BIY AD

30 Ekim 2009 Cuma

Sinemadan Futbola; Ege Görgün


Blog bugün buralara geldiyse Ege Görgün'ün yadsınamayacak katkısı vardır. Futbol sever Ege Görgün'le tanışmam -blogun ilk günlerinde- Gaziantepspor hakkında yazacağım bir yazıya rastlar. Gaziantepspor'un Roma zaferini araştırırken Görgün'ün şu yazısından hatrı sayılır derecede faydalanmıştım.

Daha sonra, zaman zaman Berezilya.com'da yazmaya başladım. Ege Görgün bu konuda beni ciddi anlamda cesaretlendirdi. Yazma şevkimi arttıran siz okurlar gibi çok büyük önem arz ediyor "futbol blog" hayatımda Ege Görgün. Onu biraz daha yakından tanımak üzere röportaj teklif ettim ve sağolsun hemen kabul etti. İşte aşağıdaki soru-cevaplar, bu paylaşımı simgeliyor;

*Sinema yazarlığı, çizgi-roman editörlüğü, dergi editörlüğü ve futbol. Futbol, yukarıdaki cümlede çok alakasız durdu sanki. Siz, bu alakasızlığı derin bir alakaya nasıl çevirdiniz?

Yukarıda saydıklarınız neticede içimdeki çocuğun hiç büyümediğine işaret ediyor. Sinema, çizgi roman, dergi, futbol… Bunların hepsi bir erkek çocuğunun merak alanları dikkat ederseniz. Tabi çocuk deyince, referansımı kendi çocukluğumdan alıyorum. Yoksa günümüz çocukları için görsellik ve macera duygusu bilgisayar teknolojisinin sunduklarından ibaret. Futbol demek onlar için en güçlü takımı tutmak, futbolcu olmaksa para kazanmak, şöhret olmak demek. Onları suçlayamayız tabi, suç yine bizim. Çocuklarımızı bu tüketim toplumuna yakıt haline getirenler bizleriz çünkü.

*Futbol ve sinema hatta çizgi-roman. Üçü de tutkuya rahatlıkla dönüşebilecek mecralar. Hayatınızda hangi tutku daha ağır basıyor?

Dönemsel olarak değişiyor ağırlık merkezi. Şu an meslek icabı en çok sinema var hayatımda. 2000’den önce çizgi roman ve kitaplar vardı. 80’lerin sonlarında, 90’ların başlarında futboldu. Bu dönemselliklerin kısa periyotlara sıkıştığı da oluyor. Bazen bir iki ay maç seyredesim olmuyor. Belki de o sıralar yaptığım iş, yazdığım yazı ya da araştırdığım konu da etkiliyor bu devinimi. Ben memnunum ama. İlişkimizin vadesini uzatıyor belki de bu devinimler.

*Dönelim futbola; TSL'nin şu anki durumu için ne dersiniz? Fenerbahçe, Galatasaray'ı yenerek -ilk 10 hafta için konuşursak- aradaki puan farkını bir hayli açtı. Beşiktaş, yeni yeni toparlanıyor. Trabzonspor dersek bildim bileli toparlanma evresinde. 4 büyüklerimiz özelinde lig nasıl gidiyor sizce?

Beşiktaş maçlarını seyretmeye bile katlanamıyorum şu aralar. Fenerbahçe’nin de çoğu zaman. Galatasaray’ın maçlarını ise hep olsa da seyretsem diyorum. Bunun nedeni elbette topu rakip sahada oynayan yaratıcı oyuncuların GS’de daha fazla olması. Trabzonspor’un büyüklüğü artık sözde ve tarihte kaldı ne yazık ki ama yine de yetenekli futbolcu bakımından GS’den sonra ikinciler. Onları da izlerken keyif alıyorum. Ama şampiyon olma olasılıklarının herhangi bir Anadolu takımıyla aynı olduğuna artık inandım. 4 büyükleri tutmadığım için ben aralarındaki rekabetten çok oynanan futbolla ve alacağım keyfe bakıyorum. Hal böyleyken GS’nin açık ara şampiyon olması olağan sonuç. Ama futbol fena halde hayata benzer. Olağandışı şeylere, beklentilerin aksinin çıkmasına hazırlıklı olmalıyız. Yine de ilerde Guiza ile FB’nin, Nobre, Nihat ve Bobo ile BJK’nin şampiyon olması zor görünüyor.

*Geriye kalan 14 takım için yani Anadolu takımlarımız için neler söylersiniz? "Anadolu'dan şampiyon çıkarsa o takım ... olur" dersem boşluğu doldurabilecek bir takım var mı size göre?

Sivasspor imkânsızı gerçekleştirme fırsatını yakalamıştı. Böyle bir fenomeni uzun bir süre daha göremeyeceğiz bana göre. Bursaspor, Gençlerbirliği, Eskişehirspor, Gaziantepspor’un ara sıra büyük takımlara çelme takmasına sevinmekle yetiniriz bu sezon. Kayserispor Tolunay Kafkas’ın yönetiminde vasat bir takım oldu çıktı. Ankaragücü onca yeni futbolcuya rağmen küme düşmekten zor kurtulur bu sene.

*Gelelim Kocaelispor'a. Sizi tanıdıktan sonra Kocaelispor dendiği zaman aklıma Ege Görgün geliyor.

Benim için gurur vesilesi olsa da, Anadolu takımları için üzücü bir durum. Bir ben çıkıyorsam, bu ülkede dört büyük takımın dışında bir takım hakkında yazacak, o yazıyı yayınlayacak ve o yazıyı okuyacak fazla adam yok demek ki. Ben yalnızca bana fırsat verdiklerinde en iyi bildiğim şey hakkında yazdım. O da Kocaelispor’un geçmişi ve Kocaelisporluluk’tu. Diğer Anadolu takımlarının da varlığını, büyüklüğünü hatırlatmaya çalıştım elimden geldiğince. Kendiliğinden haklı bir mücadelenin içine girmiş oldum böylece. Anladım ki aslında futbolun kendisinden de büyük bir mücadeleydi bu. Adaletsizlik, haksızlık, biat etme kültürü, şuursuz kazanma hırsı, sürü kültürü hayatın her köşesine sızmış tabi futbol da nasibini almış. Bunlara karşı mücadele etmek her insanın görevi. Mücadele ettiğimiz cephe futbol olur, ya da bir başkası.

*Malum, Kocaelispor çok kötü gidiyor. Bank Asya sınırları içerisinde kurtulmasının yolu var mı sizce yoksa Göztepe ya da Sakaryaspor'un çektiklerini Kocaelispor da mı çekecek?

Kocaelispor’un geleceği için çok karamsarım. Göztepe, Sakaryaspor, Karşıyaka ya da Zonguldakspor’un durumuna düşmemiz için bütün şartlar oluştu. Daha doğrusu şartlar insanlar tarafından yaratıldı. Değerlerin dejenerasyona uğradığı günümüz sosyal yapısında insanların daha fazla güç, daha fazla para için yapmayacakları şey yok artık. Bu türden adamları bir de kulübün başına getirirseniz olacağı budur. Bakın bu takımların hepsinin geçmişinde mutlaka böyle adamlar çıkacaktır. Böyle adamları kontrol edebilecek bir sistem geliştirmeli Federasyon, diyeceğim ama Federasyonlar da tam tersine bu tarz adamların yolunu açıyor.

*Ulusal takım için ne düşünüyorsunuz? Belki kişilerin bir önemi yok ama sormak zorundayım. Yerli mi, yabancı mı olsun yeni ulusal takım teknik direktörümüz ve federasyon başkanı olup sınırsız paranız olsa ulusal takımın başına kimi getirirdiniz?

Milli takım hocasından beklentilerim gayet basit: ligleri iyi takip etsin, takımına ya da başka bir şeyine bakıp adam kayırmadan, hakkaniyetle formda oyuncuları milli takıma davet etsin, ama bir sistem kurup her koşulda o sisteme uygun futbolcuları çağırsın. Sonra da rakip takıma uygun bir taktik belirlesin. Öyle kamplara kapanmaya, ligleri tatil etmeye, günlerce antrenman yapmaya hiç gerek yok. Bugüne kadar bunlar yapıldı da ne oldu: Milli takım hocası mucizelere, hastalıklı motivasyonlara güvenmeyen biri olmalı, zekâsı, sağduyusu ve insan psikolojisi bilgisiyle öne çıkmalı. Tabi alt liglerden oyuncuları da tanımalı. Sisteme en uygun futbolcunun kaçıncı ligden çıkacağı belli olmaz. Ünal’dan beri milli takıma ikinci ligden gelen adam yok. Anadolu takımından biri geldi mi heyecanlanıyoruz artık. O da yedek bekliyor zaten. Diğerlerine gösterilen sabır, ısrar ona gösterilmiyor. Mesaj açık: büyük takıma git! Türk futbolunu ve futbolcusunu tanıyorsa yerli yabancı olmuş fark etmez. Ama bana göre Rıdvan Dilmen ve Abdullah Avcı benim kriterlerime çok uygun. Çok tanınmamış bir hoca bile getirebilirsiniz milli takımın başına. Alın Thomas Doll’u koyun mesela. Kendini ispat etmek için daha çok çalışır. Medyadan, lobilerden etkilenmez. Eric Gerets de çok iyi olur. Bir de milli takım olayı o kadar da abartılmamalı. Şunu demek istiyorum: bence bir ülkenin orta karar bir takımının, o ülkenin milli takımını yenme olasılığı daha yüksektir. Tabi o milli takım 90’ların Fransası gibi bir şeyse ayrı… Ama öyle bir kulüp takımı formatlı milli takıma 20 yılda bir denk geliriz anca.

*Dünya futbolu hakkındaki görüşlerinizi merak ediyorum. Misal, sizce İngiltere Premier Ligi mi yoksa La Liga mı daha keyifli ve izlenesi? Katılamadığımız 2010 Dünya Kupası'nda gönlünüz hangi takımdan yana?

Uzun zamandır dünya liglerinin sıkı bir takipçisi değilim. En başta saydığınız ilgi alanlarımın çokluğu buna imkân tanımıyor. Ve tabi çoğu futbolseverin ve yazarın aksine yalnızca kendi tuttuğum takımın değil TV’de yayınlanan tüm Süper Lig maçlarını seyrediyor olmam da etkili diğer liglere zaman ayıramamamda. Ekonomik durumum elverse Bankasya maçlarını da izlemek istiyorum ama Digiturk bile yük oluyor bazen. Dünya futbolunu ise lig değil, kupa maçları aracılığıyla takip ediyorum daha çok. Sorularınızın yanıtını verebilirim yine de. Lige göre değil takıma göre seçerdim seyredeceğim maçı. 2010 Dünya Kupası’da gönlüm Avustralya, Güney Kore, Güney Afrika, Gana gibi takımlardan yana. İlle de büyükler derseniz maradonasal nedenlerle Arjantin, nostaljik nedenlerle Hollanda, Danimarka ve Brezilya’nın her daim destekçisiyim. Ama İspanya- Almanya finali oynar. Almanya kazanır.

*Artık bir röportaj klasiği; Barcelona mı, Real Madrid mi?

Asla Real Madrid değil. Futbolda nefret ettiğim pek çoğunu temsil ediyor Real Madrid. En başta da pahalı transferle güç temini. Ve her koşulda, her ne pahasına olursa olsun kazanmaya, birinci gelmeye odaklı bir taraftar topluluğu. Spor böyle bir şey değil. Futbol hiç değil. En azından olmamalı. Peki Barcelona mı? Hayır. Efsane Göztepe ya da Eskişehirspor hatta 1983-84 sezonunun Samsunspor’u.

*Son zamanlarda-aslında her zaman- spor medyası çok eleştiriliyor. İnternet, yazılı basın ve televizyondaki spor konulu işleri nasıl buluyorsunuz, bu işlerin tam kalbinden biri olarak sizce neler doğru, neler yanlış?

Daha iyi duruma gelebilecek, geliştirilebilecek her şey eleştirilir ve eleştirilmeli. Söz konusu medyaysa eleştiri dozu 10 kat fazla olmalı. Medya bir toplumun şimdisinde ve geleceğinde doğrudan rol oynuyor. Hal böyleyken bizim medyamızı düşününce dehşete kapılıyorum. Spor medyasını bundan ayırmak mümkün değil. Futbolu iyi bilen futbolseverlerin gazetelerden okumaktan keyif aldığı, bilgi, görgü, vizyon, farklı bakış açısı sunan, en önemlisi de sağduyusu ve muhakeme gücü fanatikliği yüzünden körelmemiş kaç spor yazarı sayarsınız bana? Demek ki görünen yüzü sorunlu spor medyasının. Görünmeyen yüze gelirsek… Magazin ve spor servisleri hiçbir zaman çok kültürlü, bilgili, yazma kabiliyeti olan gençlerin işe alındığı yerler olmadı. Daha çok tanıdıkların yerleştirildiği yerlerdi oralar. Sistem böyle olunca “haksız rekabete yol açtığı için” gelecek vaat edenlerin de oralarda barınma şansı kalmadı. İstisnalar elbette oldu. Ama geneli budur. Futbol dergiciliği neyse ki biraz daha kaliteli, konuya hâkim, bilgili insanların söz sahibi olduğu bir mecra olageldi. Onların uzun soluklu olamamasının nedeni ise basitti: kahve futbol geyiğine, abur cubur kültüre alıştırılan, halkımız ve yayıncılığı para kazanma vesilesinden öte bir şey olduğunu idrak edemeyen patronlar.

*Tersninja ve Berezilya ile internet dünyasında tanınan bir simasınız. Gittikçe artan bloglar için neler söylemek istersiniz? Ve tabii, kendi internet siteleriniz için? Tersninja, hayata son anda döndü; Berezilya koşar adım devam ediyor. Blogların geleceği nereye gidiyor?

Ben blogların farkına geç vardım açıkası. Büyük gruplardan çıkan yayınlardan daha kaliteli, daha dolu, daha kişilikli ve daha derin bir içerik ürettiklerini görüp şaşırdım. Sırf futbol mu sinema, müzik ve habercilik konularında da. Benim de bir nevi kendi dergimi yapabileceğim bir ortamın oluştuğunu gördüm. Hiçbir dengeyi gözetme zorunda olmadığım, hiçbir yöneticinin, pazarlamacının ağız kokusunu çekmeyeceğim, satış kaygısıyla hareket etmek zorunda kalmayacağım bir ortam. Ve başladım. Samimi bir iş yaptığımı, istikrarlı bir duruş ve disiplin sergilediğimi görenler yanımda yer almaya başladı. Şimdi kendi bilgi, birikimlerimi yayıncılık tecrübelerimle ve dostlarımın destekleriyle kaynaştırdığım mecralar oldu bunlar. Sırf beninm için değil, aynı frekansta olduğumuz insanların da üretebildiği, para alışverişinin olmadığı, tüketim toplumu kurallarının geçerli olmadığı mecralar.

Çok teşekkürler!..

İlk fotoğraf, Barbaros Teker; ikinci ve üçüncü fotoğraf, Numan Serteli imzası taşımaktadır.

5 yorum:

Hüseyin Ataş dedi ki...

Yine çok güzel olmuş Göksel eline sağlık.

Ege Abim benim için de çok özel bir büyüğümdür. Kendisinin engin bilgilerinden, tecrübelerinden sürekli yararlanmaktayım.

Pek fazla insan bilmez ama kendisi harika bir röportajcıdır. Benim ilgi alanım olduğu için biliyorum :)

Ben de kendisinin Kozelispor ile ilgili görüşlerini rica edecektim blogum için.

gkslsrt dedi ki...

Çok teşekkür ederim Hüseyin. Ben de büyük keyif aldım okurken. Hazır burada fırsat bulmuşken Hilal abla, Ege abi ve Murat abiye çok teşekkür ederim.

Yorumu biraz geç yayınladım kusuruma bakma, bilgisayar başında değildim de!

KANDIRALI dedi ki...

güzel röportaj olmuş. imrendim. ege abiyle bi röportaj düşünüyorduk epeydir, olsun bunu okuduk iyi oldu..

gkslsrt dedi ki...

Çok teşekkürler Kandıralı, elimizden geldiğince :)

Osman dedi ki...

Ben ilk önce röportajdan bir cümleyi alıntılayarak yorum yapmak istiyorum ''Bazen bir iki ay maç seyredesim olmuyor.''Bu durumda olan bir şahısın verdiği demeçin ne kadar ciddiye alınabilir olacağı tartışılır.
Ben bir Trabzonspor taraftarı olarak Tarabzonspor hakkında yapılan yoruma şiddetle karşı çıkıyorum.Trabzonspor'u diğer Anadolu takımlarıyla bir tutmak gibi bir gaflete düşmek çok ciddi bir talihsizliktir.Son zamanlarda başarısız sonuçlar alınması Trabzonsporun diğer Anadolu takımlarıyla bir tutulmasını sağlamaz.Ki yıllardır hakkı yenilen bir Trabzonspor vardır bu söylenenlerin içinde.Son zamanlarda başarı yoksa 2003 ve 2004 senelerinde alınan Türkiye kupalarını kimin aldığını sorarım size .Yine 2004 yılında Trabzonspor-Fenerbahçe maçını sorarım size.O maçta açıkça Trabzonspor'un elinden alınan şampiyonluğun hesabını kim verebilir.Yazarın bunları iyi takip etmesini tavsiye ederim.Maç seyredesi gelmeyen birinden de ancak bu kadar yorum beklenirdi.Forumda futbolla daha ilgili kişilerle yorum yapılır bundan sonra inşallah.