha etkili olurdu. Tıpkı Alanzinho gibi.

Hakan Arıkan'a bir paragraf açmazsak ayıp etmiş oluruz. Hakan zaten kötü bir kaleci değildi ve bugün kötü kaleci olmadığını ispatladı. Çok başarılıydı, sanki kendisiyle dalga geçen Alman spikere nazire yapıyordu. Fakat ortada bir sorun var. Hakan Arıkan, İnönü Stadyumu'ndaki maçlarda oynayamıyor. Taraftar takımı etkiliyor mu diye soruyorlar ya, bence etkiliyor. Örnek isterseniz hemen yapıştırayım; Hakan Arıkan. Hakan'ın Beşiktaş kariyerine bakın, deplasmanlarda daha iyi maçlar çıkardığını göreceksiniz.

Beşiktaş ligin kalanında böyle oynamaya devam edecekse acil pır pır santrfor alması gerekiyor. Ciddi söylüyorum, eleştiri amacı yok bu cümlelerimde. Defansif oynamak da bir sistemdir ve defansı iyi yaparsanız çok büyük lezzet alırsınız. Beşiktaş'ta bugün -Güntekin Onay'ın sözleriyle- ön stoper oynayan Nobre değil de Youla ya da Balili oynasaydı sonuç çok daha farklı olurdu.

Trabzonspor'un bir sistemi yok. Beşiktaş'ın da yok ama en azından bugün varmış gibi davrandılar. Trabzon'un sistemi olmadığı için sistem içinde çok faydalı olabilecek Gabriç, Cale, Selçuk, Colman gibi futbolcular etkili olamadılar. Böyle giderse olamazlar da. Trabzonspor'un zihin değişikliğine ihtiyacı var. Sezonluk şampiyonluk hedefleri yerine 5 yıl sonraya, 10 yıl sonraya devreden şampiyonluk planları yapılması gerekiyor. Bu büyük potansiyel ancak böyle kullanılabilir.

Tek kale bir maçtı sonuçta ve Beşiktaş, TSL'nin en önemli deplasmanından 3 puanla döndü. Bu oyun tarzı, gelecek adına ümit vermese de lig yarışına tutunmak açısından hayli önemliydi. Bir Trabzon-Beşiktaş maçı da böyle bitti.

06 Kasım 2009 Cuma

Maçlardan Önce


Evet, yeni bir "Maçlardan Önce"yle karşınızdayım. Neden böyle programa başlıyormuş gibi bir giriş yaptım ben de bilmiyorum ama en iyisi, canım öyle istedi diyelim. Neyse, 12. haftanın Anadolu maçları şöyle sıralanmakta;

BURSASPOR - GENÇLERBİRLİĞİ

Trabzon-Beşiktaş maçını saymazsak haftanın maçı açık ara bu karşılaşmadır. Geçtiğimiz hafta serisi bozulan Bursa ile istikrarlı bir mağlubiyet serisi olan Gençlerbirliği, Bursa'da karşı karşıya geliyor. İki tarafa da açık bir karşılaşma, favori Bursaspor elbette ama Gençlerbirliği de kolay teslim olmayacaktır. Bursaspor'da geçen hafta Ivankov mucizesi yaşanmıştı. 6 hafta oynamayacak denilen Bulgar file bekçisi, yalnızca 1 hafta kalesinden ayrı kaldı. Ivankov sihirbazlığı dışında eksikler bulunuyor Bursaspor'da. Eren ve Yenal sakatlıkları nedeniyle kesinlikle oynayamayacak; Serdar Aziz ve Sercan Yıldırım'ın durumları net değil fakat büyük bir ihtimalle onlar da forma giyemeyecek. Gençler'de ciddi bir eksik yok fakat teknik direktör bunalımı var. İlhan Cavcav'ın hafta içi Hikmet Karaman'la fabrikasında buluşması, Doll ile aralarını açmış vaziyette. Bu durum, takımı ne kadar etkiler bilinmez. Muhtemelen, keyifli ve bol gollü bir karşılaşma izleyeceğiz. Bursaspor, bir adım önde.

Tahmin: Bursaspor kazanır!

BÜYÜKŞEHİR BLD.SPOR - ANTALYASPOR A.Ş.

İBB garip takım. TSL'nin açık ara en derbeder takımı. Başka bir kulüp 6 yese 1 ay kendine gelemez ama söz konusu İBB olunca toparlanmak an meselesi. Antalyaspor'sa tam bir iç saha fatihi. Manisaspor'u yenerek deplasman fobilerini de yıktılar. Güçlü olmasa da oturmuş bir kadroları var. Mehmet Özdilek, yeni bir Lucescu olacakmış gibi yetişiyor. Eksiklere dönersek, İBB'de Hasagiç, Gökhan Kaba, Tum, İskender ve Ali Güzeldal sakatlıkları sebebiyle İbrahim Akın ve Okan Buruk kart cezalısı olmaları nedeniyle forma giyemeyecek. Antalya'da Fatih Ceylan, Gürhan ve Volkan sakatlıkları Şenol'sa kart cezası nedeniyle oynayamayacak. Maç öncesi Mehmet Özdilek, çok adamla gol arayacaklarını söylemiş. Ancak böyle bir taktik, Antalya'yı galibiyete taşır zaten. Antalyaspor'u bir adım önde görüyorum.

Tahmin: Antalyaspor yenilmez!

MKE ANKARAGÜCÜ - KASIMPAŞA

Ankaragücü için artık kazanma vakti. Galatasaray zaferinden sonra aktif dinlenmeye çekilen Ankaragücü, bu hafta ne pahasına olursa olsun kazanmak zorunda. Kasımpaşa, görece daha rahat çıkacak bu karşılaşmaya. Son haftalarda iyi oynuyor ve puanlar kazanıyorlar. Buradan beraberlikle dönmek iyi olur ama mağlubiyet de pek etkilemez. Ankaragücü'nde Abdülaziz, Bilal, İlhan ve Muhammet Hanifi'nin sakatlıkları var. Kasımpaşa'da Sancak dışında eksik bulunmuyor. Bol gollü bir karşılaşma olacağını düşünüyorum. 2-1 ya da 3-1 gibi bir skorla Ankaragücü kazanır.

Tahmin: Ankaragücü kazanır!

ESKİŞEHİRSPOR - DENİZLİSPOR

Youla'nın sakatlanmasıyla birlikte düşüş yaşayan Eskişehirspor bir yanda, diğer yanda sezon başından bu yana doğru düzgün futbol oynamayan ve 2 teknik adam eskiten Denizlispor. Bu cümle bile açık favoriyi gösteriyor aslında. Eskişehirspor, üst sıralarda kalmak istiyorsa bu hafta kazanmak zorunda ve kazanacak güce sahip. Denizlispor hafta arası Murat Hacıoğlu, Adem Çalık, David Durmaz ve Fahri Tatan'ı kadro dışı bıraktı. Kriz devam ediyor anlayacağınız. Eskişehirspor'da Serdar ve Alper dışında eksik yok, Youla'nın sakatlığı düzeldi. Denizli'deyse Süleyman Olgun dışında eksik yok. İki takım da kazanmak zorunda ve daha derli toplu kadrosu olan Eskişehirspor açık favori.

Tahmin: Eskişehirspor kazanır!

MANİSASPOR - GAZİANTEPSPOR

Manisa geçtiğimiz hafta hiç umulmadık bir galibiyet aldı ve kötü gidişe dur dedi. Gaziantepspor'sa olaylı maçta son 5 dakikada 0 puandan 3 puana yükseldi. İki hücumcu takım karşı karşıya. Bu maçtan da bol gol bekleyebiliriz. Takımların genel özelliklerine bakarsak Manisaspor daha derli toplu gözüküyor. Gaziantep, ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir ekip. Her an, her şey beklenebilir onlardan. Dolayısıyla zor maç olacak. Manisaspor'da Yiğit İncedemir kart cezalısı, Gaziantepspor'da J. Cesar Correia, Beto, Zurita ve Mehmet Yozgatlı'nın hafif sakatlıkları var. Oynayıp oynamayacakları henüz belirsiz. Muhtemelen birçoğu oynar. Tahmini çok zor bir karşılaşma. O gün, kim formdaysa o kazanacak.

Tahmin: Beraberlik!

SİVASSPOR - KAYSERİSPOR

Haftanın zorlu maçlarından biri daha hatta bir derbi. Yıllardır iki takımın arasında ciddi bir sürtüşme var ve 2 senelik aranın ardından sahaya favori olarak Kayserispor çıkacak. Geçen hafta seyrettiğim Sivasspor, düzgün defans yapamayan hücumu hiç olmayan yarım bir takımdı. Kayserispor'sa defansı dillere destan, hücumu biraz zayıf orta halli bir ekip. Maçın favorisi, normal şartlar altında Kayserispor. Eksiklere geçersek; Sivas'ta Hayrettin, Yasin, Onur ve Uğur'un hafif sakatlıkları var fakat çok büyük bir ihtimalle oynayabilecekler. Kayseri'de Eren Güngör haricinde Toledo ve Abdullah'ın sakatlıkları var. Kayserispor'da taraftar gruplarıyla yönetim arasında sürtüşme var fakat deplasmandaki bu maça pek fazla yansımayacaktır. Maçın az gollü geçmesi kuvvetle muhtemel!

Tahmin: Beraberlik!

UEFA Avrupa Ligi Gecesi


Şampiyonlar Ligi'nde ne kadar düşük vitesle gidiyorsak UEFA Avrupa Ligi'nde bir o kadar yüksek vitesle seyrediyoruz. Maçlardan önce, 6 puan bekliyordum ve bu defa tutturdum. İki temsilcimiz de zaman zaman gayet iyi mücadele etti ve galibiyetleri hak etti.

Galatasaray'dan başlayalım. Romen futbolunun düştüğü durum sahiden de içler acısı. Bir zamanlar Avrupa'da fırtına gibi esen Romenler, şimdi düştükleri yerden kalkamıyorlar. Bu girişi neden yaptım; çünkü Galatasaray hiç zorlanmadığı bir 90 dakika oynadı. Seyircisiz stadyumda dilediği gibi top yaptı ve çok rahat bir galibiyet aldı.

Mehmet Topal'ın füzesi sahiden de çok şıktı. Kurtarılabilir miydi diye uzun uzadıya düşündüm ama bir sonuca ulaşamadım. Bir bakıyorum kurtarılabilir, bir bakıyorum kurtarılamaz. İçinden çıkmak zor anlayacağınız. Çıkmamaksa daha iyi, golün güzelliğini yaşamak.

Nonda'nın durumu, alınan galibiyetten daha önemli bana sorarsanız. Nonda, uzun vadeli bir sakatlık yaşarsa Galatasaray'da forvet kalmadı demektir. Zaten bir şey oynamıyordu diyeniniz olabilir fakat TSL'deki maçlar, bu gecekinden daha zor olacak ve hedef santrfor noksanlığı, ciddi bir eksiklik olabilir. Kewell bu göreve çekilebilir ama -her ne kadar Nonda'dan daha yetenekli olsa da- Nonda kadar etkili olamaz.

Murat Demiryas röportajımda, Demiryas şöyle bir şey söylemişti; "Galatasaray son yılların en güçlü kadrolarından birini kurdu. Ancak sezonu çok erken açtığı için son milli maç arasından önceki dönemde puan kayıpları yaşadı. Bu tip dönemler olacaktır, çünkü yönetimin ve Frank Rijkaard'ın öncelikli hedeflerinden birisi UEFA Avrupa Ligi olacak. Yine de bu kadronun olağanüstü bir durum olmadıkça ligi ilk iki içerisinde bitirmesi, UEFA Avrupa Ligi'nde ise en kötü ihtimalle son 16'ya kalması normal sonuç olur." Doğru söze ne denir!

Geçelim Fenerbahçe'ye. Fenerbahçe'nin karşısında daha dirençli bir takım vardı fakat asla iyi bir ekip yoktu. İlk yarı, Fenerbahçe'nin rehavetinden dolayı oyunu dengelediler ama Fenerbahçe, biraz performans gösterince sürklase oldular.

Bu gece, güzel gollerin gecesiydi. Önce Santos, ardından Alex çok şık gollere imza attı. Santos'u pek beğenmediğimi devamlı takipçilerimiz gayet iyi bilir fakat bugün iyi oynadığını söylemek zorundayım. Daum rotasyonu, belli ki Santos'a yaramış. Roberto Carlos'taki çıkışı da unutmayalım!

Bu galibiyetle birlikte 9 puana ulaştı Fenerbahçe. Gruptan üst tura yükselmesi artık garantilenmiş vaziyette. Tıpkı Galatasaray gibi. Bu saatten sonra önemli olan grup liderliği. İki takıma da önümüzdeki maç günü beraberlik yetecek. Fenerbahçe de, Galatasaray da bunu yapabilecek güçteler!

Gelelim Romen futboluna. Dünyada Romen kulüpleri kadar jenerasyona bağlı takımlar var mıdır, bilmiyorum. İyi bir jenerasyon yakalanırsa Romenler iyi oluyor; aksi halde berbat. Jenerasyon yakalamak elbette büyük bir artı fakat jenerasyona bu kadar bağımlı kalmak, doğru birşey değil. Bu durum, tüm "Demir Perde" takımları-zengin sahipleri olan Rus kulüpleri istisnasıyla- için geçerli! Doğru yabancı tercihleri gelmeyince takımlar tam anlamıyla çöküyor. Şu "Demir Perde" mevzusu ayrıca değerlendirilmeli.

Sonuç olarak güzel bir geceydi. Galatasaray, Ankaragücü ve Fenerbahçe mağlubiyetlerinden sonraki duraklama döneminden kurtuluyor yavaş yavaş. Fenerbahçe'yse Gençlerbirliği maçıyla başladığı yükselişini sürdürüyor. İlk yarı biraz afalladılar ama toparlandılar. Güzel gece, güzel bitti.

05 Kasım 2009 Perşembe

"Vatandaş Ercan" ile "Gazeteci Ercan"


Son günlerde blog, spor ve hatta medya dünyasını ilgilendiren en önemli haber Ercan Saatçi üzerine. Bugüne kadar bu olayın kenarından dolaşmayı tercih ettim, hazır ortam biraz durulmuşken birşeyler yazmadan duramadım!

Malum videoyu hepiniz seyretmişsinizdir. Konuşulan şeylerin savunulacak hiçbir yanı yok. Fakat ince bir detay var. Bu görüntüler yayınlanmak üzere değil aksine sohbet ortamında çekilmiş. Normal bir yönetmen ya da her ne diyeyim yapım sorumlusu, küfürlü görüntüleri anında silerdi fakat silmedi. Bunu yapan her kimse görüntüleri cebine koydu ve işine yarayacağı an yayına soktu.

Mevcut durumda "vatandaş Ercan" mağdur edilen taraf olmuştur, burası açık. Hiç kimse küfrederken çekilmiş görüntüleri yayınlansın istemez ve kişinin istemi dışında oluşan herşey, karşı tarafın suç hanesine bir çizik koydurur.

Ercan Saatçi, Hürriyet Gazetesi spor müdürü olmasaydı görüntüler birkaç dakikalık gülme ya da küfretme malzemesi olarak kullanılacak sonra unutulacaktı. Tıpkı Turgay Şeren'in malum Telegol videosu gibi. Fakat haklı ya da haksız bir biçimde Ercan Saatçi, Hürriyet Gazetesi spor müdürlüğüne getirilince görüntüler apayrı bir değer kazandı.

Buraya kadar "vatandaş Ercan"dan bahsettik ve mağdur edilen taraf kesinlikle "vatandaş Ercan"dı. Şimdi "gazeteci Ercan"a dönelim. Ercan Saatçi'ye gazeteci diyemeyiz elbette. Olsa olsa fanatik bir futbol yorumcusu olarak adlandırabiliriz. Fenerbahçeli olmayan bir futbol sever için Alaattin Metin ne kadar objektifse Ercan Saatçi de o kadar objektiftir.

Ertuğrul Özkök'ün damadı olmak medya camiasında çok büyük bir şans elbette. Bunu kimse yadsıyamaz. Gerçi Ercan Saatçi boşandıktan sonra bu göreve getirildi ama etkisini görmezden gelemeyiz.

ligtv.com.tr'de yayınlanan Cem Kurel'in yazısı "Ercan Saatçi/gazetecilik" denklemini çözüyor aslına bakarsanız. Gazetecilik ve spor müdürlüğü konusunda tepki koyması gereken bizler değil sadece gazetecilerdir, ötesine karışamayız ve karışmamamız lazım.

Futbol dünyamızda yaygın bir davranış biçimi var. İşleri kötü giden kulüp önce Lig TV'ye sonra da medyaya saldırır. Lig TV alınmasın kampanyaları yapılır, tepki e-mailları yollanır vs. vs. Fakat tüm bunların sonucunda hiçbir şey olmaz. Üstünden 1-2 ay geçer, herşey eski haline döner. Şükrü Saraçoğlu'nda Lig TV'nin kabloları kesilmişti, İnönü'de kameraların önü atkıyla kapatılmıştı, Ali Sami Yen tribünlerinde Lig TV ve diğer medya kuruluşlarının aleyhine birçok tezahürat yapıldı. Peki sonuç? Günü kurtarmak dışında birşeyler kazanan oldu mu? Cevap belli, bir kez daha hatırlatmayalım.

Bu işte en büyük yarayı Metin Özülkü aldı. Video çıkana kadar sessiz, sakin, kendi halinde bir müzik adamı olarak tanınırken şimdi koca bir taraftar grubunu, taraftarı karşısında buldu. Olayın Metin Özülkü tarafı unutulur elbet ama yara aldığı bir gerçek. Onun yerinde olsam sorumlulara dava açardım.

Sonuç olarak diyeceğim şudur; "vatandaş Ercan" bu olayda mağdur edilmiştir. "Gazeteci Ercan" her ne kadar suçlu değilse de mevki itibariyle abartılmış bir kişidir. Bu abartıyı en iyi anlatacak gazetecilerdir, biz ne söylersek söyleyelim boş konuşmaktan öteye gitmeyecektir. Ve son olarak; hayali düşmanlar yaratmak kimseye yarar getirmez, tabii Don Kişot değilseniz!

04 Kasım 2009 Çarşamba

Beşiktaş-Wolfsburg Maçının Ardından


Ernst'in oynamayacağı açıklandığında işler bir hayli zorlaşmıştı Beşiktaş için. İlginçtir, hem taraftar hem de futbolcular bu eksiğe öyle bağlanmıştı ki maçın başladığını uzunca bir süre kimse anlayamadı.

Beşiktaş, yapmayı en iyi bildiği şeyi yani defansı yapamayınca Wolfsburg, ilk 20 dakika çok yoğun baskı kurdu. Misimoviç'in golünden önce daha net fırsatlardan yararlanamadılar ve yine Misimoviç'in füzesinden birkaç dakika önce golün geleceği ayan beyan ortadaydı.

İlk yarı golden sonra ve ikinci yarının 80. dakikaya kadarlık dilimi, tam bir keşmekeş olarak devam etti. Zaman ilerledikçe Beşiktaş bastırıyormuş gibi gözüktü ama kenarlardan bomboş ceza sahasına top kesmek dışında hiçbir atak yapılmadı. Bazen öyle anlar oldu ki orta yapma piyangosu Bobo'ya çıktı ve haliyle içeride kimsecikler kalmadı.

Beşiktaş erken gol yemese, oyunu 0-0'da tutmayı başarabilse son dakikalara bir gol sıkıştırıp maçı kazanabilirdi belki de, fakat Beşiktaş gibi skor kabızı bir takım, Ernst şokunu henüz üstünden atamadan topu filelerinde görünce mucize aramaktan başka çare kalmadı. PES oynarken rakibi ortadan delemeyen oyuncu gibi gözü kapalı ortalar dışında rakip ceza alanına giremedi.

Bu maçtan ve skordan daha beteri, ManU'nun CSKA'ya puan bırakması oldu. CSKA, gelecek CL haftasında kendi sahasında Wolfsburg'dan puan almayı başarırsa Moskova takımından alınacak iç saha galibiyeti UEFA Avrupa Ligi için yeterli olmayacak. ManU, bu maça da as kadrosuyla çıkıp CSKA'yı yenseydi Beşiktaş'a muhtemelen yedek ağırlıklı bir kadroyla çıkacaktı. Şu anki durumda, bu opsiyon da ortadan kalkmış oldu.

Açık konuşalım, Beşiktaş'ın bu saatten sonra UEFA Avrupa Ligi'ne kalabileceğini zannetmiyorum. 6 maç sonuna dair puan beklentim, normal şartlarda 2; iyi bir ofansif performansla 4. İşin kötü yanı, 4 puan da yeterli olmayacak artık. Wolfsburg'dan Rusya galibiyeti beklemek şart. Beraberlik bile tüm planları alt üst eder.

Beşiktaş için eve dönüş zamanı. 5 haftadır esen iyimser rüzgar, bu mağlubiyetle yerini fırtınaya bıraktı. Kartal'ın bu hafta Trabzonspor'la, öbür hafta Fenerbahçe'yle oynayacağı düşünülürse gelecek de pek aydınlık görünmüyor. Kaostan çıkmanın en düz yolu CL'ydi fakat o da olmadı.

03 Kasım 2009 Salı

Türkiye'nin En Genç Teknik Direktörü; Mehmet Ak


1982 doğumlu profesyonel bir teknik direktör tanıyor musunuz? Tanımıyorsanız bu röportajı kaçırmayın derim. 4. röportaj konuğum, geçtiğimiz günlerde TFF 3. lig takımlarından Nilüferspor'daki görevinden -başarılı olmasına rağmen- ayrılan, Fenerbahçe ve Galatasaray altyapılarında çalışmış, Azerbaycan'ın son yıllardaki en başarılı kulübü Karabağ'da koordinatörlük yapmış, Sergen'li, Ahmet Yıldırım'lı efsanevi dönemde Etimesgut Şekerspor'da görev almış, orada çok sağlam bir altyapı kurulmasını sağlamış genç teknik direktör Mehmet Ak.

Mehmet Ak, bildiğimiz teknik direktörlerden değil. Üniversite mezunu ve şu sıralar yüksek lisans tezini hazırlıyor. Yeni nesil futbol adamlarımızın en önde gelenlerinden biri belki de. Dünyada onun gibi 1980 jenerasyonundan çok az teknik direktör var, Türkiye'deyse Mehmet Ak bu jenerasyonun tek temsilcisi. Futbol teorisi üzerine kafa yoranlar, bu röportajı kesinlikle kaçırmamalı. Okurken hiç duymadığım bilgiler edindim, neyse sözü fazla uzatmadan röportaja geçelim;

*Sizi henüz tanımayan okurlarımıza Mehmet Ak'ı bir nebze anlatabilir misiniz acaba?

18.05.1982 Of doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi Ankara’da tamamladım. 1999 yılında Akdeniz Üniversitesi Klasik Arkeoloji bölümünü kazandım. Daha sonra Ankara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu’na 2001 yılında kayıt yaptırdım. Lise eğitimim gibi bu 5 yıllık eğitim hayatımı da okul birinciliği ile tamamladım. Şu anda Konya Selçuk Üniversitesinde Antrenörlük Eğitimi bölümünde master eğitimi yapmaktayım. 9 yıl boyunca üst liglerde olmasa da futbol oynadım. Eğitim ve sakatlıklardan dolayı futbol yaşantımı bitirmek zorunda kaldım. 2003 yılında başladığım antrenörlük kariyerimde Şekerspor, Qarabagh FC, Galatasaray, Nilüferspor takımlarında antrenörlük yaptım. Bu dönemler içerisinde bir çok organizasyonda görev aldım. Ulusal ve uluslararası konferanslarda konuşmacı olarak bulundum. Halen Ankara’da yaşıyorum…

*Çok ilgimi çeken bir teknik direktörlük hayatınız var. 1982 doğumlu, henüz 27 yaşında olmanıza rağmen Nilüferspor gibi profesyonel bir takımın teknik direktörüydünüz ve Nilüfer'den önce Azerbaycan'ın Karabağ takımı ile Etimesgut Şekerspor'u çalıştırdınız. Dünyadaki en genç teknik adamlardan birisiniz. Teknik direktörlük serüveninizi çok merak ediyorum?

Üniversite eğitimimin 2. sınıfında antrenörlük kariyerime başladım. İlk olarak Fenerbahçe Spor Kulübü’nde 15 yaş altı yetenek seçimi ve yönlendirmesi projesiyle alakalı olarak bir takım çalışmalarımız oldu. Daha sonra 2005 yılın sezon başında Sayın ADNAN SEZGİN, TAMER GÜNEY ve SÜLEYMAN NAFİZ TEKGÜL ile birlikte yeniden kurulan ETİMESGUT ŞEKER SPOR organizasyonun içinde antrenör olarak görev aldım. İlk olarak altyapıda Türk futbolunda uygulanmayan çok farklı sistemlerin uygulanmasında projeler geliştirdik. Buna bağlı olarak Etimesgut Şeker Spor 15 Yaş Altı Futbol Projesi’ni uygulamaya soktuk. Alt yapıdaki çalışmalarımızı profesyonel takımda uygulamak adına profesyonel takım kadrosunda antrenörlüğe başladım. 2007-2008 sezonunda Osman Özköylü yönetiminde Şeker Spor’u yükselme grubuna çıkarttık. Alt yapıda uyguladığımız sistemle şu anda değişik takımlarda profesyonel futbol yaşantısı süren 20 oyuncuyu 2 yıl gibi kısa bir sürede Türk futboluna kazandırdık. 2008 yılının başında Azerbaycan Qarabagh takımında antrenörlüğe başladım. 2008-2009 yılında bu takımla kupa şampiyonluğu yaşadım. Çok kısa bir dönem Galatasaray altyapı teknik sorumluluğu görevini yürüttüm. 2009-2010 sezonuna 20 gün kala Nilüferspor A.Ş teknik direktörü oldum.

*Azerbaycan kulübü Karabağ'da, Rasim Kara'nın yardımcısı olarak göreve başladınız. Orada çok sevilmiş ve beğenilmiş olacaksınız ki Rasim Kara'dan sonra koordinatörlük görevine getirildiniz. Azerbaycan'da çalışırken Karabağ'ın kazanmış olduğu bir Azerbaycan Kupası var üstelik. Azerbaycan'daki futbol günleriniz nasıl geçti?

Azerbaycan çok farklı bir ülke. 1.5 yıl kaldım Azerbaycan’da ama geçen bu süre içinde hiçbir yabancılık çekmedim. İnsanları çok samimi ve içten, her zaman onlarla görüşüyorum, şu anda orada olmasam bile her Qarabagh maçından sonra bana onlarca telefon geliyor. Kısacası orası bizim ikinci vatanımız. Azerbaycan takımıyla anlaşırken sistem kurma adına çok farklı bir projeyle başladık. 1.5 yılın sonunda bu sistem gerçekten çok başarılı oldu. Genç oyuncu yapısına sahip takımla ilk yılı 5. sırada bitirdik. İkinci yılda milli takıma en fazla oyuncu veren takım biz olduk. Tabii, ikinci yılda ligi 4. Sırada bitirirken kupa şampiyonluğu yaşadık. Toplam 39 lig maçında 2 mağlubiyet yaşadık. Diğer takımlara nazaran çok genç bir ekip olmasına rağmen çok başarılı bir takım yarattık. Sezon sonunda özel sebeplerden dolayı ayrıldım. Tabii ki takımın şu anda başarısı devam ediyor, hala milli takıma en fazla oyuncu veren takım, UEFA Kupası’nda çok başarılı sonuçlar aldı. Bu da bizim çok sağlam bir sistem kurduğumuzun işaretidir. Kulüp başkanı Tahir Güzel, bu sistemin kurulması için bize çok yardım etti. Bununla birlikte Sayın Rasim Kara’nın Azerbaycan futbolunda inanılmaz emekleri vardır. Bu ülkede nasıl Piontek devrim yaptı deniliyorsa Rasim Kara da Azerbaycan futbolu için o devrimleri yapmıştır.

*Azerbaycan futbolu hakkında neler düşünüyorsunuz? Sovyetlerin dağılmasından sonra Türkiye'nin doğusunda kalan ülkelerin futbolda pek fazla söz sahibi olamadığını görüyoruz ve Azerbaycan futbolu, Berti Vogts liderliğinde çıkış arıyor. Azerbaycan, Avrupa normlarında bir futbol ülkesi olabilecek mi?

Azerbaycan futbolu gelişiyor. Son yıllarda başarılı sonuçlar almaya başladılar. Berti Vogts da sistem kurmaya çalışıyor. Bence, Azerbaycan’da Türk hocaların sayısının artması futbollarının daha da gelişmesine katkı sağlayacaktır. Bunu söyleme nedenim, aynı dili konuşuyoruz ve dahası kültürel özelliklerimiz neredeyse aynı. Bizim yaşadığımız sorunları onlar da yaşıyor. Azerbaycan futbolunun en büyük sorunu altyapı ve tesis sorunudur. Bu sorunları aşmak adına güzel projeleri var. Bizim de orada bulunuş amacımız buydu. Altyapı sorununu çözmek ve bazı projeleri uygulamak konularında da çok başarılı olduğumuzu düşünüyorum. Azerbaycan futbolu, 10 yıla yakın bir zamanda çok önemli başarılara imza atabilir.

*Geçtiğimiz sezon, Galatasaray alt yapısında görev yaptınız. Galatasaray alt yapısı, Türkiye'nin en verimli alt yapısı gibi gözüküyor. Bu sistemin kısa bir süre de olsa içinde yer almış bir insan olarak Galatasaray alt yapısını diğerlerinden ayıran fark nedir sizce? Çalıştığınız dönemde ilginizi çeken ve gelecekte ses getirebileceğini düşündüğünüz genç yetenekler var mı?

Galatasaray altyapısında gerçekten çok önemli oyuncular var. Bunların başında Emre Çolak ve Berkin Aslan’ın isimlerini sayabilirim. Fakat şunu söyleyebilirim; çok yetenekli oyuncular, Galatasaray’ı tercih ediyorlar. Altyapı tüm Türkiye’nin sorunu, kaynak ayırmada oyuncu seçimlerinde ve eğitimlerinde çok büyük sorunlar var. Son zamanlarda bununla ilgili farklı çalışmalar yapılmaya başlandı fakat bunun için zamana ihtiyaç var. 2001 yılında Barselona’nın alt yapı bütçesinin 15 milyon dolar olduğunu öğrendiğimde çok daha fazla zamana ihtiyacımız olduğunu anladım.

*Ahmet Arslaner, Ahmet Yıldırım, Sergen Yalçın, Güngör Öztürk, Kerem İnan, Nuri Çolak, Faruk Sarman ve Serdal Boyraz'lı efsanevi Etimesgut Şekerspor'da antrenörlük yaptınız. Olayların içinden biri olarak bu efsane takım neden beklediği başarıları yakalayamadı?

Futbolun en önemli sorunu sistem ve istikrardır. O dönemdeyse gerçekten çok doğru bir proje ile yola çıkıldı. Ama daha sonra Türk futbolundan yıldız isimlerle yola devam edildi. Bu dönemde çok fazla değişiklik oldu. İstikrarsızlık belki de o dönemin en büyük sorunlarından biriydi. Şu anda Şeker Spor Kulübü yoluna altyapıdan yetişen oyuncularla devam ediyor. Bu da kurulan sistemin en büyük doğrusudur.

*Görevinizden yeni ayrıldınız. Bundan sonraki kariyer planlamanızı nasıl yapıyorsunuz?

Futbolda bugüne kadar doğruları yapma adına bazı uğraşlar verdim. Türk futbolunda çok önemli isimlerle çalıştım. İlerleyen günlerde sistem adına bizim hedeflerimize uygun projeler karşımıza çıkarsa değerlendiririz. Şu anda master eğitimimle ilgili uluslararası bir çalışmayı bitirmek üzereyim. Kısa bir dönem için yurt dışına da gidebilirim. Daha takımdan ayrıldığımız bile birçok kişi tarafından bilinmiyor!

*Türkiye'de ve dünyada en beğendiğiniz teknik direktörler hangileri? Kendinize örnek aldığınız bir teknik adam var mı?

Yukarıda da söylediğim gibi ben, Türk futbolunda çok önemli isimlerle çalıştım. Hepsinden çok önemli şeyler öğrendim. İlerleyen antrenörlük hayatımda öğrendiğim doğruların çok büyük katkısı olacaktır. Dünyadaki tüm yeni gelişmeleri ekibimizle birlikte takip ediyoruz dolayısıyla bütün doğrulardan faydalanmaya çalışıyoruz. Örnek aldığım teknik adam konusunda takip ettiğim isimler var. Kendime örnek aldığım tek bir isim yok. Bana uygun olan, doğrularını aldığım birçok teknik direktör var.

*TFF başkanı yarın çıksa ve ulusal takım teknik direktörlüğüne sizin getirildiğinizi açıklasa ilk icraatınız ne olurdu?

Bu çok güzel bir soru. Şimdilik öyle bir hedefim yok ama; bazı gerçekler de göz önünde. Tüm Türkiye’yi kapsayacak bir altyapı uygulaması içerisinde tüm takımların uygulayacağı bir sistem gerçekleştirmek gerekiyor. Bizim bununla ilgili birçok projemiz var. Türk futbolunun en büyük sorunu oyuncu yetiştirememektir. Bugün Almanya’da yaşayan Türkler olmasaydı Milli Takımlarımız çok büyük sorunlar yaşayacaktı. Kimse bunu anlamak istemiyor. Milli takımlarda oynayan oyuncuların çoğu Almanya eğitimi almış, oradaki takımların altyapısında yetişmiş oyuncular. Yurt dışına giden oyuncularımızın çoğu ilk yıllarında geri dönüyor, bunun neden olduğunu kimse sormuyor. Eğer 80 milyonluk Türkiye’de altyapıdan eğitim almış, yurt dışında oynayan 1 oyuncumuz varsa bu bir fiyaskodur. Bir İngiliz altyapı oyuncusu yılda 800 saat eğitim alıyorken bu rakam bizde 350 bile değilse, nedeni burada aramak lazım bence.

*Turkcell Super Lig'in mevcut durumu hakkında neler söylersiniz? Şampiyonluk adayınız hangi takım ve futbolundan keyif aldığınız bir ekip var mı?

Bu yıl Süper Lig, geçen sene olduğu gibi zevksiz. Galatasaray ve Fenerbahçe arasında geçecek lig yarışı. Kim daha iyiyse o kazanacak. Bursaspor, geçen sene Sivasspor’un yaşadığı tesadüf başarıyı yakalayabilecek mi hep beraber göreceğiz. Ama bence bu sene en önemli çıkışı Bursaspor yakalayacak çünkü altyapısını geçen seneden kurdular. Sivasspor’da alt yapısı olmayan bir başarı vardı. Galatasaray’ın hücum hattıyla Fenerbahçe’nin defans hattının oluşturduğu bir takım UEFA Avrupa Ligi’ni kazanabilir.

*Barcelona mı, Real Madrid mi size daha yakın?

İlk izlediğim maç, 1990-1991 sezonunun 19 Eylülündeki Trabzonspor-Barselona maçıdır. O yüzden Barselona’ya karşı sempatim var. Ve oynadığı futbolu benimsiyorum. O maçı Trabzonspor 1-0 kazanmıştı. Rövanş maçı 7-1 olmuştu.

*İnternet üzerinde gittikçe artan bir futbol birikimi, kültürü var. Sizin de antrenörlük deneyimlerinizi paylaştığınız www.zirvefutbol.com isminde bir siteniz var. Futbol bloglarını okuyor musunuz ve internet-futbol etkileşimini nasıl görüyorsunuz?

Evet; bilgi ve birikimlerimizi paylaşmamız gereken ve bilgiye çok çabuk ulaşılan bir dönemdeyiz. Benim de yaşadığımız tecrübeleri paylaştığım bir web adresim var. Futbolun yeniliklerini ve gerekliliklerine yazdığımız bir web sitesi. Artık teknoloji hayatın her yerinde, insanların paylaşımlarını sunması gerekiyor ve internet bunun en büyük yardımcısı. Evet, futbol bloglarını takip ediyorum. Bazı paylaşımlarımızı yazıyoruz. Sizin de çok önemli röportajlarınız futbolun farklı yönlerini ortaya çıkartıyor. Takip edilmesi gereken bir emek var ortada.

*Röportajı okuyan birçok futbol severin en büyük tutkusu menajerlik oyunları. Sizin böyle bir merakınız var mı?

Menajerlik oyunlarına karşı hiçbir ilgim yok. Fakat eğlenceli olduğunu biliyorum.



Çok Teşekkürler!..

02 Kasım 2009 Pazartesi

Turkcell Super Lig, 11. Haftanın Panoraması


Kayserispor-Fenerbahçe maçına yorum yazamadım. Öncelikle bunun için özür dileyerek yazıya başlayayım. Kadroları duyduğumda ve dolayısıyla Alex'in 11'de olmadığını gördüğümde, beraberlik gelebileceğini düşünmüştüm ve ilginç goller neticesinde 1'er puan paylaşıldı.

Souleymanou Hamidou ilginç gollerin kalecisidir ve futbolu bıraktığında, bu ilginç gollerle anılacak hafızamda. Bu maçta yediği gol de hafızalara kazınacak cinsten. O, bu değil de asıl anlayamadığım, Kayserispor gibi ekonomik zeka konusunda hatrı sayılır ünü olan bir kulüp TSL'nin en iyi 4 kalecisinden biri olan Ivankov'u bedava nasıl bırakır? Fenerbahçe için de bir, iki kelam edelim; eski Daum, rotasyon sevmeyen ve 70. dakikadan önce oyuncu değiştirmeyen bir teknik adamdı. 70. dakika hastalığı hala devam ediyor ama bu sezon, ilginç rotasyonlar da görüyoruz ondan. Umarım, Avrupa hedefi için bunları yapıyordur. Daum, Alex yokken bile Santos'u 11'de düşünmüyorsa Brezilyalı için işler kötü gidiyor demektir! Kayseri'de en çok dikkatimi çeken Makukula'nın yerine giren Semih Aydilek oldu. Gol atabilse kendisi adına muhteşem olacaktı ama pozisyonlara girmeyi başarması, aynı derecede önemli.

Haftanın ilk maçı, Antalyaspor ile Bursaspor arasındaydı. Karşılaşmayı büyük bir şevkle seyrederken Digiturk yayınları çöktü. Öyle zannediyorum ki 60. dakikadan ötesini staydumda olan futbol severler haricinde canlı seyreden yoktur. Bursaspor oyuna iyi başlamadı ve oldukça sıkıntılı anlar yaşadı. İkinci devre bulduğu pozisyonları gol yapsalar maçı kazanabilirlerdi belki de ama açık konuşmak gerekirse oyunun hakkı beraberlikti. Tita'nın dönüşü, Antalyaspor'a iyi gelecek ve gelmeye başladı. Ekstra bir şey daha söyleyeyim, Antalyaspor bu ligin Denizlispor'la birlikte en zayıf kadrosuna sahip takımı. Hatta Denizli'nin kadrosu daha kuvvetli diyebiliriz. Buna karşın, 10. sırada bulunuyor Antalyaspor. Gaziantepspor, Ankaragücü ve Sivasspor gibi kendisinden kat kat güçlü ekipleri geride bırakmayı başarabiliyor. Mehmet Özdilek'in hakkını yiyoruz sanki. Tebrikler Şifo!

Kasımpaşa-Eskişehirspor maçında, Es Es gol kaçırma rekoru denemiş. Azar Karadaş'ın ustalık kokan şık golüne bir türlü cevap verememişler. Burak'ın ilaç kıvamındaki kafası olmasa Kasımpaşa, altın değerinde bir 3 puanı alıp gidecekmiş. Es Es, Youla'yı çok arıyor. Ümit Karan'daki formsuzluksa devam ediyor. Kasımpaşa'yı da es geçmeyelim. Yılmaz Vural iyi bir takım ve yapı kurdu. Özellikle genç Barış'tan çok ümitliyim. Düşmenin kalmaktan zor olduğu bu sezonda, Kasımpaşa dayanacak gibi.

Gençlerbirliği'ndeki düşüş sürüyor. Bu hafta, hafta arası yaşadıkları şokun ardından kazanacaklarını düşünüyordum ama çok kötü oynayıp haklı bir mağlubiyet almışlar. Thomas Doll maç sonrası, seyircilerin parasını geri ödemek zorunda olduklarını söylemiş. Kötü futbol bu raddelerde anlayacağınız. Kış gelmeden kış uykusuna yatan Manisaspor, kışı karşıladığımız şu günlerde uykudan uyandı. "Maçlardan Önce"de Manisaspor'un santrforu olmadığını söylemiştim. Mesut Hoca beni şaşırttı ve Ergin Keleş'le oyuna başladı. Ergin de maçın başında gol atarak galibiyetin anahtarını Manisa'ya verdi. Haftaya, çok keyifli bir Bursaspor-Gençlerbirliği maçı bekliyorum. Rüzgar ters dönmeden iki takım da kazanmak isteyecektir.

Ve Antep'teyiz. Yine hoş olmayan, klasik tabiriyle "sahalarımızda görmek istemediğimiz" olaylar yaşadık. Diyarbakırspor, Galatasaray maçına çıkmayacağını açıklamış ama bu karar değişecektir muhtemelen. 3 dakikalık özetlere göre, hakem Süleyman Abay kartlarda adaleti pek sağlayamamış ve olaylar bundan çıkmış. Gaziantep'in ve Diyarbakır'ın bulduğu gollerde, hakemin bir etkisi veya katkısı yok, bunu da ekleyelim fakat Süleyman Abay, sahiden de tatsız ve olaylı maçların hakemi. Antep'in yeni transferi Jorginho, ekstra katkılar vermeye başladı. Linz'den hala ses seda yok.

İBB ilginç takım. 6 yiyip onlar kadar çabuk ve kolay toparlanan takım yok. Denizlispor'sa kupadaki Gaziantepspor zaferinden sonra çok daha önemli bir lig maçını kaybetti. Mevcut kadroları ve yapıları itibariyle işleri bir hayli zor.

Haftanın Antrenörü: Mesut Bakkal (Manisaspor)
Haftanın Oyuncusu: Matteo Ferrari (Beşiktaş)
Haftanın Genç Oyuncusu: Barış Başdaş (Kasımpaşa)
Haftanın Hakemi: Halis Özkahya (Beşiktaş-Ankaragücü)

Turkcell Super Lig'de 11. Haftanın 11'i;



Ceza Tahtası:

Yine Tribün Olayları: Artık hepimiz bıktık bu olaylardan. Koro halindeki küfürden, gereksiz protestodan, sahaya inenlerden. Gaziantep-Diyarbakır maçında da bu görüntüler yaşanmış. Olayları görmedim, bilmiyorum. Kimsenin ahını almak istemem. Ama şuna eminim ki ligden çekilmek çözüm değil. Bu kararı, Demokles'in kılıcı gibi ligin üstünde tutmaksa hiç doğru değil. TFF ve kulüpler bir araya gelmeli ve nihai bir çözüm yolu bulmalılar. İşler, olaylar daha da büyümeden!

01 Kasım 2009 Pazar

Galatasaray-Sivasspor Maçının Ardından


Sezon başından bu yana izlediğim en zevksiz Galatasaray maçıydı. Yanlış hatırlamıyorsam ilk defa, Galatasaray gol yemeden oyunu tamamlamayı başardı ve Eskişehirspor maçından sonra ilk kez alt biten bir maça sahne oldu ASY.

Rijkaard, Türkiye gerçeklerine uygun bir 11'le sahadaydı. TSL gibi fizik güce dayalı liglerde, çok kuvvetli ön liberoların yoksa ön liberoları çoklamaktan başka yapacak bir şey yok. Barış, Mehmet Topal ve Mustafa Sarp'tan oluşan orta 3'lü, ofansif olarak etkisizdi fakat defansif anlamda Galatasaray stoperlerine lig başından bu yana ilk defa rahat nefes aldırdı.

Fenerbahçe'deki santrforsuzluk sorununun bir benzeri, Galatasaray'da yaşanıyor. Böylesi üst noktalara oynayan takımlarda yalnızca 2 adet "tam" santrfor bulunmasını anlayamıyorum. Galatasaray'ın birinci önceliği santrfor transferi değil elbette ama Haldun Üstünel'in yapılacaklar listesine bu konu da girmeli.

Galatasaray, ikinci yarının başı ile Uğur'un oyuna girdiği ana kadar kısmî bir zorluk yaşadı. Sivasspor solundan Erman Kılıç, Kewell'ın geri dönmeyişinden faydalanarak Sabri'nin kanadını otobana çevirdi. Rijkaard tam bu sırada devreye girdi ve aksayan sağ kanada Uğur Uçar takviyesi yaptı. Rijkaard, git gide Türkleşiyor. Benden söylemesi!

Geçen sezonki Sivas ile bu sezonki Sivas arasında dağlar kadar fark var. İlk devrenin sonuna kadar Sivasspor'un toparlanabileceğini zannetmiyorum. Toparlanırlarsa ciddi anlamda bir mucize gerçekleşmiş olur.

Oyuna sonradan dahil olan Bruno Mbanangoye, FM 2009 dolayısıyla aşina olduğum bir oyuncudur. FM değerleri hayli yüksektir. Yıllarca Afrika'da çalışmış Muhsin Ertuğral'ın Sivas'ın Afrikalıları Agbetu, Kamanan ve Bruno'dan "fazlasıyla" faydalanacağını düşünmüştüm ama 3'lüden 2'si yedekten ancak girebildi. Biri çimlere ayak basmadı bile. Devre arası, Sivasspor'da bol transfer olacakmış gibi görünüyor.

Sivas bir stoper, bir forvet ve bir de oyunu değiştirebilecek kalitede orta saha oyuncusu alamazsa küme düşmenin en zor olduğu bu sezon, Bank Asya'yı boylayabilir. Zayıf değil ama ruhsuz bir kadroları var. Kısacası, toparlanmak zorundalar. TSL'nin şu anki en zayıf halkaları; Denizlispor ile Sivasspor, acı ama gerçek!

Perşembeden itibaren ortalık Ercan Saatçi videolarıyla doldu. Dolaşan videolar, bugün yol, su, elektrik olarak geri döndü. Ercan Saatçi'nin küfrü, haliyle küfür olarak Ali Sami Yen'de yankılandı. Fakat hatırlatmam gereken bir nokta var, futbol dışı işlere bulaşıp başarılı olan hiçbir takım hatırlamıyorum son 10 yıldır. Hakem Bülent Yıldırım, kartlarda aceleci fakat -skora etki anlamında- hatasızdı.