
İki maçı da bölük pörçük aralıklarla seyredebildim. Steaua-Fenerbahçe karşılaşmasının ilk 30 dakikasını kesintisiz izledikten sonra yemek molası verdim. İkinci devreye tam zamanında yetiştim fakat 75. dakikada televizyon karşısından ayrılmak zorunda kaldım. Galatasaray-Dinamo karşılaşmasıysa tam aksi oldu. İlk yarıyı hiç seyredemedim, ikinci yarı 1 saniyesini bile kaçırmadım. Bunları neden mi söylüyorum? Cevap yazının sonunda.
Fenerbahçe maçından başlayalım. Karşılaşmaya forvetsiz çıkan Fener, Gençlerbirliği maçından sonraki en iyi oyununu sergiledi. Alex, Semih ve Güiza'nın yokluğunda uzun bir aradan sonra(Pierre'ye kadar gider) kollektif oyun özellikleri sahaya yansıtıldı Fenerbahçe'de. Yani kimse Alex'i ya da Güiza'yı aramadı. Anelka bu düzen etrafında oynayan bir Fenerbahçe'de forma giymiş olsaydı, eminim çok daha başarılı olurdu.
Fenerbahçe klasik defans 4'lüsünün önünde Emre-Baroni ikilisini kanatlarda da Santos ve Topuz'u kullandı. Özer, Alexvari bir pozisyonda, Kazım'sa Türkiye'ye geldiği günden bu yana ilk defa santrafordaydı. Kazım'ın santrafor oynaması başlangıçta garip gelmiş olabilir ama şunu düşünmek lazım, bu adamı sağ açığa devşiren bizleriz. Kazım, İngiltere'den gelirken santrafor olmasa bile forvetti.
Fenerbahçe güzel oynadı neyse ama şu soru kafamı kurcalıyor; Fenerbahçe gibi TSL ve Avrupa'da zirveye oynayan bir takımda nasıl oluyor da yalnızca 2 santrafor bulunuyor? Çok büyük bir mantıksızlık. Bugün Kazım idare etti ama yarın idare edemeyeceği günler de gelecek! Ya genç bir yabancı ya da yerli bir forvetle yamanmalı bu bölge.

Sıra Galatasaray'da. Maçı seyretmeye başladığımda skor 2-0'dı ve koltuğuma oturmadan 3-0 oldu. Klasik bir Galatasaray maçı. Bol heyecanlı ve gollü. Galatasaray karşılaşmalarını seyrederken keyif alacağımı bildiğim için kafelere verdiğim 3 ya da 5 liranın pek değeri olmuyor gözümde.
3-0'dan sonra ipler Dinamo'daydı. Sebebi, Galatasaray'ın en büyük eksikliği orta sahasızlıktı. Öyle anlar oldu ki Dinamo defansından bir oyuncu Galatasaray 2. bölgesinde kimseyle karşılaşmadan Galatasaray 1. bölgesine girdi. Orta sahadakiler yalnızca kuru kalabalıktı.
Kafamda oynattığım maçlarda şöyle bir Galatasaray sistemi çıkıyor ortaya; 5+5. Mustafa Sarp haricinde defansa yardım eden orta saha elemanı yok neredeyse. Arda'nın yerine Elano oynayınca bu boşluk gün gibi meydana çıktı. Hücuma çıkarken eleştirilebilecek hiçbir yanı yok Galatasaray'ın fakat defansta en olmayacak pozisyonda bile rakibe gol şansı sunuyorlar. Galatasaray, bu oyun planını dengeler ve devre arasında Ernst gibi(örneğin) koşan, pres yapan ve had safhada basan bir oyuncu transfer ederse durdurmak imkansız olacak.
Maçlardan önce, 4 puan beklediğimi yazmıştım twitter'da. Açık söyleyeyim, Fenerbahçe'nin Romanya'da puan kaybetmesini bekliyordum fakat beni şaşırttılar. Gruplardaki diğer maçlara baktığımızda Galatasaray ile Panathinaikos'un tamamen koptuklarını; Fenerbahçe'nin grubundaysa Sheriff'in büyük bir sürpriz yaparak ilk 2 yolunda ciddi bir adım attığını görüyoruz. Sheriff, Hollanda deplasmanından da puanla dönmeyi başarırsa üst tura çok yaklaşacak. Bizimkilere dönersek, ikisinden de grup birinciliği bekliyorum ve 1.lik olmaması için hiçbir sebep yok! Sorunun cevabını vermeden yazıyı noktalamayalım; bu bölük pörçük maç analizim sebebiyle kusura bakmayın!


linkiboluna ekle!

0 yorum:
Yorum Gönder