BIY AD

8 Aralık 2009 Salı

Dünya Futbolu Çöküşün Eşiğinde


Başlığa bakıp yazarımız çıldırdı diye düşünmeyin, futbol bir uçuruma doğru yavaş yavaş yaklaşıyor ve çöküşe çok kısa bir zaman kaldı. Tabii gerekli önlemler alınmazsa...

Avrupa'nın 3 major liginden meseleye girelim. İspanya'da Barcelona fırtınasının yanında Real Madrid rüzgarı esiyor. Bu 2 takımın dışındaki diğer takımlar, tam bir figüran görevinde. Tek amaçları, 3. veya 4. olup CL gelirlerinden pay almak ve ekonomik getiriler haricinde kendi liglerinden hiçbir beklentileri yok. Bir zamanlar üst üste şampiyonluklar yaşayan Valencia battı batacak. Atletico Madrid'in ağlayanı yok, hali o derecelerde kötü! Deportivo, zamanında nasıl şampiyon olmuş onlar dahi bu sorunun cevabını şimdi veremiyordur. Yani İspanya ligi La Liga, 2 takım arasında oynansa hiçbir şey değişmeyecek. Geride kalan 18 takım figüranlık dışında birşey yapmıyor çünkü.

Bundan yaklaşık 10 sene önce İtalyan kulüpleri Avrupa'nın en başarılı takımlarıydı fakat şimdi, birkaç ufak zafer haricinde adlarını bile geçiremiyorlar. Milan derseniz, yaşlılar mangası. Juventus, o büyük toparlanışı beklemekte ve o gün bir türlü gelmemekte. Inter'se yıllardır özlediği şampiyonlukları artık yaşıyor olsa da öyle zannediyorum ki Ronaldo'nun oynayıp şampiyonluğun son hafta kaçtığı sezondaki tadı hala alamamakta. İtalyan kulüpleri için son yıllardaki en büyük Avrupa başarısı, CL'de çeyrek finale kalmak olmuş. Türk takımları gibi oradan öteye bir türlü gidemiyorlar. Serie A'daki takımların stadyumlarına bakıyorsun, Sovyet Rusya küçük bir koloni halinde İtalya'ya yerleşmiş zannediyorsun. Kısacası, İtalyan ligi Serie A zerre ilgi çekmeyen bir lig konumunda artık. Mourinho olmasa kimse kafasını kaldırıp bakmayacak.

Bu üç ligden en eli, yüzü düzgün olanı İngiltere Premier Ligi. Arap ve Rus iş adamlarının katkılarıyla kendi içerisindeki rekabeti sürdüren bir EPL izliyoruz. Bir Abramovich olmasaydı İngiliz futbolu da bugün çöküş aşamasına gelecekti, buna eminim! Her ne kadar son senelerde Chelsea ile Manchester United arasında gidip gelen bir lig yarışı olsa da diğer takımlar her an sürpriz yapabilecek kalibrede ve işte sadece bu yüzden EPL, La Liga ve Serie A'dan daha çok ilgi çekiyor. Çünkü orada futbol, 18 artı diğerleri diyerek kopup gitmemiş.

Bu üç major lig dışında Fransız ve Alman liglerinin çok üst düzeyde rekabete sahip olduklarını görüyoruz. Fakat onlar da Avrupa'da başarılı olamıyorlar. Modern futbolun elde, avuçta ne varsa 3 major lige yağdırması sonucu, Bayern Munich gibi bir dev bile çeyrek finalden ötesini göremeyecek hale geliyor, getiriliyor. Fransızlar zaten yıllardır Avrupa kupalarına Fransız kalma aşamasında.

Michel Platini, bu sezon öncesinde tarihi kararlara imza attı ve görece küçük futbol ülkelerinin Avrupa kupalarına daha fazla katılım göstermelerini sağladı. Yani, para biraz da onlara gitti. Debrecen'i çoğumuz tanımıyorduk fakat Debrecen CL'de çok başarılı olamasa dahi hem ismini duyurdu hem de kasasına para koydu. Debrecen'in kasasına koyduğu bu paralar, 10 yıl sonra kendini gösterecek ve belki de o zaman CL şampiyonu major liglerin dışında bir takım olacak.

Evet, Michel Platini'nin CL'de değişikliklere gitmesindeki en büyük sebep bu bana kalırsa. Çünkü o da görüyordu, Avrupa futbolunun yavaş yavaş tek boyutlu bir hale geldiğini. İspanya'da ve aslında Avrupa'da Barcelona ve Real Madrid'in ipleri eline alıp UEFA organizasyonlarını rekabetsiz bir ortama dönüştüreceğini. Bunun için Avrupa'nın şampiyonlarını devreye soktu. İsrail'den, Macaristan'dan, G. Kıbrıs'dan daha fazla sayıda takım almaya başladı organizasyonlarına. Bu sayede, gelecek 10 yılı kurtarmayı planladı ki bence çok doğru bir düşünceydi.

İşte sırf bu yüzden, gelecek 10 sene içerisinde Türkiye gibi orta halli bir futbol ülkesinden bir takımın CL'de çok üst seviyelere geleceğini düşünüyorum. Çünkü artık UEFA da rekabet istiyor, yeknesanlıktan bıkmış vaziyetteler. CL'de yaptıkları, bu sene için çok iyi sonuçlar vermemiş olabilir ama şimdilik önemli olan saha sonuçları değil zaten. Saha sonuçları, minimum 5 yıl içerisinde önem kazanacak.

Eski adıyla UEFA Kupası, yeni adıyla UEFA Avrupa Ligi, son sezonlarda major altı seviyedeki ülkelerin takımlarına teselli ikramiyesi oldu adeta. Oysa ki bundan 10 sene öncesini hatırlayın. Juventus, Parma, Liverpool gibi büyük takımlar bu kupayı kazandıkları için çılgınca seviniyorlardı. Liverpool, şimdi bu kupayı yeniden kazansa Lig Kupası kazanmaya eş değer bir sevinç duyacak. Çünkü "yaprak" altın gibi değeri düşmüş bir kupa var orta yerde. UEFA Avrupa Ligi, eski değerini belki bir daha bulamayacak ama en azından son hamlelerle biraz daha canlanacak.

Gelelim Dünya Kupası'na. Kupa organizasyonunun G. Afrika'ya verilmesi, bu planın bir parçası elbette. Futbol ne kadar çok yere yayılırsa o derece yükselecek çünkü.

Şapkamızı önümüze alıp düşünelim, Brezilya, İspanya ve biraz da Almanya haricinde bu kupada gerçek anlamda favori sayılabilecek bir takım var mı? Bence yok. Arjantin, Maradona romantizmiyle ilerliyor ama grubundan zor çıkan bir takımın Dünya Kupası'nı kazanması ancak mucizeler yardımıyla olur. Ki o takım, turnuvanın en büyük favorilerinden Brezilya'ya birkaç ay önce kendi sahasında yenilmişken daha da büyük mucizeler gerekir.

İspanya'nın ya da Brezilya'nın güzel futbolu, futbol severleri mutlu edebilir fakat rekabetsiz ortam bir noktadan sonra herkesi sıkar. Her gün döner yemek, başlarda çok çekici gelir ama insan elbette ondan da bıkar. Bu sebepten Dünya futbolu ve FIFA, Brezilya ile İspanya'ya rakipler yaratmak zorunda. Bundan 7 yıl önce G. Kore, şansının da yardımıyla ciddi bir alternatif oldu fakat bunu başaramadı. G. Afrika da tarihi bir şansı avuçlarının içinde tutuyor. Başarılarını desteklemeye dünden niyetli bir futbol yönetimi var ve çoğu kişi futbolun geleceği için G. Afrika'nın, G. Afrika olmasa dahi Afrika takımlarının başarılı olmasını diliyor.

Bu açıdan TSL'ye bakarsak çok doğru yerleşime sahip bir lig görüyoruz. Ana rekabet hala 3 takım arasında sürdürülebiliyor ki bu durum, çoğu Avrupa ülkesinde yok. Her sene şampiyonluğa oynayan bu 3 takım dışında Trabzonspor, geçtiğimiz sezon Sivasspor, bu sezon Kayserispor ve Bursaspor her an zirveye ortak olabilecek takımlar. Zirve yarışı yapan bu takımlar dışında kalan Eskişehirspor, Gençlerbirliği, Gaziantepspor gibi orta sıra takımlar her an, herkesi yenebilecek kalibrede. Yani, UEFA'nın kendi organizasyonlarında yapmak istediği şeyi biz ligimizde görebiliyoruz. Belki birçok şeyde Avrupa'nın gerisindeyiz ama rekabetçi ortam konusunda önlerinde olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu yazıda değinmek istediğim asıl konu, Michel Platini'nin UEFA organizasyonlarında yaptığı değişikliklerin doğruluğuydu. Olaya geniş bir perspektiften bakınca ortaya böyle bir yazı çıktı. Eğer bu önlemler de tutmazsa gelecek 10 sene içerisinde NBA'de kullanılan rekabet arttırıcı yöntemleri Avrupa futbolunda da görebiliriz.

*Avrupa futboluna çok fazla hakim olmadığımdan yazılarda bilgi yanlışlığı olabilir. Lütfen, bunu değil de yazıda vermek istediğim düşünceyi ele alın!

14 yorum:

Can dedi ki...

Ne zamandır aklımda olan bir konuydu; ben yazacaktım sen benden önce davranmışsın.

Sonuna kadar katılıyorum yazdıklarına. Ancak sadece UEFA'nın değil FIFA'nın da benzer yaklaşımı göstermesi gerekli. Dünya kupası play-off larında seribaşı olması adil değil; şampiyonlar liginde de öyle olmalı.

Türkiye kısmında ise artık bir istikrar durumu söz konusu; özellikle Anadolu takımlarında. Sivas'ın yaptığı çıkış herkesin dikkatini çekti; öncesinde Kayseri'nin benzer tavrı sergilemesi ve istikrar yakalaması son derece önemli. Şimdi İstambul B.B, Eskişehirspor, Bursa, Kayseri gibi takımların yanına Thomas Doll ile 3 senelik anlaşma imzalayan Gençlerbirliği de geliyor. Ligimizin kalitesi için Everton,Tottenham, Sevilla gibi takımlar lazım. Ama daha önemlisi öndeki üçlünün ekonomik yapılarına güvenerek sürekli değişime gitmekten vazgeçmeleri gerekli.Bunu da bahsettiğimiz takımların başarısı sağlayacaktır.

Arsenal ve Liverpool toparlanmaz ise İngiltere de iki başlı lig olacak. Ancak alttaki takımların bahsettiğin yapıyı kurmaları, onları da iyi olmaya itecektir.

Metonet dedi ki...

çok doğru yazmışın, kendi fikrimi yorum olarak yazacaktım çok uzun oldu. Devam niteliğinde cevap olarak kendi blogumda yazıyorum. Başlığını da bir kelime ekleyip aynen kullanacağım.
atanalirspor.blogspot.com

gkslsrt dedi ki...

Haklısın Can, İngiltere'de Arsenal ile Liverpool güçlenmezlerse EPL de La Liga ile Serie A'ya benzeyecek yavaş yavaş. İngiltere'nin en büyük şansı, takımlar arasındaki makasın henüz çok fazla açılmamış olması.

Teşekkürler Metonet. İstersen yazıdan sonra linki de yolla hem devamı gibi olur, güzel olur!

Marat dedi ki...

Genel olarak katılmakla beraber EPL ile ilgili görüşlere tam katılmıyorum. EPL'nin en büyük başarısı Arap ve Ruslardan çok,iyi yönetilmesi. pazarlamasının iyi olması. En alt sıradaki takımlar bile iyi paralar kazanıp görece rekabetçi olabiliyorlar. iş modeli olarak başarılı gidiyorlar ve bence popülerliğini kaybetmesi zor. İspanya ise sansasyonel transferle bir popülarite yakalıyor ki bu durum geçici olacaktır,italya ise evlere şenlik..

gkslsrt dedi ki...

O konuya değinmedim ama haklısın Marat. Bildiğim kadarıyla EPL'nin kendine has bir yönetimi var ve bununla birlikte yapılanlar kalitenin düşmesini engelliyor.

Falagar dedi ki...

Çok güzel bir yazı.Özellikle bloglarda hep Türk futbolunun eksiklerini gören hep futbolumuza kötü yönden bakan bir anlayış var ne yazık ki.Elbette gerçekten kötü organizasyona sahip bir lige sahibiz,hakemler ve oyuncular desen hepsi birer sahtekar ne yazık ki.Ancak tüm bunların içinde bence dünyanın hiçbir yerinde olmayan farklı futbol renklerine sahibiz.Mesela Yılmaz Vural bana keyif veren bir isim(her ne kadar son dönemde Tv de fazla boy gösterse de)yine ona keza derbimiz Celtic-Glasgow derbisiyle birlikte dünyanın bir numarası.Rezil bir futbol oynansa da lige sahip çıkılmalı bence.Daha iyiye gideceğini düşünüyorum.Kendimizi daha az yermeliyiz bence özellikle sözkonusu mücadele ise!

Chao Grey dedi ki...

Yazı güzel ama karamsar :)

Yine de aklımda ne varsa bu yazıda gördüm, itiraf etmek gerekirse. Özellikle Platini'yle alakalı söylediklerin tamamen benim düşündüğüm gibi. Platini müthiş bir öngörüye ve zekaya sahip; ayrıca bunlara ilaveten amatör ruhu var.

Fransa ligi büyük ligler arasında 4. sıraya yerleşti bence artık; İtalya'nın üstünde. Almanya liginde teknik oyuncu sıkıntısı çekilse de müthiş bir taraftar desteği var ki, bu tek başına yeter. İngiltere ligi hiçbir zaman popülaritesini kaybetmeyecek, İspanya ise gerçekten de büyük transferler ve iyi futbol oynayan bir kulüp sayesinde göz boyayan bir lig durumunda. Biz Turkcell Süper Lig'i bu beş lig arasına sokarsak müthiş olacak ama; bunun için en az 10 sene lazım gibi görünüyor. Yabancı sınırı bir kalksa, çok güzel olacak her şey ama bu da mümkün değil gibi şu sıralar.

gkslsrt dedi ki...

Çok teşekkürler Falagar ama bilirsin, televizyonlara çıkmak Yılmaz Vural'ın en sevdiği iştir. Belki de bu kadar medyatik olmasa şimdi hayalini kurduğu takımı çalıştırıyor olacaktı. Bir, iki senedir sallanıyordu ama Kasımpaşa ile Vural'ın kanları birbirine tam oturdu.

Biraz karamsar oldu sahiden de Chao Grey :) Konuya öyle girince öyle gidiverdi.

Söylediğinde haklısın, Almanya ligi, İtalya'yı çoktan geçti ve hatta dediğin gibi Fransa da geçti. İtalya çöküşe ne zaman dur diyecek bakalım? Bunun dışında ben ligimizden ümitliyim. Belki takıla takıla gidiyoruz ama yavaş yavaş belli bir noktaya ilerliyoruz. En azından rekabet açısından çoğu ligden iyi durumdayız. Ahh, bir de stadların hepsini doldurabilsek!

Arkadaşlar bu arada, bugün Mehmet Demirkol'un Milliyet'te çıkan çok hoş bir yazısı vardı TSL ile ilgili. Bence, mutlaka okuyun.

Metonet dedi ki...

burdan da devamı.
http://atanalirspor.blogspot.com/2009/12/re-dunya-futbolu-cokusun-esiginde.html

teşekkürler tekrar.

pclion dedi ki...

Ben Platini'nin özellikle Şampiyonlar Ligi uygulamasının futbolu kurtarmaktan ziyade popülist bir yaklaşım olduğuna inanıyorum. Bahsettiğin major liglerin kontenjanları iyiden iyiye sağlama alındı. İngiltere, İspanya, İtalya üçüncüsü direkt olarak gruplara giderken Türkiye, Portekiz ikincisi sırat köprüsünden geçmek zorunda Şampiyonlar Ligi için. Orta direkten alıp fakire vermek ne açıdan iyi bir düzenlemedir, ben bunu çözemedim. Debreceni'nin bu şekilde girmesindense geçen seneki BATE Borisov'u, Anorthosis'i görmeyi tercih ederim ben, işte o zaman bir hak ediliş olur. Blog dünyasında inatla bunu savunan bir tek ben varım herhalde, bir underdog manyağı olarak bunu söylemem garip kaçıyor olabilir ama futbolun ruhuna aykırıdır bu uygulama...

gkslsrt dedi ki...

Söylediğin gibi Uğur bu uygulamanın en zayıf kısmı, baş altı lig ikincilerinin CL'ye katılımının zorlaşması. Örneğin Atletico Madrid. Bu performansı göstereceğine katılmasa dahi olurdu.

Ama Macar, İsrail takımlarının katılımına hala taraftarım. Sonuçta onlar da bu geniş pastadan hak ettikleri payı almalı. Keşke eskisi gibi olsa UEFA sıralamasındaki ilk 10 ligden yalnız 2 takım CL'ye alınsa.

tayfun dedi ki...

Uefa Avrupa liginde bir üst tura kim cıkar die gözü kapalı seçsem takımlardan sadece 1 tanesi beni yanıltırmış Celtic's olduğu grub değişen pek bişey yok
pclion :
Bloğunda Şampiyonlar ligindeki takımlarla uefa liginde takımlarının kazançları gösteren tablo yayınlamış arada dağlar dağlar kadar fark var sadece bjk katılım payından aldığı parayı uefa ligi şampiyonu dahi toplamda alamıyor.
Platinin yaptıklarıda göz boyamakdan öteye gitmiyor.Seçimle Uefa başkanı olacaksın seni seçenlere seçtirenlere savaş açacaksın yada musluklarını kısacaksın yemez yedirmezler

kuzen larry dedi ki...

Güzel bir konuya değinmişsin. Türkiye ligi 4 takım etrafında döndüğü için eleştirilir hep ama avrupa ligleri bizden beter.

Şu anda ligimiz, biraz büyük takımların becereksizliğinden kaynaklansa da son derece rekabetçi. Kasımpaşa deplasmanda Fenerbahçe yi yenebiliyor, diyarbakır deplasmanda beşiktaş tan puan alabiliyor. Hiç bir maç kolay değil artık. Yani rekabet açısından bir sorunumuz yok ama belki de daha önemli bir sorunumuz var:kalite.

Türk futbolu bir çok şeyi halletti artık ama nedense ısrarla en önemli ve birinci sorunumuza bir türlü çözüm bulamıyoruz : stadlar! Gerçekten anlamıyorum hadi stad yapamıyorsun ( ki bence bu da çok kolay, kayseri gösterdi bunu )ama Türkiye gibi bir ülkede çim de mi yetiştiremiyorsun? Kaliteli futbol için birinci şart zemin ama büyük takımlarımızın bile stad zeminleri yerlerde sürünüyor. Yepyeni modern stad yapıyoruz ama zeminini yine yapamıyoruz ( kayseri ).

Kulüpler ligimize değer biçemiyor, sürekli daha fazlasını istiyorlar yayıncı kuruluştan. İyi ama ne veriyorsun da ne istiyorsun? Kayserispor Bursaspor maçında gördük stadların tv de seyir keyfini nasıl arttırdığını. Bunun gibi stadlar artarsa seyirci sorunu da kalmaz inanın. Bu durum aynı 1oo milyarlarca liralık taksi plakasını 10 milyarlık Şahin e takmaya benziyor. Değeri büyük ama verdiği hizmet yerlerde sürünüyor.

Mesela ben hasta Fenerbahçeliyim, ama takımım yılda bir İzmir e geldiğinde stada gidesim gelmiyor. Son yaşadığım rezillikten sonra yıllardır gitmiyorum zaten. Hadi girişte rezillik yaşamadık diyelim o çirkinlik abidesi İzmir Atatürk stadında maç mı izlenir allahaşkına!

Neyse sözü fazla uzattım, ben yıldız oyuncudan rekabetten önce yeni stadyumlar ve güzel zeminler istiyorum, nokta.

gkslsrt dedi ki...

Stadlarımızı yenilediğimiz an ve tabii ki onları doldurabildiğimiz an, TSL Avrupa'daki top 6 lig arasına girecektir bence.

Fakat bizde anlamadığım birşey var. Herkes 50 bin kişilik stadyum yapmanın derdinde. Gelen, giden olmasın ama stadyumumuz 50 bin kişilik olsun. 20 bin kişilik modern stadyum yapılınca dudak bükülüyor. Örneğin Rize'de yaşandı bu durum. Kapasite küçük diye damgaladılar stadı.

Eskişehir, Bursa, Ankara gibi şehirlere 20-25 bin kişilik butik stadyumlar yapılsa TSL'nin önü çok ama çok açılacak.