
2008-2009 sezonu, uzun zaman unutulmayacak bir lig yarışına sahne oldu. Bunun birkaç sebebi var; yıllar sonra bir Anadolu takımı ligi 2. sırada bitirdi ve şampiyonluğa bu kadar çok yaklaştı; Fenerbahçe ile Galatasaray, ligdeki son 4 haftaya ümitleri olmadan girdi ve yalnızca prestij maçları oynamak zorunda kaldı.
Beşiktaş'ın şampiyon olduğu bu sezon, 6.lıktan zirveye giden yolun kısa bir hikâyesini yazdı. Tıpkı, 2003-2004 sezonunda 11 puan farktan şampiyonluğun kaybedilişi gibi.
Küme düşenler, Hacettepe hariç umulmadık takımlar oldu. Sezona geniş ve güçlü bir kadroyla başlayan Kocaelispor, yönetimsel hatalar sonucu ligden düştü. Konyaspor'sa bu gidişatı daha Raşit Çetiner'in kovulmasıyla gösteriyordu. Kovma sebeplerini gayet iyi hatırlıyorum; kendilerinden güçsüz gördükleri Denizli'ye puan kaptırmak. Şimdi, Denizli nerede, onlar nerede?
Ligin az puanla bitmesi, zevksiz olduğunu mu gösterir bu çok tartışılıyor. Örneğin, İspanya'da Barcelona ortalığı sildi süpürdü ve bir dünya puan topladı ama bence, gerçek bir lig yarışı yaşanamadı. İspanyol gazetelerinin, oynanacak Real-Barça maçını düşünerek "puan farkı 1" manşetleri atmaları, rekabet ortamı yaratma fikrinden başka bir şey değildi.
Genç teknik direktörler, bu sezon biraz daha kendine güvenli ve başarılıydı. Mehmet Özdilek, Rıza Çalımbay, Ertuğrul Sağlam ve Abdullah Avcı gibi teknik adamlar, takımlarına göre oldukça iyi puanlar topladılar. Ertuğrul, sezona Bursa'da başlasaydı Fenerbahçe ya da Galatasaray'dan biri bugün büyük bir ihtimalle Avrupa'ya gidemiyor olurdu. Tabii Fenerbahçe ile Galatasaray, bu sezonki hataları yapmamış olsaydı puan tablosu da böyle olmazdı.
Ali Okancı'nın yaptığı ankette, sezonun futbolcusu Milan Baros seçildi. Ligi 5. bitirmiş bir takımın oyuncusu nasıl sezonun en iyi futbolcusu olur diye bana sormayın. Baros hakikaten de iyi bir performans gösterdi ve ligin gol kralı oldu ama tamamen hayal kırıklığı yaratan bir takımdan yılın futbolcusunu çıkartmak pek de doğru değil. Fakat, tabii ki burada Ali Okancı'nın hiçbir günahı yok; o, sadece bir anket yaptı ve sonuç, böyle çıktı.
Sivasspor, ŞL elemelerinde çok zor ekiplerle karşılaşacak ve lige katılamaması büyük bir ihtimal. Bence, onlar için Avrupa Ligi'ne kalabilmek de büyük bir başarı ve gelir demek. Bunu, başaracaklarına inanıyorum. Fenerbahçe, Trabzonspor ve Galatasaray da Avrupa Ligi gruplarına büyük bir sürpriz olmazsa kalacaktır. Trabzonspor'un deplasman performansına güveniyorum ama iç sahada, o istemediğimiz sürprizi yaşayabiliriz.
34. haftanın panoraması, genel bir anlam taşıyor. Yani, karmaya alınmış her futbolcu, bence o yılın mevkilerindeki en iyi isimleri. Deyim yerindeyse altın kadro. Gümüş ve bronzunu da ilerleyen günlerde ekleyeceğiz.
Sezonun Teknik Direktörü: Mustafa Denizli (Beşiktaş)
Sezonun Oyuncusu: Fabio Bilica (Sivasspor)
Sezonun Genç Oyuncusu: Sercan Yıldırım (Bursaspor)
Sezonun Hakemi: Bünyamin Gezer
Turkcell Super Lig’de, sezonun 11’i;

Ceza Tahtası:
Fenerbahçe ve Galatasaray: Yaptıkları yanlışlarla koca bir sezonu boşa geçirdiler. Şimdi şimdi akılları başlarına gelip toparlanmaya çalışıyorlar. Galatasaray’ın Rijkaard tercihi, oyun mantalitesi seçimi açısından önemli; Fenerbahçe’nin Daum tercihiyse 3 sezon şampiyonluk sözü vermenin sıkıntısını anlatıyor. Ne de olsa yeni antrenör demek, belirli bir alışma süresi demek. Takımlar, transfere doğru tercihlerle başladı; devamı nasıl gelecek hep birlikte göreceğiz.
Konyaspor ve Kocaelispor: Şimdi sıra, diplerin cezalılarında. Konyaspor, zirveye oynayacağız diyerek söze başlamıştı, gelinen nokta maalesef ki ortada. Kocaelispor’un sezon başı transferleri beni çok heyecanlandırmıştı fakat yönetim kurulu, ekonomik dengeyi bir türlü kuramayınca sezonun yarısı çöpe gitti. İki takım, şimdi tarihi bir eşiğin önünde duruyor. Ekonomik sorunları, bu sezon da çözülmezse Sakaryaspor’un yaşadıklarını yaşayıp Bank Asya’dan da düşebilirler ama çabuk toparlanmayı başarabilirlerse gelecek sezon TSL’ye dönmeleri, pek de sürpriz sayılmaz.


linkiboluna ekle!

0 yorum:
Yorum Gönder