BIY AD

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Yeni Bir Gençlerbirliği; Kayserispor


Kayserispor TSL'nin ilginç takımlarından. Önce, Mehmet Topuz ve Gökhan Ünal'ı satmayacağız diye propaganda yaptılar; sene 2009 herkes farklı yerlerde. Bu ilginçliklerden birini de bu sezon yaşıyoruz. Kayserispor'un transferlerine baktınız mı bilmiyorum, gelenlerle gidenleri karşılaştırınca neredeyse bir takım eksilmiş Kayserispor'dan.

Merter Yüce, Ömer Şişmanoğlu, Gökhan Emreciksin ve Hakan Aslantaş gibi transferler kesinlikle kötü değil; özellikle Merter'den çok ümitliyim ama bu kadro Kayserispor'un koyduğu hedeflere bir beden küçük. Kayserispor'a bakarken "yepyeni" bir Gençlerbirliği portresi görüyorum sanki.

Tolunay Kafkas, genç oyuncuları yetiştirmekte ne kadar başarılıysa taktisyenlik açısından o kadar zayıf. Furkan Özçal gibi büyük keşifler yapıyor ama Kafkas'ın çalıştırdığı Kayserispor, TSL'de 5-8 sarmalından kurtulamıyor.

Giden futbolculara bir bakalım; Mehmet Topuz, her ne kadar son sezonunda pek bir şey oynamadıysa da takımın önemli bir parçası. Onsuz Kayseri, bambaşka bir havaya bürünecek şüphesiz. Turgay Bahadır, belki direkt 11 elemanı değildi ama sağlam bir rotasyon tercihiydi. Aghahowa, ismi kadar oynamadıysa da Anadolu takımlarına elzem pır pır santrafor ekolünün baş temsilcilerinden.

Kayserispor'un 2 yabancı transferi yapacağı konuşuluyor. Bir forvet kesin, diğerini zaman gösterecek. Kayserispor, üst düzey yabancılar alamazsa 5-8 arasından kurtulamaz. Aslında, beşincilik bile Kayseri için büyük bir başarı olur.

3 Temmuz 2009 Cuma

Bilica'nın Yerine


Sivasspor, merakla beklediğim stoper transferini nihayet gerçekleştirdi. Bilica gibi güçlü bir savunmacıdan sonra bu bölgenin ne olacağı büyük bir soru işaretiydi. Bu soru işareti, Pieter Mbemba'nın transferiyle noktaya dönüştü.

Bu transfer hakkındaki ilk düşüncem hayal kırıklığı oldu. Bülent Uygun, elbette bir şeyler düşünmüştür ama Mbemba, çok gelecek vaat etmeyen bir futbolcu gibi gözüküyor uzaktan bakınca. Bir de transferle ilgili şu noktayı aydınlatalım; Mbemba, PSV'den değil FC Eindhoven'den alındı.

Mbemba, geçen sezonun yarısında FC Eindhoven'da diğer yarısındaysa KV Mechelen'de(kiralık) oynadı. İnternetten araştırma yoluyla hakkında bilgi edinmek neredeyse imkânsız. Bekleyip göreceğiz; fakat Bilica gibi bir patlamayı en azından bu sezon için yapamayacağını düşünüyorum. Unutmadan hatırlatayım, Mbemba henüz 20 yaşında.

Fenerbahçe'nin Halet-i Ruhiyesi


Dünkü "post"ta ucundan kıyısından da olsa Fenerbahçe'nin durumuna değinmiştim. Bugün konuyu biraz daha açalım. Az önce televizyonu açtım ve Bilica'nın imza törenine rastladım yani sözleşme imzaladığı neredeyse 1 ay önceden bilinen Fabio Bilica'nın.

Bilica elbette ki çok faydalı olacak bir futbolcu ama kadronun geneli nasıl? TSL'deki tüm formda oyuncuları birer birer toplayan Fenerbahçe'nin kadrosu, bu sezon için yeterli mi? Daum'un 4-2-3-1 oynatacağını düşünüyorum, ona göre takımı değerlendirelim;

Kalede Volkan var ama hala sözleşmesi yok. Sağ bek, Gökhan Gönül'le sağlam keza sol bek de Roberto Carlos'la. Stoperlerden biri Bilica, diğeri ya Önder ya Bekir ya da sakatlıktan dönmesi beklenen Edu. Yani, burası soru işareti.

Gelelim orta sahaya, ön libero olarak kullanılacak futbolcu hala belli değil. Poulsen aşkı bitmezse belli olacak gibi de görünmüyor. Fenerbahçe, o bölgede yalnız Selçuk'a güvenirse geçen sezon yaşadıklarını bu sezon da yaşar. Orta göbekteki ikiliden diğerini Emre Belözoğlu'na ayıralım. Geçen sezon, her ne kadar bekleneni veremese de bu sezon daha verimli olacaktır.

Sıra, forvetin arkasındaki üçlüde. Sağ açık oynayabilecek Mehmet Topuz ve Deivid var. Deivid, geçen sezonun ikinci yarısında felaketti ve bu yıl formayı biraz zor göreceğini düşünüyorum. "10 numara" mevkisi, elbette ki Alex'e ait. Alex, maçların genelinde hayalet gibi dolaşsa da Fenerbahçe'de maçın sonucuna direkt etki eden, en önemli isim, hakkını yemeyelim. Sol açıkta da Uğur Boral ve Özer Hurmacı var. Özer, çok yetenekli ama sakatlıkları ve Daum'un tercihleri onu yedek bırakabilir.

Fenerbahçe'nin forvette iki tercih hakkı var. Güiza, her ne kadar İspanya'ya dönmek için açıklamalar yapsa da bu saatten sonra gidebileceğini sanmıyorum. Semih de "nöbetçi golcü"lükten -neredeyse- kurtulduğu geçen sezon, pek de iyi bir sınav veremedi. Bana kalırsa, Fenerbahçe santrafor da almak zorunda.

Şimdi sıra, fasulyenin faydalarında; Fenerbahçe, bir stoper, bir ön libero ve bir de forvet almazsa geçen sezon yaşadıklarına benzer şeyleri, bu sezon da yaşar. Daum sayesinde elbette o kadar geriye gitmez ama zorlanacağı açık. Özellikle, ön libero ve stoper transferleri, hayatî bir önem taşıyor. İç piyasaya yaklaşık 15 milyon Avro harcayan Fenerbahçe, dışta da bir an önce harekete geçmeli.

2 Temmuz 2009 Perşembe

"Kader"de Keita Varmış


Öncelikle Fotomaçvari başlık için hepinizden özür dilemeliyim. Bugün biraz miskinlik yapayım dedim ama son birkaç gündür hafif hafif sallanan transfer borsası, bunu beklemiş gibi şahlandı.

Haldun Üstünel, yine sağ gösterip sol vurdu ve Abdul Kader Keita'yı takıma dahil etti. Elbette ki bu, büyük önem taşıyan bir transfer. Galatasaray, Babel ve Govou derken en az onlar kadar kaliteli bir başka oyuncuyu takıma kattı ve Keita, 4-3-3 sistemi için biçilmiş kaftan kıvamında bir futbolcu.

Bu transferle birlikte Arda ya da Kewell'dan biri muhtemeldir ki orta sahaya çekilecektir. Orta saha olmazsa ikinci tercih yedek kulübesi. 2 sene önce 18 milyon Avro ödenerek alınan bir futbolcuyu 7 milyon Avro gibi bir rakama bitirmek ayrıca büyük başarıdır.

Galatasaray'ın kadrosu bir sağ bek alınmazsa tamam gibi. Sağ bek de biraz ekonomik duruma bakıyor sanki. Bu arada, günlerdir Fenerbahçe'nin yabancı transferinde ses-seda vermesini bekliyorum ama tık yok. Fenerbahçe, bu kadroya takviye yapmazsa gelecek sezon da "klişeleşmiş" zorluklarını çekmek zorunda kalacak.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Çekirgenin Sınırlarını Zorlayanlar; Gençlerbirliği


Gençlerbirliği, abidik gubidik işler yapmaya devam ediyor. Doll'u takımın başına getirerek umut veren ardından Serdar ve Tolga Seyhan gibi düşen takımların "vasat" futbolcularını kadrosuna katan Gençlerbirliği, Hacettepe'yi sömürmesi haricinde hiçbir şey yapmıyor.

Geçen sezon lige Antalyaspor'un galibiyetiyle tutunan Gençlerbirliği'nde takıma direkt katkı yapacak yeni isimler, bir elin parmaklarıyla sınırlı. Orhan Şam, gitmezse büyük katkı yapar şüphesiz; İbrahim Şahin, kendinde olduğu zaman iyi bir hücum silahı; Tozo, geçen sezon çok dikkat çeken bir orta saha; Serkan Atak, iyi potansiyeli olan fakat bunu kullanamayan bir futbolcu; Tambwe'yse pır pır santrafor ekolünün temsilcilerinden.

Yukarıda yazdıklarım, Orhan Şam haricinde yarım yamalak da olsa artıları, eksilerinden fazla olan futbolcular. Şam'ın değerini tartışmaya bile gerek yok.

Tüm bunların dışında, Gençlerbirliği'nin kadrosunda şu an 10 yabancı var. Bunlardan ikisi gönderilmek zorunda. Hacettepe'ye daha önce Addo kiralandığı için pilot takım kontenjanında yalnız bir kişilik boşluk var; açıkta kalanın da sözleşmesi feshedilir muhtemelen.

Thomas Doll, teknik direktörlüğe geldi ama büyük bir ihtimalle bir tane transferi bile kendisi yapamayacak. Yabancı sınırlaması, ağzına kadar dolu. Doll'un yerli oyuncu haznesini bilmediğimden o konuya girmeye hiç gerek yok. Gençlerbirliği'nin şu anki durumu hiç ümit vermiyor. Yapmaya çalıştıkları şey; eksiyle eksiyi toplayıp artıya ulaşma çabasından başka bir şey değil.

Matteo Ferrari


Beşiktaş'a yerli stoperin lazım olduğunu yazıp durduk ama yönetim, bizi şaşırtarak yabancı bir stoperi takıma kattı. Zapotocny'nin ayrılışıyla birlikte imza attırılacak bu isim, hepinizin bildiği gibi Matteo Ferrari.

5 Aralık 1979 Aflou(Cezayir) doğumlu Ferrari'nin babası İtalyan; annesiyse Gine vatandaşı. Kariyerine S.P.A.L'da stoper ve sol bek olarak başlayan Ferrari, ardından Internazionale kadrosuna geçti. Internazionale takımındayken Genoa, Lecce, Bari ve Parma'ya kiralık olarak yollanan daha sonra bonservisiyle Parma'ya transfer olan Ferrari, burada toplam 81 maçta forma giydi ve 3 gol attı.

2004 yılında Roma'ya geçen Ferrari, 2005-2006 sezonunda kiralık olarak Everton'a gitmesi haricinde 3 sezon boyunca Roma forması giydi ve 78 maçta oynayarak 2 gol attı. "Transfermarkt" değerlerine göre 5 milyon Avro fiyat biçilen Ferrari, geçen sezonun başında Genoa'ya bedelsiz olarak transfer oldu ve toplam 33 maçta ilk 11 oynadı.

Gelelim, Ferrari için söylenenlere; 29 yaşındaki oyuncunun oldukça soğuk kanlı ve pozisyon bilgisi yüksek bir stoper olduğu ilk konuşulanlar. Hem İtalyan olup hem de defansif pozisyon bilgisi olmayan stoper almak büyük bir başarı olurdu zaten. 29-30 yaşların bir stoper için en verimli çağ olduğunu düşünürsek ve Ferrari'nin kariyerine şöyle bir bakarsak Beşiktaş için bu hamlenin çok doğru olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Gelelim Ferrari'nin ulusal takım kariyerine; UEFA 2000 U-21 Şampiyonu İtalya'nın kadrosunda Pirlo, De Sanctis, Gattuso ve Zanetti gibi isimlerle birlikte oynayan Matteo, 2000 Sydney Olimpiyatları'nda da Gök Mavili formayı giymiş. Bunların dışında 27 kez U-21; 6 kez Olimpiyat ve 11 kez A milli olan Ferrari, ulusal takımıyla ilk maçına İtalya'da 1-1 sonuçlanan Türkiye karşılaşmasıyla çıkmış. Hafızam beni yanıltmıyorsa o maç, Tuncay'ın ve Emre Belözoğlu'nun coştukları maçtı.

Bu transferin gerçekleşmesi için Zapo'nun İBB'ye gitmesi bekleniyor. Zapo, son açıklamalarında böyle bir transferi düşünmediğini söylemişti ama muhtemelen kiralık olarak İBB yollarını tutacaktır. Bu arada, sezon sonu Beşiktaş'tan ayrılan Eduard Cisse'nin Marsilya'yla anlaşmak üzere olduğu konuşuluyor. Türkiye'de pek tutunamadı ama Fransa'da yine üst düzey bir takıma gidiyor. Son olarak, İspanya'ya gidip ameliyat olacağı söylenen Delgado'nun yaklaşık 4 ay sahalardan uzak kalacağı konuşuluyor. Yakın zamanda onun yerine de bir transfer görebiliriz. Mustafa Denizli, Delgado'nun yerine transfer istemezse Beşiktaş, transfer sezonunu bu son hamleyle kapatmış demektir.

30 Haziran 2009 Salı

Vassell Ankara'da


Vassell rüyası, yavaş yavaş gerçeğe dönüşüyor sanki! Bu akşam Ankara'ya gelen Vassell, son pürüzler de giderilirse Ankaragücü'nün futbolcusu olacak. Açık konuşmak gerekir ki transferin bu noktalara gelebileceği aklımın ucundan bile geçmemişti.

Ankaragücü yönetimini tebrik etmek gerekiyor. Vassell, her ne kadar düşüşte olan bir futbolcu olsa da her daim piyasası olan bir isim ve biz, bu tür oyuncuları Anadolu'da görmeye pek alışkın değiliz. Geçtiğimiz günlerde, PCLion FC'de Larissa özelinden Yunan ligiyle Türk liginin karşılaştırması vardı. Karşılaştırma, genel anlamda yıldız futbolculara odaklanmıştı. Bu tür futbolcuların neden Türkiye'ye gelmediği ya da getirilemediği anlatılıyordu. İşte bu transfer gerçekleşirse bir tabu daha yıkılmış olacak.

Vassell, Ankara'da belki çok başarılı olur; belki de hayal kırıklığı yaratarak ülkesine döner. Bu transfer, bir performans hamlesi değildir benim gözümde. Ligimizin kalitesini arttıracak bir hamledir. Kalite, her zaman isimli futbolcu getirmek değildir ama yıldız getirmek, kaliteye giden yolu döşeyen taşlardan biridir.

Tribün Dergi forumlarında, Vassell'i karşılama töreniyle ilgili fotoğraflara rastladım; onların izniyle burada bir tanesini yayınlıyorum. Son olarak şunu söylemekte fayda var; Vassell, Ankaragücü için Avrupa yolunu tek başına garantileyemez ama futbol dışı çok önemli bir hamledir, orası kesin!

Manisaspor'da Doğru İşler


Manisaspor, geçen sezon ve ondan önceki sezon TSL'nin büyüklerine servis ettiği ve iyi bonservis bedelleri kazandığı futbolcularıyla rahat bir ekonomik seviyeye ulaştı. Buna Ersun Yanal döneminde takıma katılan Sezer Öztürk ve Nizamettin Çalışkan gibi yetenekli ve genç gurbetçileri katarsanız Bank Asya'dan TSL'ye yükselmeleri pek de sürpriz olmadı.

Ufuk Ceylan ve Sezer Öztürk gibi futbolcular, her daim transfer gündeminde kalmayı başarsa da Manisaspor'un 2009-10 sezonu futbolcularından olacaklar gibi duruyor. Bu durum da takım iskeletinin gelecek sezon da korunacağını gösteriyor.

Gelelim, yeni transferlere; orta sahanın solunda ve ortasında oynayabilen Josh Simpson, hem Almanya hem de İngiltere tecrübesine sahip ülkesi Kanada'nın ulusal takımında da oynayan iyi bir futbolcu. Kayserispor'dan alınan Kemal Okyay da tıpkı Josh gibi orta sahanın solunda ve defansın solunda oynayabiliyor. Öyle düşünüyorum ki Trabzonspor'a giden Ferhat'ın yerine bu iki futbolcudan biri kullanılacak.

Slavija'dan transfer edilen Boşnak ön libero Vlastimir Jovanoviç hakkında maalesef ki pek bilgi sahibi değilim. Hakkında bildiğim tek şey, ülkesinde ulusal takım formasını giydiği. Manisaspor, gurbetçi transfer kontenjanınıysa FC Bochum'dan aldığı Dilaver Güçlü'yle doldurmuş. 1986 doğumlu Dilaver, "10 numara" mevkisinde oynuyor ve görünüş itibariyle rotasyonda kalacak gibi gözüküyor. Tüm bunların dışında Manisaspor, ilerleyen günlerde bir stoper bir de santrafor almak zorunda.

29 Haziran 2009 Pazartesi

Nurullah Sağlam


Nurullah Sağlam, ligimizdeki ender sistem adamlarından biridir. Gittiği her takımda sistem yaratma ve onu oturtabilme sevdası, kimi zaman umulmadık kararlarla sonuçlanan kulüp kariyerlerine sebep olur.

Bugün öğrendik ki Sağlam, Diyarbakırspor'la anlaşmış. Nurullah Hoca, açık konuşmak gerekir ki gelebileceği en zorlu göreve oturdu bugün itibariyle. Diyarbakırspor, geçen sezon muhteşem bir iş yapmış ve ligden çıkmayı başarmıştı ama geçen sezonki dağınık kadro ve ekonomik sıkıntıların atlatılmasıyla yapılacak transferler, nasıl bir sonuç verecek izleyip göreceğiz.

Diyarbakırspor, bu hamlesiyle ligdeki iyi birkaç yerli teknik adamdan birine sahip oldu. Sessiz geçen transfer sezonunu nasıl sonuçlandıracaklar, merak ediyorum. Nurullah Sağlam'ın işi çok zor ama bu sezon yaşanacak başarı, hem Sağlam hem de Diyarbakırspor için fevkalade önemli.

"Topuz" Değil Topuk Yaylası


Vakit transfer vakti ama tesisleşme adına haberler de gelmiyor değil. İşte, bunlardan biri belki de "tek"i Fenerbahçe'den geldi. Aziz Yıldırım dün, Düzce'ye bağlı Topuk Yaylası'na giderek buraya gelişmiş bir tesis yapılacağını açıkladı.

Türk futbolu adına bu durum, güzel bir gelişme. Fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla Topuk Yaylası, tam bir doğa cenneti ve burada yapılacak tesisler bittiği zaman, Fenerbahçe'nin her yaz Hollanda-Almanya yolunu arşınlamasına gerek kalmayacak. Hazırlık maçı ayarlamak da çok büyük bir problem değil; çünkü Düzce'de, Bolu'da, Sakarya'da ve Eskişehir civarında bir sürü amatör takım mevcut.

MuFC, Barcelona ve Real Madrid gibi dünya kulüplerinin bu tür masraflarını sponsorlar çekiyor; bizim gariban takımlarımızsa gitmek zorunlulukmuş gibi her yıl Almanya'nın yolunu tutuyor. Geçtiğimiz sezon, Nurullah Sağlam büyük bir marjinallik yapıp takımı İtalya'ya götürmüştü ama maalesef ligin sonunu göremedi.

Fenerbahçe, bu inşaatı bitirir ve başarılı bir şekilde kullanıma geçerse diğer takımlarımız da peşi sıra geleceklerdir. Yayla cennetlerinin ortasında yer alan Trabzonspor, bu işe neden hala uyanmaz, anlaşılır gibi değil!

28 Haziran 2009 Pazar

Veron Bursaspor'a?!


Vassell söylentilerinden sonra sıra, Juan Veron'a geldi. Haberin veriliş tarzı, Vassell'inkine çok benziyor; oyuncuyla kulüp anlaşmaya çok yakındır ve Veron yakında x şehrine yöneticilerle görüşmek üzere gelecektir.

Veron için adı geçen kulübümüz Bursaspor. Gelmesini o kadar çok isterim ki tahmin bile edemezsiniz. Fakat, gerçekleşmeyeceği henüz ilk andan itibaren belli. Zaten, Bursaspor kulübü de transfer söylentilerinin asılsız olduğunu açıklamış. Bursaspor, bu yaz transfer orucuna girdi herhalde.

Bu arada Vassell, pazartesi günü yani yarın Ankaragücü yöneticileriyle görüşmek üzere İstanbul'a gelecekmiş. Transfer gerçekleşirse Anadolu takımlarımız için büyük bir tabu yıkılmış olacak. Konuyla alakasız ama Konfederasyon Kupası finalinde Dempsey'in attığı gol, İlhan Mansız'ın Senegal'e attığı gole benzemiyor muydu?

Trabzonspor'un Halet-i Ruhiyesi


Trabzonspor, nicelik olarak az transfer yapınca haliyle kombinelere ilgi azaldı ve bu durum, başkan Sadri Şener'i oldukça gerdi. Geçen sezon 20 küsür transfer yapan Şener'in bu sezon aktif dinlenmeye çekileceği açıkça belliydi, onun için pek şaşırdığımı söyleyemem.

Trabzonspor'un bazı bölgelerde eksikleri olsa da yeterli sayılabilecek bir kadrosu var. Kaleden başlayalım; Sylva, çok tecrübeli ve iyi bir kaleci; yedekleri de gayet sağlam. Sağ bek, takımın en sorunlu bölgesi. Buraya transfer şart. Stoperler, oldukça yeterli. Giray, Song, Egemen ve Ceyhun, TSL'nin üst düzey defansçılarından. Sol beke alınan Ferhat ise Cale'nin yedeği olacak gibi gözüküyor. Trabzon'da bu bölge son derece güçlü. Defans için söylediklerim Cale ve Song'un takımda kalacaklarını düşünerek yazdığım şeyler elbette.

Gelelim orta sahaya. Sağ açıkta muhteşem bir yetenek var, İbrahima Yattara. Oynarsa, onu tutabilecek futbolcu yok ama istikrar sağlayabileceğinin de hiçbir garantisi yok. Takımda onu yedekleyebilecek futbolcular, forvetten bozma Isaac ve genç yetenek Göksu. Ben, özellikle Göksu'dan çok ümitliyim, umarım şans verilir. Barış'ı soracak olursanız, onu daha çok sol kanat için düşündüğümü söyleyeyim.

Orta sahanın ortası, son derece dolgun. Selçuk, geçen sezon her ne kadar istikrarsız olsa da TSL'deki her takımda rahatlıkla oynayabilecek kalitede. Ceyhun Gülselam da defanstan alınıp buraya çekilebilir. Fakat, tüm bunların dışında Gustavo Colman var ki tam anlamıyla "TSL model" bir modern orta saha. Defansı da ofansı da mevcut, bence ülkemizde ilk 11 başlayamayacağı takım yok. Bunun dışında Serkan Balcı da hem sağ bekte hem de orta sahanın ortasında kullanılabilir. Serkan keşke Gençlerbirliği'nde parladığı günlere ve o zamanki formuna dönebilse.

Sol açıkta, çok çok yetenekli Alanzinho var fakat onun da ne zaman, ne yapacağını kestirmek imkansız. Bazen, muhteşem gollerini izlerken bazen sahadan silinmesine tanık olmak zorunda kalıyoruz. Onu yedekleyen isimse Barış Memiş. Trabzonlu genç Barış, parladığı günlerdeki ritmini henüz bulamasa da hala umut vaat ediyor.

Trabzonspor'un orta sahası işte kısaca böyle. Bu orta sahanın en büyük eksikliği, yaratıcı futbolcu azlığı. Yattara ve Alanzinho kilitlendiği an, top taşıma görevi bir tek Colman'ın üstüne kalıyor ki taşıma suyla değirmen dönmeyeceği zaten daha önce denenmiş ve tasdiklenmiş bir gerçek. İşte bu nedenle Ersun Yanal, geçen sezon Yusuf'u transfer etmek istemiş ve zor maçları onun özel yetenekleriyle bitirmeyi düşünmüştü. O transfer, günün şartlarıyla gerçekleşmedi ve nihayetinde Ersun Yanal, Trabzonspor'dan kovuldu.

Şimdi, geçen sezonun başına gidelim. Trabzonspor, uzun bir zaman Zafer Yelen'le ilgilenmiş fakat transferi bitirememişti. Oyun kurucu Zafer, o zaman Trabzonspor kadrosuna katılmış olsaydı; bugün, Hugo Broos diye birini hiç tanımayacaktık belki de. Rahatlıkla anlaşılabileceği gibi Zafer'den son derece ümitliyim; son haberlere göre Engin Baytar da Trabzonspor'a katılmış. Yeteneğine diyecek bir şeyim yok ama Yattara ile yaşanacak müstakbel kavgalara daha şimdiden hazırlıklı olalım derim.

Sıra, Trabzonspor'un rakip kaleye en yakın adamlarında. Gökhan Ünal, geçen sezon çok eleştirilse de bence görevini tamamıyla yaptı. Belki inanılmaz goller de kaçırdı ama olmayacak anlarda, olmayacak golleri rakip filelere bıraktığını unutup vefasızlık yapmayalım. Umut Bulut, çok iyi niyetli, çalışkan bir futbolcu fakat Trabzonspor'un 11 oyuncusu olduğunu düşünmüyorum yine de kaliteli bir rotasyon elemanı. Umut Bulut'u kadrodan çıkarttığımıza göre oraya bir santrafor gerekiyor. Isaac demeyin yoksa Umut'a ayıp olur.

Tam bu noktada görev, Sadri Şener'e düşüyor. Ersun Yanal hamlesi dışında son derece başarılı olduğunu düşündüğüm Şener, takıma iyi bir santrafor monte etmeyi başarırsa lige direk yansıyacak bir iş yapmış olur. Sadri Şener'in transfer listesinde mutlaka yer alması gereken bir diğer mevkiyse tartışılmayacak bir kesinlikte sağ bek.

Bir de değinmediğimiz Tjikuzu meselesi var elbette. Onun yerine Colmanvari bir futbolcunun alınmasını tercih ederdim ama Tjikuzu da "tu kaka" edilecek bir futbolcu değil. Kadrodaki birincil öncelik değildi ama bu onun takıma katkı sağlamayacağı anlamına gelmez.

Hugo Broos'u daha önce tanıtmıştık hatırlarsanız. O yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Broos, şu an ilk 3 ayı çıkartamayacak bir teknik direktör gibi duruyor ama umarım, zaman bizi yanıltır. Yanlış anlamayın Broos'u kötülemiyorum ama Trabzon zor bir yer ve TSL yabancılar için düşündüğümüzden çok daha zorlu bir lig. Trabzonspor'un yeni sezonda Ersun Yanal'ı aramamasını dileyerek sözlerimi noktalıyorum.