05 Kasım 2009 Perşembe

"Vatandaş Ercan" ile "Gazeteci Ercan"


Son günlerde blog, spor ve hatta medya dünyasını ilgilendiren en önemli haber Ercan Saatçi üzerine. Bugüne kadar bu olayın kenarından dolaşmayı tercih ettim, hazır ortam biraz durulmuşken birşeyler yazmadan duramadım!

Malum videoyu hepiniz seyretmişsinizdir. Konuşulan şeylerin savunulacak hiçbir yanı yok. Fakat ince bir detay var. Bu görüntüler yayınlanmak üzere değil aksine sohbet ortamında çekilmiş. Normal bir yönetmen ya da her ne diyeyim yapım sorumlusu, küfürlü görüntüleri anında silerdi fakat silmedi. Bunu yapan her kimse görüntüleri cebine koydu ve işine yarayacağı an yayına soktu.

Mevcut durumda "vatandaş Ercan" mağdur edilen taraf olmuştur, burası açık. Hiç kimse küfrederken çekilmiş görüntüleri yayınlansın istemez ve kişinin istemi dışında oluşan herşey, karşı tarafın suç hanesine bir çizik koydurur.

Ercan Saatçi, Hürriyet Gazetesi spor müdürü olmasaydı görüntüler birkaç dakikalık gülme ya da küfretme malzemesi olarak kullanılacak sonra unutulacaktı. Tıpkı Turgay Şeren'in malum Telegol videosu gibi. Fakat haklı ya da haksız bir biçimde Ercan Saatçi, Hürriyet Gazetesi spor müdürlüğüne getirilince görüntüler apayrı bir değer kazandı.

Buraya kadar "vatandaş Ercan"dan bahsettik ve mağdur edilen taraf kesinlikle "vatandaş Ercan"dı. Şimdi "gazeteci Ercan"a dönelim. Ercan Saatçi'ye gazeteci diyemeyiz elbette. Olsa olsa fanatik bir futbol yorumcusu olarak adlandırabiliriz. Fenerbahçeli olmayan bir futbol sever için Alaattin Metin ne kadar objektifse Ercan Saatçi de o kadar objektiftir.

Ertuğrul Özkök'ün damadı olmak medya camiasında çok büyük bir şans elbette. Bunu kimse yadsıyamaz. Gerçi Ercan Saatçi boşandıktan sonra bu göreve getirildi ama etkisini görmezden gelemeyiz.

ligtv.com.tr'de yayınlanan Cem Kurel'in yazısı "Ercan Saatçi/gazetecilik" denklemini çözüyor aslına bakarsanız. Gazetecilik ve spor müdürlüğü konusunda tepki koyması gereken bizler değil sadece gazetecilerdir, ötesine karışamayız ve karışmamamız lazım.

Futbol dünyamızda yaygın bir davranış biçimi var. İşleri kötü giden kulüp önce Lig TV'ye sonra da medyaya saldırır. Lig TV alınmasın kampanyaları yapılır, tepki e-mailları yollanır vs. vs. Fakat tüm bunların sonucunda hiçbir şey olmaz. Üstünden 1-2 ay geçer, herşey eski haline döner. Şükrü Saraçoğlu'nda Lig TV'nin kabloları kesilmişti, İnönü'de kameraların önü atkıyla kapatılmıştı, Ali Sami Yen tribünlerinde Lig TV ve diğer medya kuruluşlarının aleyhine birçok tezahürat yapıldı. Peki sonuç? Günü kurtarmak dışında birşeyler kazanan oldu mu? Cevap belli, bir kez daha hatırlatmayalım.

Bu işte en büyük yarayı Metin Özülkü aldı. Video çıkana kadar sessiz, sakin, kendi halinde bir müzik adamı olarak tanınırken şimdi koca bir taraftar grubunu, taraftarı karşısında buldu. Olayın Metin Özülkü tarafı unutulur elbet ama yara aldığı bir gerçek. Onun yerinde olsam sorumlulara dava açardım.

Sonuç olarak diyeceğim şudur; "vatandaş Ercan" bu olayda mağdur edilmiştir. "Gazeteci Ercan" her ne kadar suçlu değilse de mevki itibariyle abartılmış bir kişidir. Bu abartıyı en iyi anlatacak gazetecilerdir, biz ne söylersek söyleyelim boş konuşmaktan öteye gitmeyecektir. Ve son olarak; hayali düşmanlar yaratmak kimseye yarar getirmez, tabii Don Kişot değilseniz!

2 yorum:

tayfun dedi ki...

Zor olan yükseldiğin yerde kalmak.Everestin tepesine helikopterle bırakılırsan sonucu malum nefessiz kalırsın.
sourtimes da okumustum sanırım
Tasvip ettiğim bişey değil tabi de

Anneni babanı seçme şansın yok ama
Kaynanı Kayınbabanı seçmek senin elinde
böle bişiyedi

gkslsrt dedi ki...

Aslında çok doğru sözmüş tayfun. tam da dediğin gibi helikopterle bırakıldı, bakalım ileride neler olacak?