
Futbol edebiyatı, Türk edebiyatının kara noktasıdır adeta. Son yıllardaki çalışmaları saymazsak yerli bir futbol kitabı bulabilmek için epeyce uğraşmak gerekir. Bir de kitapçılarda futbol kitabı almanın stresi vardır. Yüzüne, "kitap okumuyor ama sadece futbola meraklı" dermiş gibi bakarlar.
Futbol edebiyatını güçlendiren çalışmalardan biri de Tarkan Kaynar'dan geldi. Daha önce bloglarda gösterildiği için reklam filmini yayınlamıyorum fakat seyretmediyseniz izlemenizi kesinlikle öneririm.
Girizgâhtan da anladığınız üzere bugünkü röportaj konuğumuz, "Futbolun Bukalemunları" kitabıyla rafları şenlendiren Tarkan Kaynar. Transfer hikayeleriyle hayatı birleştiren Kaynar'la lezzet alacağınızı düşündüğüm bir söyleşi yaptık. Şimdi, röportaj zamanı;
* Blog okuyucuları için kendinizi kısaca tanıtmanızı istesem?
İlgi duyduğu konularda araştırma inceleme yapmayı seven, mizah, müzik, sinema ve futbol tutkularımı uzaktan yaşamak yerine bir şekilde içinde yer alarak yaşamayı seven, bu şekilde tat alan birisiyim. Amatör hissi kaybetmeden profesyonelce çalışmalar yapma sevdasında çabalıyoruz bakalım.
*Dokuz Eylül Üniversitesi Sinema-TV-Fotoğraf Bölümü mezunusunuz. Sanattan futbola doğru kayış nasıl oldu?
Sanattan kopuş olmadı. Kişisel üretimlerim futbol araştırmacılığımın yanında devam ediyor. Fotoğraf hobim idi, TV mesleğim, sinema ise idealim. Futbol benim için 90 dakika ile sınırlı kalmayan bir tutku. O anlamda ciddiyetle yaklaştığım bir olgu. Şu an senaryo çalışmalarımı sürdürüyorum. Ama futbol için de bir belgesel film çalışmam olacak. Yani iç içe sürüyor bunlar bende.
*"Futbolun Bukalemunları" kitabının işaret fişeği nasıl çaktı kafanızda? Mehmet Topuz'un tuhaf transfer hikâyesinden önce mi yoksa sonra mı böyle bir şey düşündünüz?
Mehmet Topuz’dan tam 1 sene önce Emre Belözoğlu transferi ile bu düşünce oluştu bende. Sembol bir ismin ezeli rakibe gitmesi bir çok duygu ve düşüncenin incelenmesine değer kılabiliyor insanı. Bu, her camianın sadık insanları adına önemli bir duygu. Her ne kadar öncesinde çokça örneği olsa da Emre endüstriyelleşme sürecinin yaygınlaşmasında taraftarların duygularını sorguladıkları son örnek bence. Mehmet Topuz sembol olmayan bir futbolcunun sadece birden değere binmesiyle sansasyonelleşen bir konu olarak yer aldı kitapta. Eğer kitap bittiği zaman çıkmış olsaydı Mehmet Topuz kitapta zamanlama anlamında yer alamayacaktı. Yayınevi aradığım sürecin uzun sürmesi ile o da dahil oldu. Yani beklemek kitap için hayırlı oldu. Ama kitapta çok daha efsanevi olaylar var transfer gerçekleri adına.
*Kitabınızda yalnızca transfer hikâyeleri mi var, farklı konulara da değindiniz mi?
Transfer ana konusu üzerinden içerik ister istemez profesyonellik, bu anlamda kulüplerin değişimi, futbolcuların ve taraftarların duygularına geniş ölçüde yayıldı. Bir taraftan da Türkiye tarihini bambaşka bir açıdan incelemiş oldum. Fanatizmin meslek ve mevki tanımadığını bir kısım örnekleriyle göz önüne sermiş oldum. Futbolun futbol dışındaki yaşamını ben de anlatmış oldum kendimce. Efsane isimleri hatırlatma ve değerlendirme anlamında da iyi bir derleme olduğu düşüncesindeyim.
*Çok geniş bir inceleme yaptığınız için gönül rahatlığıyla sorabilirim, şu ana dek Türk futbolunda gördüğünüz en ilginç transfer hikâyesi kime ait?
Okuyunca göreceksiniz insan ayırt edemiyor ilginçlik anlamında bu olayları birbirinden ama Metin Oktay’ı İzmir’de tutma çabası bana göre çok ilginçti. Ondaki tutkuyu görünce nelerden vazgeçtiğini de fark edeceksiniz.
*Türk Futbolu'nu yakından takip ediyorsunuz, TSL'de şu an en beğendiğiniz takım hangisi? 4 büyükler, transferde yaptıkları harcamanın faydasını görebiliyor mu sizce?
Beşiktaş ilk haftalarda herkesin umutsuz baktığı bir noktadan adım adım yükseldi ve bunu iyi oynayarak gerçekleştirdi, son haftalarda tekrar bir başa dönüş yaşadı. Ligin zirvesini zorlayan Kayserispor ve Bursaspor da Anadolu adına umut veriyor şu ana kadar gelinen dilimde ve o anlamda beğeniyorum ve uzun süre orada kalmalarını diliyorum. Fenerbahçe ve Galatasaray hızlı başlangıçlarını sürdüremediler ama başlarda aldıkları puanlarla zirve yarışında kaldılar. Transferlerde de istikrar olmadığı için tam anlamda bir fayda görmek biraz kararlılık gerektiriyor. Bizde hemen yüksek performans göstermesi bekleniyor gelenlerin. Beşiktaş defansif anlamda transferlerinden kârlı çıktı ve ligin en az gol yiyen takımı. Galatasaray da golcülerinden faydalandı ve en çok gol atarak zirvede.
*"Anadolu'dan şampiyon çıkarsa, o takım ... olur" dersem, boşluğu doldurabilecek bir takım söyleyebilir misiniz?
Böyle bir ihtimal dahilinde puan durumu bu rüzgarı görüldüğü üzere Bursa ve Kayseri’den yana estiriyor şu an. Ama bakalım Şenol Hocalı Trabzon ikinci yarı şeytanın bacağını kırabilecek mi?
*Kariyerinizde televizyon yayıncılığı da bulunduğu için soruyorum, medyamızda futbola bakış doğru olarak nitelendirilebilir mi? Cevabınız hayırsa daha doğru bir spor medyası için neler yapılabilir? Biraz uzun bir soru oldu ama okumadan geçmem diyebileceğiniz spor yazarları var mı?
Medya haber aktarma işlevinin yanında yönlendiren özelliği ile daha aktif yer aldığı sürece problemlerin çözümü yerine parçası olacaktır. Ancak bilimsel haber anlayışı ile spora katkısı olabilir. Bu da iyi araştırma, spekülatif ve kışkırtıcı tavırdan uzak bir anlayışla gerçekleşebilir. Beylik dostluk kardeşlik lafları etmek istemiyorum ama farklı renklerin kızışmış mücadelesinden sağlanan rating kârının futbola da spora da yararı yoktur. Medyada farklı bir anlayışta olduğunu hissettiğim yeni bir yönetici kuşağının bayrağı devraldığı bu günler biraz umut veriyor ama genel anlamda eleştirdiğim zihniyete taraftar da bilinçsizce alet olduğu sürece değişmeyen şeyler hüküm sürmeye de devam edecektir. Son soruya cevaben Kanat Akkaya’yı okumaktan keyif alıyorum ben.
*Futbola farklı bir bakış açısı sunan ve neredeyse alternatif bir medya anlayışı yaratan "futbol blogları" hakkında neler söylersiniz? Düzenli olarak takip ettiğiniz bloglar var mı?
Bloglar çok iyi bir nefes getirdi alternatif kültür olarak. Eski fanzinlerin tadını alıyorum. Ama özgün olmayanlar zamanla yok olacak ya da sadece anı defteri olarak kalacaklardır. Birbirinin aynısı blogların çokluğu fark ediliyor. 1 izleyicisi bile olsa kendi ifadesini kazanmış bir blog yerini bulacaktır. Stereo Cipolla ve Atanalır bloglarını arkadaşlarım olmaları itibariyle her gün takip ediyorum.Onların takip listesinden de ilgimi çeken bloglara uzanıyorum.Ama gitgide arkadaşlarım çoğalıyor. Birçok blog kitabıma çok ilgi gösterdi ve çok sıcak, çok güzel ifadelerle beğenilerini belirttiler. Tümüne birbiriyle yarıştan uzak, özgün ve başarılı yayınlar diliyorum.
*Film çekme projeniz olduğunu biliyorum. Futbolla alakalı bir film yapmak ister misiniz? Futbola dair işleriniz, “Futbolun Bukalemunları”ndan sonra da sürecek mi?
Hayır, futbol filmi falan çekmek istemem. Sinemada başka sıkıntılarım var. Ama bir tiyatro oyunu yazmak istiyorum futbol tarihinin olduğu. Çok da eğlenceli olacağına eminim. Bunun için de değerli hocalara danışıyorum. Fakat araştırma inceleme, belgesel veya edebi anlamda futbol yazmaya devam edeceğim.

*Son olarak, "Futbolun Bukalemunları" kitabını okuyucular "niçin" satın almalı?
Futbolu biraz daha bilinçli yaşamak adına okumalılar. Taraftar iseler tepkilerini daha sağlıklı verebilmek, duygularını daha sağlıklı yaşayabilmek için okumalılar. Hem ülkesinin tarihi hem futbolunun tarihi hakkında bilgisini artırmak adına, daha donanımlı olmak için okumalı. Şehir efsaneleri ve kulaktan dolma tarihsel bilgi(!)ler yerine bilimsel araştırmalara güvenerek kulüplerini tanımak ve o duyguyla yaşamak adına mutlaka okumalı. Bu kitap genel bir Türk futbol tarihi değil belki, evet belli bir inceleme alanı var. Ama backgroundunda sadece futbolun değil tüm Türkiye tarihinin ilginç anılarını aktarıyor. Bir roman okur, bir belgesel seyreder gibi keyif alacak herkes. Devamında kitaplığında saklayacak. Birbirlerine anlatacak ve paylaşacak çok şeyleri olacak bu kitabı okuduklarında.
Çok Teşekkürler!..
Futbolun Bukalemunları:
Yayın Yılı: 2009
Kitap Kağıdı
264 sayfa
13,5x21 cm
Karton Kapak
ISBN: 9756093580
Dili: TÜRKÇE


linkiboluna ekle!

4 yorum:
Burdan Tarkan Bey'e sesleniyorum. Kitabını ilk tanıtan, eskiden yazarı bile oldugun blogu es geçip buralara röportaj vermeni eshefle kınıyorum =)). Şaka bir yana güzel röportaj olmuş. Elinize sağlık
teşekkürler, çok uğraştık ama:D
Hocam röportaj çok güzel olmuş eline sağlık.Tek kusuru az fotoğrafın yanısıra biraz kısa oluşu ama o kadarı da olur artık.Bu arada Müjde Ar'ın sırrını yeni keşfettim :D.Ben daha önce kendisinin blogda güzel bir hava yarattığını ve o köşeye yakıştığını düşündüğüm için istemiştim.Ama üstüne tıklayınca 4 adet 'O Şimdi Nerede' yazısıyla karşılaştım.Çok da güzel oldu, herhalde bloga okumadığım tek yazı olan bu seri de tamamlanmış oldu :D.Tekrar eline sağlık.
Çok sağol Falagar, 10 soruluk röportajlar oluyor genelde hem konukları korkutmasın hem de okunması kolay olsun diyerek
Evet ya, Müjde Ar'ın olayı buydu. Direkt nostalji sayfaları çıkıyor ona tıklayınca. "O şimdi nerede" yazıları blogun ilk yazılarındandır bu arada. Tarihi önemi var yani :)
Çok teşekkürler tekrar Falagar. Senin gibi okur her bloga lazım! :)
Yorum Gönder