BIY AD

27 Haziran 2009 Cumartesi

Antalyaspor'da Doğru İşler


Bu sezon Anadolu takımlarının transferlerine bakınca içimi bir sevinç kaplıyor. Çünkü, hiçbirinde 20 küsür tane transfer görmüyoruz. Gençlerbirliği'nin Hacettepe'yi silip süpürmesini saymazsak yaptığı toplam transfer 10'u bulan kulüp yok.

İşte, bu takımlardan biri de Antalyaspor. Geçen sezon son anda lige tutunan Antalya, transfer sezonunda çok temkinli hareket ediyor. Haziranın başı itibariyle Pini Felix Balili'yi kadrosuna katan Antalya, daha sonraları İBB'den Kerim Zengin'le anlaştı.

Her zaman söylediğim gibi Anadolu takımlarının 1 numaralı ihtiyacı pır pır santrafordur. Eğer, iyi bir pır pırınız varsa büyük bir ihtimalle ligde kalırsınız. Geçen sezonun ikinci yarısında bu bölgeyi Tita'yla dolduran Antalya, şimdi de Balili'yi aldı. Sivas'ta yaşadığı tecrübe ve Antalya'ya muhtemeldir ki kolay uyum sağlaması, Antalyaspor'un bu sezonki en büyük avantajı olacak.

Diğer transfer Kerim Zengin'se Sivasspor'a giden Uğur Kavuk'un yerini doldurmak için alındı. Kerim, Uğur kadar kaliteli bir sağ bek olmasa da ortalama her Anadolu takımında oynayabilecek bir futbolcu. Hem, ulusal takıma dahi seçilen Uğur Kavuk, Antalya'da misyonunu tamamlamıştı; bu transfer her iki taraf için de en iyisi oldu.

Bu gelişmeler haricinde Antalyaspor, en önemli transferi içte yaptı. Yanılmıyorsam, Tita hariç tüm futbolcularla sözleşme yeniledi. Geçen sezon uyum sağlayan kadro, bu sezon da korunacak anlaşılan. Orta saha ve defansın göbeğine alınacak iki kaliteli oyuncu, Antalya'nın geçen yıl yaşadıklarını bu sezon tamamen unutturabilir. Bu yıl, Mehmet Özdilek için de başka bir anlam taşıyor; gaz antrenörü mü, "gerçek" antrenör mü hep birlikte göreceğiz!

26 Haziran 2009 Cuma

Anadolu Kahramanı Vassell


Anadolu takımlarında bir zamanlar Denilson rüzgarı eserdi. Hatta, gazetelere göre Vestel Manisaspor, bu transferi bitirmeye çok yaklaşmıştı fakat transfer gerçekleşmedi ve Denilson, o sezon Bordeaux'a gitti; sanırım, şimdi Vietnam'da oynuyor.

İşte buna benzer bir durumu, bu transfer sezonunda Darius Vassell'le yaşıyoruz. İngiltere ulusal takımıyla Türkiye'ye gol atan Vassell, önce Kayserispor'la anıldı şimdi de Ankaragücü için adı geçiyor.

Vassell, Manchester City'nin ekstra dolgun kadrosu içerisinde mümkün değil yer bulamaz; zaten geçen sezon oynadığı maç sayısı ancak 15'i bulabildi, bu maçların çoğu da kupa müsabakaları. Vassell'in sözleşmesi, 30 Haziran itibariyle bitiyor. Bundan 1-2 sezon önce 3 büyüklerle adı anılan Vassell, şimdi ancak üst sınıf Anadolu takımlarına yakıştırılıyor. Gerçekleşeceğini pek sanmıyorum ama biz yine de yazmış olalım!

Fenerbahçe'deki Santrafor Sorunsalı


Son günlerde Nihat transferiyle birlikte Güiza-Tekke takası, spor medyasını sıklıkla işgal ediyor. Birçok yerde verildiğine göre haberi doğru kabul edelim ve Güiza için Zenit tarafından önerilen 10 milyon Avro + Fatih Tekke teklifini değerlendirelim;

Fatih Tekke, iyi bir santrafor. Ceza sahası içinde ayakla ve kafayla çok etkili ama Rusya'dan nasıl döneceği tam bir soru işareti. Rusya'da bir türlü ilk 11'e girememesi ve zaman zaman kadrodan çıkartılması, muhakkak ki futbolunu etkilemiştir. Yani, Trabzonspor'daki "form"da Fatih Tekke'yi bulabilmemiz, şu an için çok zor bir ihtimal.

Buna karşılık, Fenerbahçe'nin elinde Semih Şentürk gibi "müzmin" genç bir futbolcu var ve Tekke'yle Semih'in özelliklerini karşılaştırırsak hemen hemen aynı değerlere ulaşırız. Bu eş değerlerde göze çarpan en önemli fark, Semih'in yaşı. Kısacası, Semih'in olduğu bir takımda Fatih Tekke'yi kadroya katmanın hiçbir anlamı yok.

Fenerbahçe'nin santrafor ihtiyacı yok mu diye sorarsanız, cevabım çok açık; var hem de çok. Zirveye oynayan bir takım için kadroda yalnız iki forvetin olması, büyük bir dezavantaj. Oyuna çift santrafor başlarsanız, oyun çıkmaza girince yapabileceğiniz hiçbir şey kalmaz. Fenerbahçe'ye alınacak yeni santrafor, Alex'i de forvet gibi oynama zorunluluğundan kurtarıp etkili olduğu noktaya, santraforların bir adım gerisine çeker otomatik olarak.

Peki, Fenerbahçe nasıl bir futbolcu transfer etmeli? Aklımda herhangi bir isim yok ama Güiza ile Semih karışımından elde edilecek mayaya sahip bir santrafor, Saracoğlu'nda çok iş görür. O mayanın içinde hem Güiza'nın geniş alandaki performansı hem de Semih'in ceza sahası bitiriciliği bulunacağına göre ilk 11'in de değişmez ismi olacaktır muhtemelen. Bu formüle uygun olarak aklıma gelen ilk isim, Galatasaraylı Milan Baros. Eminim ki Fenerbahçe'de de Galatasaray'daki performansını gösterebilirdi.

14 milyon Avro'ya transfer edilen Güiza'yı 10 milyon Avro + Fatih Tekke karşılığında Rusya'ya göndermek, büyük bir ticari başarısızlık olur. Öyle sanıyorum ki, Aziz Yıldırım bu teklifi düşünmemiştir bile. Zaten, Fatih Tekke de Türkiye'ye pek sıcak bakmadığını dün açıkladı. Bu transfer bence mümkün değil ama Fenerbahçe'nin yerli pazarındaki başarısını lige daha doğrusu sahaya yansıtması için yapması gereken Semih ve Güiza'yı elde tutarak onların yanına sağlam bir santrafor eklemek. Fenerbahçe'deki yabancı kontenjanı boşluğu ve mevcut ekonomik koşullar, böyle bir hamle için son derece uygun.

25 Haziran 2009 Perşembe

Emekçi Ekolü


Hüseyin Çimşir, Trabzon doğumlu olmasına rağmen Trabzonsporlular tarafından değeri pek bilinmeyen bir futbolcudur. 26 Mayıs 1979 doğumlu Hüseyin, gözümde her zaman emekçi bir futbolcu portresi çizer.

Tamam, pas atamaz; hücumu pek düşünmez ama defansif olarak elinden ne gelirse sahaya bırakır. En büyük niteliği, bu saf futbolcu kişiliği değildir üstelik; inanılmaz derecelere varan istikrarıdır.

Kırk yılda bir sakatlanır ya da ceza alırsa Trabzonspor, eksikliğini hisseder; sahada olduğu zaman da fazlalığı buram buram etrafa yayılır. Bu tür futbolcular, her büyük takımda bulunur. Galatasaray'da Sabri; Fenerbahçe'de Selçuk ve Beşiktaş'ta İbrahim Üzülmez, bu emekçi fakat yeteneksiz ekolün temsilcileridir.

Bugünkü gazetelerde ve internet sitelerinde Hüseyin Çimşir'in İspanya yolunda olduğu yazıyor, mutlaka okumuşsunuzdur. La Liga ve Hüseyin Çimşir, yan yana gelince çok alakasız duruyor ama olmayacak şey de değil. Fakat, ben bir Anadolu takımının yerinde olsam ve hedefim lige tutunmak olsa bu mücadeleci futbolcuyu zaman kaybetmeden kadroma katarım.

Karşı Taaruz


İsmail'le ilgili aşağıdaki yazıyı dün gece yazmıştım ki gece yarısı Yıldırım Demirören, transferde yenilen iki golü çıkartmak için taaruza geçti ve bu taaruzun nihayetinde Nihat ve Rıdvan Şimşek, Beşiktaş'a transfer oldu.

Nihat, Beşiktaş'tan ayrılırken dönemin Beşiktaş teknik direktörü Christoph Daum, "Nihat'ı satan, şampiyonluğu da satar" demişti ve Beşiktaş, o sezon şampiyon olamamıştı. Bir diğer ayrıntıysa Nihat'ın İspanya'ya uçarken sağ açık olmasıydı; şimdi santrafor olmasa da forvet olarak ülkeye dönüyor.

Nihat için 4.5 milyon Avro ödendiği konuşuluyor. Geçen sezonu sakat geçiren bir futbolcu için çok gibi görünüyor ama Nihat'ın iki senede bir muhteşem sezonlar geçirdiğini(sakatlık yaşamadığı dönemler) düşünür ve iç piyasayı hesaba katarsak sanıldığı kadar da yüksek bir meblağ değil. Bu transfer, takımdaki yerli rotasyonunun artması açısından da çok önemli.

Beşiktaş'ın bir diğer transferiyse Rıdvan Şimşek olmuş. Hakkında oldukça iyi referanslar var. Örneğin, Uğur Meleke şöyle bir yazı yazmış.

Beşiktaş, bu transferle birlikte bir stoper daha alırsa transferi kapatabilir. Bobo, satılmazsa başka bir forvet transferi yapmak kadar saçma bir şey olmaz. Alttaki yazıda da belirttiğim gibi Beşiktaş'ın şu anki en ciddi eksikliği yerli stoper. Zapotocny, Sivok ve İbrahim Toraman, yeterli futbolcular fakat olası sakatlıklar ve TSL'deki yabancı sınırlaması düşünüldüğünde bir yerli stoper transfer etmek şart gibi duruyor. O stoper, İbrahim Kaş olabilir mi acaba?

Köybaşı İsmail


Amerikan rüyasının Konfederasyon Kupası'nı tamamen esir aldığı anlarda, ajanslara İsmail Köybaşı'nın Beşiktaş'la anlaştığı haberi düştü. Beşiktaş yönetimi, bu kez kulübüyle de anlaşmıştı üstelik.

İsmail Köybaşı'yla tanışmam, FFT'deki Arif Erdem'in rüya takımıyla başladı. O ana kadar pek dikkat etmediğim İsmail, Arif'in bu tüyosuyla "shortlist"ime dahil oldu. Türkiye'de bek bulmak çok zor bir iş fakat İsmail, bu zorluğu kolaya çevirmeyi başarabilen birkaç futbolcudan biri.

Herşeyden önce İsmail'in en büyük avantajı yaşı. İsmail, 10 Temmuz 1989 doğumlu yani henüz 19 yaşında, yaklaşık 15 gün sonra 20 olacak. Bir bekin aslî görevi elbette ki rakip kanat oyuncularını durdurmaktır. İsmail, bu açıdan oldukça başarılı; onu diğer beklerden ayıran özellikse hücuma da destek vermeyi başarabilmesi. Onun için Gökhan Gönül'ün sol bekteki versiyonu dersek pek de yanılmayız.

İbrahim Üzülmez, 2008-09 sezonu başında yaşadığı terlik vakasına rağmen şampiyonluktaki en büyük katkılardan birine sahip oldu ve bu performansı ona 35 yaşındayken Beşiktaş gibi ülkenin en önemli takımlarından biriyle 2 yıllık sözleşme imzalama olanağı sundu. İsmail'in transferiyle birlikte, İbrahim rotasyona çekilecektir büyük bir ihtimalle. Hem sağ bek hem de sol bekte kullanılan Ekrem Dağ ise yalnızca sağ bek olarak kullanılacak bu transferden sonra.

Transferin yaklaşık 5 milyon Avro civarı bir fiyata bittiği konuşuluyor. Yapılacak takas, bu fiyatın dışında. Beşiktaş için iyi bir transfer elbette fakat Siyah Beyazlılar, yerli bir stoper almadan defansı güvence altına aldım diyemez. Ediz ve Serdar Aziz, bu bölge için konuşuluyor ama bu isimler yalnızca birer iddia.

Bu transferin bir diğer ilginç ayrıntısıysa, Beşiktaş'ın sol bek rotasyonunda bulunan iki futbolcunun hayatlarının bir dönemini İskenderun ve Gaziantep'te geçirmiş olması ve ikisinin de Gaziantepspor'dan Beşiktaş'a transfer edilmesi.

24 Haziran 2009 Çarşamba

Shunsuke Nakamura


Dün, ntvspor'daki "GOL" programında Nakamura ile ilgili bir sohbete misafir oldum. Ersin Düzen, Mert Aydın ve Güntekin Onay'dan oluşan program kadrosunda, Ersin Düzen "neden bizim takımlarımız Nakamura gibi bir futbolcuyu transfer etmez?" dedi ve Güntekin Onay, konuyla ilgili çok doğru sözler söyledi.

İzlemeyenler için şöyle özetleyebilirim; bonservis ücreti olmayan, frikikleriyle gole çabucak ulaşan ve Celtic gibi bir takımda yeterli düzeyde Avrupa tecrübesi yaşayan üstelik sorumluluk sahibi olmalarıyla ünlü Japonların efsane futbolcusunu 4 büyüklerimiz neden listelerine bile almaz?

Bana kalırsa, dört büyüklerimizin dördünün de böyle bir futbolcuya ihtiyacı var; Galatasaray'da Lincoln, kendi krallığını kurmuş vaziyette ve oynayıp oynamayacağını yalnız kendisi biliyor; Beşiktaş'ta Delgado, felaket derecede istikrarsız, Yusuf tüm bir sezonu kaldırabilecek kondisyonda değil; Fenerbahçe, Alex'i yıllardır tartışıyor; Trabzonspor'da, Alanzinho ve Yattara dışında yaratıcı futbolcu yok ve bu ikili, canı isteyince oynamak konusunda Lincoln'le rahatlıkla yarışabilir. Bunlar, yalnızca 10 numara mevkisi(!) için önerilerim; onu kanatlara da çekebilirsiniz.

Yalnız, frikikleri için bile böyle bir futbolcuyu Türkiye'de görmek isterim. Bu dileğin gerçekleşmesi için artık çok geç herhalde. Bakalım, "sol ayağıyla konserve kutusu açabilecek bir futbolcu"yu ülkemizde izleyebilecek miyiz?

Eskişehirspor'da Doğru İşler


Eskişehirspor, kulübüyle henüz anlaşamasa da Ümit Karan'la 3 yıl için anlaşmış, bu saatten sonra Ümit gidip başka bir kulüple anlaşmaz ve Galatasaray da yakın bir zamanda Eskişehirspor'a Ümit'in bonservisini verir.

Rıza Çalımbay'ın huyudur, takımda geniş kadro olmasını ister. Kadro geniş değilse eğer takımda ümit vaad eden gençlerle suni bir genişlik yaratır. Rıza Hoca, Beşiktaş döneminde de ilginç transferler yapmıştı hatırlarsınız.

Lafı dolandırmayayım, Ümit Karan Eskişehirspor'a faydalı olur. Taner Gülleri transferi son anda yatmasaydı Eskişehirspor, Ümit'i istemezdi ama Taner, son dakikada cayınca rota Ümit'e döndü. Taner elbette ki çok formda ama Ümit Karan'la aralarında büyük bir fark olduğunu düşünmüyorum. Hele, formunu yakalamış, sağlam bir Ümit Karan tecrübesiyle çok daha büyük artılar katar Porsuk ekibine. Batuhan'ın durumuysa henüz net değil. Eskişehirspor, bu transfer için Mustafa Denizli'nin iki dudağına bakıyor.

Eskişehirspor yönetimi, çok doğru işler yapıyor son zamanlarda. Rıza Hoca'yla yeniden anlaşmak, bu işlerden en önemlisiydi. Henüz kesinleşmese de Youla'nın Lille'den bonservisi alınmış diye duydum; yine çok doğru bir iş. Herşey böyle devam ederse Eskişehirspor, gelecek sezon ilk 10'a rahatlıkla girer; gerisini de ancak zaman gösterir.

23 Haziran 2009 Salı

Sivas Transfer Yurdu


Bu sezonun ne yapacağı en çok merak edilen takımı, son yıllarda olduğu gibi yine Sivasspor. Transfer dönemine hızlı başlayan Sivas, takımdaki çoğu oyuncuyla yollarını ayırdı, özellikle yabancılarda büyük bir kıyıma gitti. Şimdi, bu transferleri tek tek inceleyelim;

Bilica'nın Fenerbahçe'ye satılışından sonra "bonus" olarak takıma katılan Yasin, vasat bir stoper. Sivasspor'da Yasin gibi bir çok oyuncu mevcut. Yasin de Servet gibi Sivas'ta rehabilite olmayı başarıp Çaykur Rize'deki günlerine dönebilirse 11'in değişmez ismi olacaktır fakat Bilica sonrası Sivasspor'da, bu takasa rağmen acil bir stoper ihtiyacı hissediliyor.

Antalyaspor'dan gelen Uğur Kavuk, ulusal takıma dahi yükselmiş bir sağ bek. 4 büyüklerde büyük bir sağ bek sıkıntısı yaşanırken Sivasspor'un Abdurrahman ve Uğur'la şov yapması, Sivas'ın nerelere geldiğini gösteriyor.

İBB'den alınan ve karşılığında Tum ile Kanfory Sylla'yı Olimpiyat'ın "yalnız" atmosferine gönderen Erman, sezon içerisinde birçok kez "Haftanın 11'i"ne girmeyi başarmış bir orta saha. Bülent Uygun, bu kadar istediğine göre yüksek performans alacaktır.

Ülkemizde her takımın en az bir tane gurbetçi futbolcu transfer kontenjanı vardır. İşte, Sivasspor da bu kontenjanı Hannover 96'dan Ferhat Bıkmaz'la doldurmuş. Ferhat'la ilgili geniş bilgi için sizi buraya yönlendireyim.

İşte transfer budur. Blogda da birkaç kez yazmıştım Agbetu'yu kim kapacak diye. En nihayet, Sivasspor bu transferi bitirdi. Akeem Agbetu, bildiğiniz gibi santrafor arkası oynayan, çok hızlı bir futbolcu. TSL'de dört büyüklere karşı iyi işler yapabileceğini düşünüyorum. Sivasspor, Şampiyonlar Ligi elemelerinde bir sürpriz yapar ve gruplara kalırsa bu başarıda büyük paylardan biri Akeem'in olacaktır; kısacası bu transferden çok ümitliyim.

Sivasspor'un bu sezonki yıldız adayı kuşkusuz Hamed Namouchi olacak. Tunus ulusal takımında da oynayan Namouchi, kariyerinde Rangers gibi üst düzey kulüpleri barındıran bir futbolcu. Ofansif orta saha ve oyun kurucu gibi görevler üstlenen Namouchi, henüz 25 yaşında ve 500 bin Pound'a transfer edildiği FC Lorient'den bedavaya alındı.

Takımlarımızın bir diğer kontenjan transferleriyse alt lig transferleridir. Sivasspor da bu kontenjanı 2 futbolcuyla doldurma yoluna gitmiş; Belediye Vanspor'dan İbrahim Ülüm ve Üsküdar Anadolu'dan Tahir Kurt. Bu oyuncular hakkında pek bilgi sahibi değilim ama sizi yönlendirebileceğim birini tanıyorum. Extensor, bu konuda bizleri donatacaktır. Henüz yazmadıysa da yazması için ısrar edelim.

Sivasspor, Şampiyonlar Ligi elemelerinde turları geçerse Agbetu'nun büyük katkısı olur demiştik; sıra, diğer katkısı olacak isme geldi; Razak Omotoyossi. Helsingborg'dan hatırladığımız Omotoyossi'nin tek kötü yönü, yazarken kafa karıştıran ismi. Onun haricinde tam bir kontra atak silahı. Hem de Antalya'ya giden Balili'nin bir gömlek üstü. Kamanan, Mehmet Yıldız, Agbetu ve Omotoyossi ile Sivasspor, büyüklerde dahi olmayan bir hücum rotasyonuna sahip oldu; defans da zenginleştirildiği an, işlem tamamdır.

Gelelim Sivas'tan ayrılanlara; İBB'ye takasla gidenler dışında Bilica, Balili, Sergio Pacheco ve Diallo, ayrı yollara doğru savruldular. Böylelikle Sivas, 6 yabancısını göndermiş oldu. Yerli futbolculardan en önemli kayıp ise Mohamed Ali Kurtuluş'ta yaşandı. Mohamed ile ilgili henüz resmi bir gelişme yok ama Diyarbakırspor'a gideceğini düşünüyorum.

Ersen ve Çağdaş


Çağdaş Atan, Beşiktaş ve Trabzonspor'da kendini bir türlü kanıtlayamadı. Denizlispor'da frikikleriyle goller bulan Çağdaş, İstanbul ve Trabzon'un büyüklerinde kadro artığı oyuncu sınıflamasından bir türlü kurtulamadı.

2008-09 sezonu başında Energie Cottbus'a transfer olan Çağdaş, takımı küme düşse de ortalama üstü bir stoper olduğunu gösterdi ve Basel'in yolunu tuttu. Bundesliga'dan İsviçre Ligi'ne geçiş, düşüş gibi gözükse de İsviçre'de transfer olunan takım, ülkenin açık ara en prestijli kulübü Basel'se işler değişiyor. Çağdaş, iyi bir iş yapmış; hayırlı olsun!

Gelelim, Trabzonspor'dan olaylı bir biçimde Recreativo Huelva'ya geçen ve orada yurt dışına çıkmış "klasik" Türk futbolcusu hastalığına yakalanan Ersen Martin'e. Almanya doğumlu olması, İspanya'da tutunabileceği hakkında olumlu fikir veriyordu ama olmadı. Zaten, uzun bir zamandır da kadro dışındaydı.

Dün öğrendim ki Gaziantepspor'la 2 yıllık sözleşme imzalamış. Ersen, TSL'de her zaman iş yapabilecek bir futbolcudur. Özellikle, Denizlispor'da gayet üst düzey performanslarını izlemiştik. Gaziantepspor, bu sezona iddialı hazırlanıyor; bu transferle birlikte Beto'nun ayaklarına bağlanan gol şansı, Ersen Martin'in kafasına doğru kayıyor.

22 Haziran 2009 Pazartesi

Hugo Broos


Trabzonspor, sağ gösterip sol vurdu ve adaylar arasında adı hiç geçmeyen Hugo Broos'la anlaştı. Hugo Broos ismini bugüne dek hiç duymamıştım. Bugünkü haberler, futbol dağarcığıma yeni bir teknik direktör kattı.

Hugo Broos'un futbolculuk kariyeri, oldukça ilginç geçmiş. Ulusal takımda da forma giyen defans oyuncusu, R.S.C. Anderlecht'te futbola başlamış. Tam 13 sene Anderlecht'te oynayan Broos, 1983'te Belçika'nın diğer büyük kulübü Club Brugge'ye transfer olmuş.

Teknik direktörlük kariyerine 1988'de, R.W.D. Molenbeek'te başlayan Broos, 1991-1997 yılları arasında Club Brugge'nin teknik direktörlüğünü yapmış. Bu 6 sezonda, 1992 ve 1996'da şampiyonluğu Club Brugge kazanmış.

1997'de Excelsior Mouscron'un başına geçen Broos, burada da uzun soluklu bir çalışma yapmış ve tam 5 yıl görev yapmış. Broos, bu orta halli takımı 2001-2002 sezonu Belçika Kupası'nda finale çıkartmayı başarmış.

2003 ile 2005 yılları arasında R.S.C. Anderlecht'in başına geçen Broos, 2003-2004 sezonu şampiyonluğunu yakalamış. Ertesi sezon Anderlecht'te başarılı olamayan Belçikalı teknik adam, takımla yollarını ayırmış.

2005-2006 sezonunda K.R.C. Genk'in başına geçen Broos, 2006-07 sezonunda ligi ikinci sırada bitirmeyi başarmış fakat, 2007-2008 sezonu öncesinde Şampiyonlar Ligi ön elemesinde FK Sarajevo'ya elenmekten kurtulamamış. Aynı sezon içerisinde de Genk'ten ayrılmak zorunda kalmış.

Genk'ten sonra Romen takımı Vaslui'nin başına geçmesi beklenen 57 yaşındaki teknik direktör, bu görevi son anda kabul etmedi ve komşumuz takımlarından Panserraikos F.C.'nin başına geçti. Hikayemizin acıklı hissesiyse Panserraikos'un bu sezon sonu itibariyle küme düşmesiydi.

Broos, tam bir kapalı kutu. Kariyerine bakınca şampiyonlukları da büyük düşüşleri de görebiliyoruz. Sadri Şener, öyle sanıyorum ki takımda geçmişten bugüne süregelen Belçika ekolünü devam ettirmek istedi. Hugo Broos, yorumlarda okuduğum gibi çok kalitesiz bir hoca değil ama adı Trabzonspor için geçen Sven Goran Eriksson da değil.

Bu Kaçıncı Gol?


Demirören yönetimi, ligler devam ederken ipleri Mustafa Denizli'ye vermiş ve kendisini kurtarmıştı fakat transfer dönemi başlayınca işler yeniden yönetime kaldı ve hatalar arka arkaya gelmeye başladı.

Önce, Mehmet Topuz davasını bir türlü bitiremediler; ardından da takımdaki yerli rotasyonunun en önemli parçası, Gökhan Zan'ı Galatasaray'a kaptırdılar. Servet Çetin'den 8 milyon Avro kazanan Adnan Polat ve yönetimine bu transferle birlikte adeta piyango vurdu.

Şimdi, Beşiktaş yönetimi ne yapıp edip transfer yapmak zorunda. Artık, benim kadrom güçlü laflarına kimse kanmaz çünkü Gökhan Zan gibi ilk 11'in değişmez ismi olan yerli bir futbolcunun yerini doldurabilmek için yabancı kontenjanından bir futbolcuyu o bölgeye kaydırmak lazım ya da Anadolu'dan kaliteli, yerli bir stoper transfer etmek.

Beşiktaş, şampiyonluğu kutlayayım derken iki ezeli rakibinden 2 gol yedi. Şimdi sıra Trabzonspor'da. Onlar da bellerini doğrultup Beşiktaş'a bir gol atarsa, vah ki ne vah!

1 Yaşındayız!


22 Haziran 2008 günü, büyük bir heyecanla başlamıştım "Dar Alanda Uzun Paslar" yolculuğuna. Başlangıçta, siyah bir arka plan üzerinde arz-ı endam ediyordu yazılarımız. Sonra, rengimiz değişti; italik yazıdan oluşan blog başlığımızın yerini internetten bulduğum bir banner aldı fakat daha da önemlisi, yazılar olgunlaştı.

Şimdi, eski yazılara bakınca bir gülümsemeye tutuluyorum ister istemez. Blogu açtıktan sonra, 2-3 gün beklemiştim oysa ki mükemmele ulaşmak için(Bu bekleyiş, daha sonra bir ayı buldu neredeyse). Demek ki üslub böyle bir şeymiş ve günden güne değişiyormuş. İnsanın kendine gülmesi, dedikleri gibi çok da güzel bir şeymiş, tabii başkalarının gülmemesi kaydıyla.

Beni blog yazmaya heveslendiren herkese çok teşekkür ediyorum. Kendileri, sağ şeritteki "Blog Listem"de bulunan bloglardır ve onlar sayesinde bir şeyler yazabilecek gücü buluyorum.

Okuyan, yorumlayan, katkıda bulunan ve siteye her girişiyle yazarı bir kat daha şevklendiren herkese çok teşekkürler. Bu "post"un yazılış amacı da yalnızca bir teşekkürdür. Doğan çocuk, annesine babasına teşekkür ediyor gibi düşünün. Duygusallığa fazla kapılmadan yine futbola döneceğiz, gündem çok yoğun; Balili, Antalyaspor'a geçmiş, Sivasspor'sa Helsingborglu Omotoyossi'yi almış. İki takım için de nokta transferler.

Listem O Kadar Kabarıktı Ki


Trabzonspor'un teknik direktörlük için kapısını çalmadığı, bir ben kaldım herhalde. Oysa ki FM'de Trabzon'la gayet iyi işler yapabiliyorum, buradan duyurayım. Şaka bir yana, Trabzonspor'un gerçekleri son zamanlarda oldukça şaştı. Gazetelere göre, 11. teknik adamdan da red cevabı alındı.

Ersun Yanal'ın kovulmasına nasıl şiddetle karşı çıktığımı blogun daimi ziyaretçileri biliyordur. Karşı çıktım çünkü Trabzonspor, bu hamlesiyle ülkedeki tüm teknik adam rotasyonunu tüketti. Bundan sonra, Şenol Güneş de gelse Fatih Terim de gelse Trabzon için pek birşey değişmez.

Sadri Şener, teknik direktör sorununu pazartesi ya da salı günü çözeceklerini söylemiş. Son adaylar; Sven, Gross, Strachan ve Halilhodzic. Strachan ve Sven'in gelmesini çok isterim fakat maalesef çok zor. Gross, 10 yıldır Basel'de çalışıyordu. Gelmesine pek ihtimal vermiyorum ama gelirse de başarı ihtimali çok düşük.

Geriye kalıyor, eski dost Vahid Halilhodzic. Bazı Trabzonlular, bu adamı çok seviyor; bazısı, hiç sevmiyor. Gelirse ülkenin en meşhur yerel medyası, Trabzon medyasının ayağa kalkacağı kesin.

Trabzonspor, bu isimlerle de anlaşamazsa rotayı Giray Bulak'a çevirmek zorunda kalacaktır. Ülkeyi hiç bilmeyen bir teknik adamı, ligin başlamasına kısa bir süre kala göreve getirmek, ikinci bir Lazaroni vakası olur ancak ve Vogts gibi isimlere bakınca Giray Bulak, Mourinho gibi durmaktadır.

21 Haziran 2009 Pazar

Birleşemeyen Ankara


Ankaraspor, sezonun bitimiyle birlikte blogumuza sıklıkla konuk olmuştu. Ankaragücü ile birleşme çabaları sırasında enteresan günler geçiren Ankaraspor, birleşme gerçekleşmeyince de enteresan günler yaşamaya devam ediyor.

Geçen sezon Skibbe'yle başlayan Alman teknik adam furyası, bu sezon 3 yeni teknik adamla sürüyor. Daum tercihi neyse de Doll ve Röber isimleri, son derece ilginç. Keşke, Skibbe de geçen sezon Galatasaray'a değil; Gençlerbirliği ya da Kayserispor gibi bir takımın başına geçseydi.

Röber'i Hertha Berlin günlerinden hatırlıyoruz. Hatta, o dönem Galatasaray'la da oynamıştı ve gayet iyi bir takım yaratmıştı fakat o günden beri uzaydan bile görülebilen bir başarısızlık serisinde.

Röber için Almanya dışı ilk olarak Partizan'la başladı sonra Rusya'da Saturn Ramensko'yu çalıştırdı ve artık, Türkiye'de Ankaraspor'un teknik direktörlüğünü yapacak. Röber için Türkiye bir son şans anlamı taşıyor. Çok zor gözükse de umarım başarılı olur.