
Hilal Gülyurt'la FourFourTwo okurken tanıştım. Trabzonspor'un efsane dönemini anlatan yazısında ve bir sürü röportajda hep onun ismi küçük puntolarla dergiyi süslüyordu. Bundan birkaç ay önce, dergiyi karıştırır internette dolaşırken Ali Ece'nin blogunda bir yazıya rastladım ve merakım iyice arttı. Derken, röportaj teklifi için mail attım Hilal Gülyurt'a ve inanılmaz sıcak bir insanla karşılaştım.
Ben onu sadece gazeteci olarak biliyordum röportajdan önce. Meğer eski bir hakemmiş de. Röportajı okurken hem şaşırdım hem de soruları kendim hazırlamama rağmen çok eğlendim. Sözü ona bırakmadan önce kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum!
*Ali Ece, blogundaki bir yazıda sizin için Sivas'tan stajyer olarak geldi ve inanılmaz yazılar çıkarttı demişti. İşe başlangıç serüveninizi anlatabilir misiniz?
Sivas’ta Cumhuriyet Üniversitesi’nde sosyoloji okudum ve İstanbul’a döndüm. Okulum bittiğinde FourFourTwo’nun da içinde olduğu gruba, Turkmedya’ya bir CV göndermiştim. Özgeçmişimde futbol hakemliği yaptığım, taraftarlık ve fanatizm üzerine tez hazırladığım yazıyordu. Futbolla ilgili olduğumu görünce FourFourTwo’ya yönlendirmişler. Hemen ardından genel yayın yönetmenimiz Mustafa Sapmaz’dan bir telefon aldım. Ne tesadüf ki doğum günümde de hep özenerek okuduğum dergide staja başladım.
*Hilal Gülyurt dendiği zaman aklıma röportajlar geliyor. Röportaj yaparken en çok keyif aldığınız konuk hangisiydi ve tabii zıttı, en çok sıkıldığınız?
Yazı yazmaktan da en az röportaj yapmak kadar keyif alıyorum. Özellikle arşive girip gazeteleri okumak, siyah beyaz fotoğrafları yazılarımda kullanmak beni çok mutlu ediyor. Eskişehirsporlu Youla ile röportaj yaparken çok eğlenmiştim. Bozuk Türkçesiyle derdini anlatmaya çalışıp bir yandan da takım arkadaşlarına laf yetiştiriyordu. Yetişemediği yerde de şakayla karışık argo konuşuyordu. Dikkatini toplayıp, sorularımı cevaplatana kadar epey yoruldum ama yanından ayrıldığımda gülmekten yanaklarım ağrıyordu. Genellikle röportaj yaparken sıkılmak gibi bir lüksünüz olmuyor. Röportaj yaptığım kişinin dört cümlelik soruma tek kelimeyle cevap verdiği de oldu ama gülerek devam ettim. Heyecan bittiğinde gereksiz bir yazı çıkıyor ortaya.
*Futbol, hayatınızın neresinde ikamet ediyor? Yapılması gereken meslek mi yoksa hem zevk hem de iş mi? “Kadın=futbol sevmez” denklemini kırdığınız çok açık ama kırıkların boyutlarını öğrenmek istiyorum ben!
Futbol hayatımın en merkezi yerinde ikamet ediyor. Yapılması gereken meslek olarak görmüyorum çünkü futbol işime dönüşmeden önce de hep benimleydi. Futbol oynamayı hiç düşünmedim ama oyunun bir parçası olmayı çok istemiştim. Hakemlik yaparak bastırdım bu isteği. FourFourTwo’da olmasam da futbol maçlarını izliyor, yorumları takip ediyor olacaktım. Kadınların futbolu sevmedikleri gibi bir genellemeye katılmıyorum. Artık birçok kadın eşlerinden ya da babalarından bağımsız futbolu takip ediyor, futbol oynayan kadınlar bir araya gelip takımlar kuruyor, kadın hakemler trio olarak önemli maçlarda görev alıyor. Hâttâ olayı abartıp tribünlerden okkalı küfürler savuran kadınlar eskisi gibi şaşkınlık yaratmıyor görenlerde!

*Gelelim güncel sorulara; 17 takımlı ligimizde 2 takımlı şampiyonluk yarışı varmış gibi gözüküyor. Fenerbahçe mi, Galatasaray mı sizce daha şanslı? Yoksa Beşiktaş ile Trabzonspor'u unutmayın mı cevabınız?
İki takımlı şampiyonluk yarışından bahsetmek için henüz çok erken. Böyle olmamasını umut ediyorum. Trabzonspor sezonu açtığı Sivasspor maçındaki performansının yarısıyla devam edebilseydi keşke! Bir şanssızlıktır gidiyor. Fenerbahçe ve Galatasaray favori gibi görünseler de işlerinin kolay olmayacağını düşünüyorum. Anadolu takımları ikinci yarıda başlarına iş açacak gibi geliyor bana.
*Anadolu takımı futbolcularıyla yapılmış birçok röportajınızı okuduk. Anadolu'da beğendiğiniz takımlar hangileri? Ya da soruyu şöyle değiştirelim, potansiyeli olduğunu düşündüğünüz takımlar?
Bu sezon Bursaspor çok inançlı ve bol alternatifli bir takım kurdu. Oynanan maçlarda atılan gollere bakarsanız isimlerin çeşitliliğine şaşarsınız! Büyük takımların bile düştükleri hataya Bursaspor düşmedi. Takımın kaderi iki üç oyuncunun performansına göre şekillenmedi. Bursaspor her hafta maç esnasında sürpriz hamleler ve isimlerle rakibine düşünme fırsatı vermiyor. Sercan’ın yokluğunda sorun yaşanmadığı gibi 13 de gol atıldı. Gaziantep de yine zorlu ekiplerden. 2000–2001 sezonundaki kadar şampiyonluğa yaklaşabilir mi bilinmez ama ligi tatlandıracağı kesin! Eskişehirspor da sakatlıklardan Bursaspor gibi sıyrılmayı becerir umarım. Abdullah Avcı da sessiz çıkışını sürdürecek gibi.
*Malum ulusal aradayız. Milli takım hakkında neler düşünüyorsunuz? Fatih Terim takımdan ayrılırsa yerli mi, yabancı mı teknik adam getirilmeli? Ve tabii ki neden?
Milli takımda yabancı teknik direktör olmasını kabul edemeyenlerdenim. Futbol sadece taktikten ve teknikten ibaret değil! Teknik direktörün takıma ruhunu da katması gerekir. Dilini bile anlamadığın, kültürünü bilmeyen bir hoca ile takım ruhunun oluşturulabileceğine inanmıyorum. Bunun tersi örnekler de olduğunu inkâr edemem ancak milli takım teknik direktörlüğünü hak eden onca değerli insan varken gözümüzün önünü görmememizin onlara yapılan büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum.

*Barcelona mı, Real Madrid mi?(Dikkat, kişilik analiz sorusu!)
Çocuk yaşlarda tutmaya başladığımız takımları bazen neden desteklediğimizi bile bilmeyiz, sadece severiz! Sonra sonra mantıklı bir açıklama geliştirir, kendimize bunu şiar ediniriz. Takımları araştırıp, uzun uzun kafamızda tartarak taraftarlığını kabul etmek bana her zaman ilginç gelmiştir. Ancak geçmişiyle, bu günüyle bilerek ve isteyerek Barça!
*Spor medyası, dergiciliği ya da daha geniş bir kavramı ele alırsak “medya”da beğendiğiniz yazarlar hangileri? Şunu okumadan güne başlamam ya da dergiyi kapatmam diyebileceğiniz kalemler var mı?
Atilla Gökçe, Uğur Meleke ve Cem Dizdar eğer yazmışlarsa mutlaka okumaya çalışırım. Erdem Kabadayı ve Ali Ece’nin yazılarını dergi daha basılmadan okuyabilmek benim için hoş bir ayrıcalık. Onlardan öğreneceğim çok şey var. Simon Kuper’in analizleri etkileyici! Sarper Diktaş’ın aslı kadar güzel çevirisiyle artık o da her ay FourFourTwo’da olacak.
*Ali Ece ve Ege Görgün'ün sıkı takipçileri olan blogları var. Diyeceğim şu ki günün birinde sizi de blog yazarken görebilir miyiz? Klasikleşmiş bir soru olarak; Futbol blogları hakkında görüşünüz?
Blog hazırlayanlara saygım sonsuz. İyi bir blog sahibi olabilmek için gününüzün koca bir bölümünü bu işe ayırmanız gerekiyor. Futbol gündemine düşen bir haber için aynı saatlerde bloglarda yayınlanan yazıları bazen hayretle okuyorum. İleride bir blog yazabilirim ama kendime ait bir blog fikri şu anda çok uzak. İşi bilenlere bırakmak en doğrusu.
Çok Teşekkürler!..


linkiboluna ekle!

1 yorum:
Harika bir röportaj olmuş beğenerek okudum. Ayrıca dergide sürekli röportajlarını okuduğum yazarın, röportajı yapılmış halini okumakta hayli eğlenceli.. eline sağlık, tebrikler :)
Yorum Gönder