BIY AD

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Orhan Şengürbüz


SHOW TV'de yıllar önce, geceleyin yayınlanan spor haberleri vardı. Yaklaşık 1 saat süren bu haber bültenlerini bıkmadan, usanmadan izlerdim. O bültenleri sunan spikerse Orhan Şengürbüz'dü.

Bugün, vefat ettiği haberini öğrendik. Mekânı cennet olsun!

Netanya & Honved


UEFA Avrupa Ligi elemelerinde Galatasaray ve Fenerbahçe, kendilerinden kat kat düşük takımlarla eşleşeceklerdi ki öyle de oldu. Fenerbahçe, Macaristan'ın Honved takımını çekerken; Galatasaray, Sliema-Netanya galibiyle eşleşti. Turu, Netanya'nın geçeceğini düşündüğümden Sliema'yı incelemeyi es geçiyoruz. Sliema, turu geçerse ağır bir tokat(!) yemiş olurum artık.

Sliema deplasmanından beraberlikle dönen Netanya, muhtemeldir ki Galatasaray'ın yeni rakibi olacak. Öncelikle şunu söylemeliyim ki Netanya, Galatasaray'ın dişinin kovuğunu dahi doldurmayacak bir takım. Futbolda her zaman sürprizler var ama Netanya, sürpriz yapmaya müsait bir takım görüntüsünde değil.

Maçlarını 7.500 kişilik Sar-Tov Stadyumu'nda oynayan Netanya'yı Nati Azaria çalıştırıyor. Takımın yaş ortalaması çok düşük, kadrosunda görebildiğim kadarıyla 30 yaşın üstünde futbolcu yok Netanya'nın. Ayrıca, takımdaki çoğu oyuncu İsrail U-21 milli takımında da oynuyor.

Forvet Achmad Saba'a, defans ve aynı zamanda takım kaptanı Klemi Saban, Nijerya asıllı ofansif orta saha Bamidele Yampolsky ve orta saha oyuncusu Ravid Gazal takımın önemli isimleri. Ciddiye almakta fayda olan ve fakat pek de abartılmayacak bir takım Maccabi Netanya.

Fenerbahçe'nin rakibi Macar temsilcisi Honved Budapest, futbol ve Macaristan kavramlarının yan yana geldiği diğer her şeyde olduğu gibi geçmişleriyle övünen bir kulüp. Vakt-i zamanında Ferenc Puskás'ın da formasını giydiği Honved, geçen sezon küme düşmekten son anda kurtulsa da lig kupasını kazanarak kapağı Avrupa'ya atmayı başarmış.

Macar Tibor Sisa'nın çalıştırdığı takım, maçlarını 9.500 kapasiteli Bozsik Stadyumu'nda oynuyor. Honved'in Macar ligindeki son şampiyonluğu 1993 yılına ait.

Honved'in en önemli futbolcusu Brezilyalı sol açık Diego. Diego, geçen yıl 5 gol, iki asistle oynamış. Sırp ön libero Dragan Vukmir de dikkat edilmesi gereken isimlerden. O da bir kez Sırbistan ulusal takımının formasını giymiş. Takım kaptanıysa 38 yaşındaki kaleci Iván Tóth. Honved de tıpkı Netanya gibi dişe dokunmayacak bir takım. Azamî dikkati göstermek yeterli.

Ekstra: Netanya, şu sıralar yepyeni ve modern bir stadyumun inşaatını sürdürüyor. İBBli N'sumbu, bir zamanlar Netanya'nın formasını giymiş. Honved'in seyircileriyse oldukça agresif.

17 Temmuz 2009 Cuma

Royal Sporting Club Anderlecht


Buradan NTVspor, Lig Tv ve Şampiyonlar Ligi yayıncısı Star'a teessüflerimi iletiyorum. Çünkü, Sivasspor'un CL'deki rakibini ancak bir son dakika duyurusuyla vermeyi uygun gördüler. Avrupa Ligi için Şampiyonlar Ligi'nde bile görülmemiş bir organizasyona imza atan ve sanki kupada 3 takımımız yarı finale çıkmış gibi özel program hazırlayanlar, Sivasspor'u tam anlamıyla unuttular. "Anadolu'dan şampiyon istiyoruz!", hadi bakalım öyle olsun!

Sivasspor'a kurasız rakibini belirleme olanağı sunulsaydı eminim ki gidip Anderlecht'i çekerdi. Belçika'nın en prestijli takımı Anderlecht, geçtiğimiz sezon ligi Standart Liege'nin ardından ikinci sırada tamamlamıştı. Play-offlar sonucunda Sinan Bolat'ın kalesini koruduğu Standart'a şampiyonluğu veren Anderlecht, CL'ye buradan başlamak zorunda kaldı.

Anderlecht'in en önemli oyuncuları, oyunun iki yönünü oynamasıyla tanınan ve Türkiye'de ciddi bir piyasası olan Arjantinli Lucas Rodrigo Biglia ve Faslı ofansif orta saha Mbark Boussoufa.

Bu futbolcuların yanında Çek Polak, defans Jelle van Damme ve Belçikalı, 1.92'lik santrafor Tom de Sutter takımın diğer önemli isimleri. Anderlecht'i Belçikalı Ariël Jacobs çalıştırıyor.

Anderlecht, kağıt üzerinde gelebilecek en zayıf takım gibi gözükse de oldukça ciddiye alınması gereken bir rakip. Şanslar bence, %60 Anderlecht; %40 Sivasspor doğrultusunda. Bülent Uygun, devrimci olmak istiyorsa yola çıkmak için Anderlecht tam bir biçilmiş kaftan.

Ankaraspor 2009-2010


Ruhi Kurnaz dersem acaba kaç kişi bu isimle ilgili bir çağrışımda bulunur? Sizi fazla yormayıp merakınızı gidereyim, Ruhi Kurnaz Ankaraspor'un başkanı. Galiba, ligimizin en az gözüken başkanı da aynı zamanda.

Ankaraspor, kurulduğunda şampiyonluk hedefiyle yola çıkmıştı. Hormonlu yapısıyla bunu başarabileceklerini zannediyorlardı ama o kadar kolay olmadığı birkaç sene içerisinde belli oldu. Derken, Ankaragücü ile birleşme denendi, o da sonuca ulaşamadı.

Ankaraspor, bu sezona Alman teknik adam Jurgen Röber'le başlama kararı aldı. Aykut Kocaman kaybının çok da mühim olduğunu düşünmüyorum Ankaraspor adına. Aykut Kocaman'la ilerleyen Ankaraspor, ne uzar ne de kısalırdı. Aykut Kocaman'ın teknik direktörlükte devamlılık anlamında sorunları olduğuna inanıyorum. Sportif direktörlük, Kocaman için kesinlikle daha doğru bir görev.

Jurgen Röber, Hertha Berlin'le büyük başarılar kazanmış ardından başarıları oranında bir düşüş yaşamıştı ve son durağı Ankaraspor oldu. Ankaraspor için bu transfer, tam anlamıyla piyango olacak. İyi de çıkabilir, kötü de.

Gelenler:

Aydın Karabulut: Erhan Güven karşılığında Ankaraspor'a verilen Aydın, iyi bir sol ayağa sahip. Fiziksel ve mental açıdan problemleri olduğunu düşünsem de kalite anlamında Ankaraspor'a getirisi olacaktır. Fakat, büyük bir patlama yapabileceğini zannetmiyorum.

İlhan Parlak: Kayserispor'dan büyük ümitlerle alınan İlhan, Fenerbahçe'de tam bir dip yaşadı. Baştan sona sahada olduğu bir TSL maçı hatırlamıyorum İlhan'ın Fenerbahçe formasıyla. Kayserispor'dayken iyiydi ama aradan geçen futbolsuz yıllar İlhan'da kötü izler bırakmıştır muhakkak. Zafer Biryol'un Fenerbahçe'den sonraki düşüşü, bu durum için en güzel örnek. Yaşının genç olması, en büyük avantajı. Bu sezon, onun için rehabilitasyon dönemi olacak.

Özgür Çek: Geçen sezonun devre arasında profesyonel sözleşme imzalatılıp devre sonunda takımdan yollanan Özgür, oldukça ümit vaat eden bir sol kanat olarak tanınıyor. 1991 doğumlu oyuncu, 3 büyüklerde genç olmanın dezavantajlarını yaşayan sayısız futbolcudan biri.

Erich Brabec: 32 yaşındaki tecrübeli stoper, Slavia Prag takımından transfer edildi. Kariyerinde kısa bir Kayserispor deneyimi de bulunan Brabec, tam bir gezgin. Son 2 yıl haricinde hiçbir yerde dikiş tutturamayan Brabec, Slavia'da ciddi bir başarı yakalayarak Ankaraspor'a geliyor. 1 kez milli olan Brabec, Ankaraspor'da iş yapacaktır.

Gidenlere baktığımızda ilk olarak Erhan Güven'i görüyoruz. Ne kadar üst düzey bir performansı olmasa da yokluğu, rotasyonda hissedilecektir. Gördüğüm kadarıyla bölgesine başka bir oyuncu da alınmamış. Takımdan ayrılan bir diğer isim Özer Hurmacı, büyük bir yıldız adayı fakat takımı çok da etkileyeceğini düşünmüyorum. En azından etkilememeli. Çünkü, Özer'in o takımda kalmayacağı geçen sezonun yarısından itibaren belliydi. Özer, Ankaraspor için Gremio'daki Ronaldinho gibiydi. En büyük desteği, takımdan ayrılıp kulübe ekonomik girdi sağlayarak yaptı. Radoslav Batak'sa Ankaraspor'daki yerini Brabec'e bıraktı.

Ankaraspor'dan bu sezon da çok büyük işler beklemiyorum fakat fevkalade durumlar olmazsa TSL'de kalacaklardır. Jurgen Röber, her ne kadar "kısa dönem askerlik" kıvamında göreve başlayacak olsa da takımda ve Türkiye'de uzun süreli kalıp başarılı olmasını isterim. En azından ligimizin vizyonu için.

Ankaraspor, kadro olarak ligdeki çok takımdan üstün olsa da bir futbol takımında en hayati şey olan motivasyondan yoksun. İşte tam bu sebeple, Ankaraspor'un ancak 10 ile 15 arası bir derecede ligi tamamlayacağını tahmin ediyorum. Yukarı ya da aşağı düşmeleri, benim için fevkalade bir durum olur.


*Tobol-Galatasaray maçı hakkında da bir şeyler yazacaktım ama resmî bir hazırlık karşılaşmasından öteye gitmediği için yazmamayı daha uygun gördüm, en iyisi beklemek!

16 Temmuz 2009 Perşembe

Ankaragücü 2009-2010


Transfer gündemi, hız konusunda su kaynatmaya devam edince bize de TSL takımlarını tek tek değerlendirmek düştü. Hatırlarsınız, geçen sezon da böyle bir değerlendirme yapmış ve sağ bantta yayınlamıştık.

Extensor da geçtiğimiz günlerde, bu seriye başlamış. Biz de Ankaragücü'nden başlayarak alfabetik sırayla takımları değerlendirmeye start verelim. Liglerin başlamasına yaklaşık 1 ay olduğu için mutlaka yeni transferler yapılacaktır, haberler geldikçe eklemeye gayret edeceğim.

Ankaragücü deyince aklıma zevksiz, TSL'de 10-15 arasına demir atmış bir takım gelirdi bu sezona dek. Ersun Yanal dönemi haricinde Ankaragücü'nden zevk aldığımı hiç hatırlamıyorum. Umarım bu sezon, 100. yıl atmosferiyle bu durum değişir.

Gelenler:

Abdullah Çetin: Geçtiğimiz sezon, Antalyaspor formasıyla 22 maça çıkan Abdullah, 1984 doğumlu bir orta saha oyuncusu. Kariyerinin çok büyük bir kısmını yetiştiği takım Diyarbakırspor'da geçiren Abdullah, rotasyona girecektir.

Cihan Haspolatlı: Galatasaray'da yıllarca oynayıp belirli bir dikiş tutturan Cihan, Anadolu'da "gezegen" sınıfına dahil oldu. Konyaspor düşünce soluğu Ankaragücü'nde alan Cihan'ın en büyük şansı, teknik direktör Hikmet Karaman. Karaman, ondan maksimum verim almaya çalışacaktır ama o, ne kadarını verebilir, tartışılır.

Suat Baş: Ankaragücü'nün Arminia Bielefeld'den kadrosuna kattığı 1989 doğumlu orta saha Baş'la ilgili hiçbir bilgiye sahip değilim maalesef. TSL başlayınca nasıl bir futbolcu olduğunu öğreneceğiz. Suat Baş, daha çok geleceğe yatırım gibi gözüküyor.

Thokozani Calvin Sosibo: Güney Afrika'dan alınan Sosibo, sol açıkta oynuyor. Gazetelerde, kampın gözdesi olduğu söylenen futbolcu, 1.65 boyunda ve 60 kilo. Anlaşılan o ki yeni bir pır pır seyredeceğiz lig başlayınca. Sosibo, ayrıca 70 kez genç milli takımda oynamış.

Kagiso Thabiso Senamela: 1.67'lik ofansif orta saha oyuncusu da Sosibo gibi Güney Afrikalı. Genç milli seviyesinde 30 kez milli olan futbolcu, 1986 doğumlu. Ankaragücü, bu iki Afrikalıyı aynı anda ilk 11'de oynatmayı düşünüyorsa orta saha çok güçsüz kalacaktır, blogları takip ettiğini bildiğimiz Hikmet Hocamıza hatırlatalım. Bu futbolcuların, açık oynayan takımlara karşı daha etkili olacaklarını düşünüyorum.

Emre Aktaş: Adanaspor'dan alınan futbolcu için birçok takım aporttaydı ama mutlu sona ulaşan taraf, Ankaragücü oldu. Ankaraspor'da da oynayan fakat bekleneni veremeyen ya da yeterli derecede sabır gösterilmeyen Emre, Ankaragücü'nde neler yapacak birlikte göreceğiz. Darius Vassell'le birlikte ilginç bir ikili oluşturabilirler. Yalnız, birkaç gündür transferinde sorunlar yaşandığı söyleniyor; ne kadar doğrudur, tam olarak bilmiyorum!

Murat Yılmaz: Hansa Rostock II'den takıma dahil edilen Murat Yılmaz, 1989 doğumlu. 1.89 boyundaki sol ayaklı futbolcunun ne olduğunu ancak lig başlayınca anlayabileceğiz.

Darius Vassell: Hakkında o kadar çok yazdık ki bir daha başınızı ağrıtmak istemiyorum. Transferin kesinleştiği söylense de ortalıkta resmî imza yok üstelik. Bu transfere nasıl baktığımı, okuyucularımız zaten gayet iyi biliyor. Yönetimi bir kez daha tebrik edip yolumuza devam edelim.

Gidenlere baktığımızda, Kalli'nin Türkiye'ye getirdiği Ismael Bouzid'in şimdi de İskoçya yolculuğuna çıktığını görüyoruz. Stoperin şimdiki durağı, Hearts. Takımdan ayrılan bir diğer savunma oyuncusu, Burak Özsaraç. Her ne kadar vasat bir oyuncu olsa da rotasyondaki ihtiyacı hissedilecektir. Burak, bu sezon Manisaspor'da oynayacak. Adanaspor'a giden Onur Acar'sa geçtiğimiz sezon yalnızca bir karşılaşmada forma giyebilmişti. Geçen sezonun yarısını Sakarya'da geçiren ve orada oldukça başarılı olan savunma oyuncusu Mustafa Aydın'sa Karşıyaka'ya transfer oldu.

Ankaragücü'nün mevcut kadrosunda bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda savunma elemanı gözüküyor, bunu nasıl çözecekler merak ediyorum. Belki de bilmediğimiz bir arayış, takım içinde bu sorunu çözebilecek başka isimler vardır. Luis Henrique'yi kaybetmemeleri, onlar için çok büyük bir artı.

Bu sezon, Ankaragücü için çok önemli. Son yıllara baktığımızda, en düzgün transferleri bu sezon görüyoruz Ankaragücü'nde. Zirveye oynayacağız demek, aşırı bir cesaret gösterisi olur ama bu takım, şu anki durumuyla beşincilik ile onunculuk arası bir yerde sallanır gibi duruyor. 5-8 sarmalı, onlar için çok daha mümkün bir hedef ve tabii Fortis Türkiye Kupası. 100. yılda FTK'yi kazanmak, az başarı değildir hani.

*Futbolcu transferleriyle ilgili bilgiler, sporx.com'dan alınmıştır(Fazla ciddi olmadı umarım).

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Broos & Trabzonspor


Belçikalılar mı birbirine benziyor yoksa ben mi onları benzetiyorum, hala karar veremedim. Trabzonspor'un yeni teknik direktörü Hugo Broos, göreve getirildiğinde şöyle bir yazı yazmıştık, hatırlarsınız.

O yazıda, Broos'la ilgili bilmemiz gereken bir kaç şeyden bahsetmiştim, örneğin kariyeri, vs. Eriksson, Halilhodziç gibi adaylardan sonra Broos, göreve gelince ister istemez bir beğenmemezlik oluşmuştu hepimizin üstünde, hele Broos'un son takmıyla küme düştüğünü öğrenince bu beğenmemezlik daha da artmıştı.

Derken, antrenmanlar, kamplar başladı ve Trabzonspor, Broos'la yola çıktı. İlk izlenimlerim, Broos'un Trabzonspor'un aradığı kan olduğu yönünde. Belki kariyeri pek parlak değil ama yedek kulübesindeki duruşunda ve sert yüz hatlarında bir karizma var Broos'un tıpkı, vatandaşı Eric Gerets gibi.

Bir de sözünü sakınmaz yapısı, Trabzonspor'un tam da ihtiyaç duyduğu şey. Trabzonspor'un şu anki kadrosuyla şampiyon olabilmesi, mucizelere dayalı bir olgu. Açık konuşmak gerekir ki Trabzon'un kadrosu, rakipleri İstanbul'un 3 büyüklerinden bir gömlek aşağı. Bu kadro için en büyük başarı, 2. olup şampiyonlar ligine kalabilmektir.

Sadri Şener, Avrupa Ligi'ne çok büyük önem veriyor ve bence doğru yapıyor. Çünkü, Avrupa'ya açılmadan büyümeye çalışan Trabzonspor'un bir yanı hep eksik kalacak. Avrupa Ligi'nden gelen gelir ve prestij Trabzonspor'un kapısına uğramayıp komşulara giderse şampiyonluk da aynı yolu izler maalesef.

Trabzonsporluların sabırlı olması gerekiyor. Ellerini vicdanlarına koyup düşünmeliler; bir Trabzonspor'un kadrosuna bakmalılar, bir de İstanbul'daki rakiplerinin. Yani, Trabzonspor için şampiyonluk birinci hedef olmamalıdır. İlk hedef, CL'ye katılma olmalıdır. CL'ye giden Trabzonspor'un transferlerinde "eşim istemiyor" bahanesi de yarı yarıya azalacaktır üstelik.

Trabzonspor, eldeki futbolcuları tutmak kaydıyla bir sağ bek, bir de santrafor alırsa transferi kapatabilir. Song giderse yerine futbolcu almanın şart olmadığını düşünüyorum. Ceyhun, o bölgeyi rahatlıkla dolduracaktır. Yukarıda da söylediğim gibi, Trabzonspor için ilk hedef Avrupa Ligi'dir. Ligdeki hedefse CL'ye katılabilmek olmalıdır. Gerisini ancak zaman gösterir.

"0"


Şampiyonlar Ligi, tam anlamıyla devler arenası. Avrupa'nın en güçlü takımları, bu ligde daha ileriye gitmek için ter döküyorlar. Bunun yanında diğer ülkelerin şampiyonları, ikincileri hatta üç veya dördüncüleri, bu önemli turnuvada bir şeyler yapabilmek için savaşıyorlar.

Bu sene CL'ye katılması kesinleşen tek takımımız Beşiktaş. Sivasspor'u zorlu bir eleme programı bekliyor. Bunun yanında Beşiktaş'ın CL'ye 3. torbadan katılması garanti, yani büyük bir şanssızlık olmazsa kurada Beşiktaş'a kendisinden zayıf bir takım gelecek.

Bunları yazma sebebim, son günlerde gittikçe artan Beşiktaş'ın CL'de çok başarısız olacağı iddiaları. Hangi yorumcuyu dinlesem; kimi okusam, her şey iyi hoş ama Beşiktaş, Avrupa'da çok başarısız olacak diyor. Gelin, bu iddiaları şöyle bir değerlendirelim;

Beşiktaş, geçen sezon şampiyon olurken çok iyi futbol oynamadı ama şampiyonluğu yakalamasını sağlayacak takım ruhunu içeride oluşturdu. Keza Fenerbahçe, bunu hiç sağlayamadı; Galatasaray da ancak ilk devrenin sonlarına doğru -kısa bir süre için- böyle bir iç huzuruyla maçlara çıktı.

Beşiktaş'ın Avrupa'da başarısız olmasını bekleyenlerin en büyük dayanağı, Mustafa Denizli'nin Fenerbahçe'deki "0" tecrübesi. Fakat, herkesin unuttuğu bir şey var ki, Fenerbahçe o dönem bir çok maçta kıl payı mağlubiyetler almıştı. Örneğin, Leverkusen'e karşı Almanya'da öne geçmiş, 10 kişi kaldıktan sonra ataklara dayanamamıştı. Gruptaki son maçtaysa 90. dakikada Rivaldo'nun frikiği doksana giderek Fenerbahçe'nin hanesine "0" yazdırmıştı.

Burası, madalyonun ters ve acı suratı. Diğer taraftaysa Galatasaray'la Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı final oynamış ve ulusal takımı EURO 2000'de çeyrek finale taşımış Mustafa Denizli bulunuyor, anlamak isteyene.

En meşhur huyumuzdur, kendimizi dibe çekmeyi çok severiz. Jose Mourinho döneminde Avrupa Şampiyonu olan Porto, bir Türk takımı olsaydı muhtemeldir ki bu başarı, rakiplerin güçsüz döneminde geldiği için küçümsenirdi. Jose'yi Allah korumuş.

Beşiktaş'ın şu anki kadrosu, CL'de üçüncülük için yeterlidir. Bu da Avrupa Ligi yollarını Beşiktaş'a açar. İlk 2'ye girmek, şu anki vaziyette çok gerçek dışı bir önermedir fakat Beşiktaş'ın çok başarısız olup Avrupa'ya puan alamadan veda etmesini beklemek kadar absürt değildir.

Bizim gibi ülkeler ve dolayısıyla kulüpleri sahaya çıkmadan maçları kaybediyorlar. İspanya karşısında Türkiye ulusal takımının düştüğü halleri hatırlarsınız ya da EURO 2008'de Portekiz'e karşı yaşanan çaresizliği. Sonrasında gördük ki Portekiz de İspanya da yenilmeyecek takımlar değilmiş. Portekiz, turnuvadan sonra helva gibi dağılırken; İspanya, "bomba=top" esprilerinin gırla gittiği rakibi ABD karşısında ceza sahasına bile doğru dürüst giremeden maçı kaybetti.

Galatasaray'ın kazandığı UEFA Kupası'nda dönemin futbolcularının kalitesinden ziyade onların içlerine sindirdiği yenilmezlik ruhunun etkili olduğunu düşünüyorum. Örneğin, kurada Leeds çıktığında kimse "eyvah, fark yiyeceğiz" dememişti. Üstelik bu takım, tarihi zaferden bir kaç ay önce Chelsea'den İstanbul'da 5 gol yemişti. Sonrasında yaşanan direnç bile Fatih Terim'in teknik direktörlüğünü belgeliyor.

Saha dışında ve maçtan bir gün önceye kadar kendimizi Barcelona gibi gördüğümüzden Metalist gibi takımlara köy takımı muamelesi yaparız. Fakat, Ukrayna futbolunun kulüpler bazında bizden çok daha önde olduğunu aklımızın ucundan bile geçirmeyiz. Maçtan sonra dövünerek yerlere düşeriz. Maç günüyse kendimizi Brezilya karşısına çıkmış San Marino gibi hissettiğimizden aynı turnuvada iki basamak altlarında durduğumuz, rakibimiz İspanya'ya karşı elimiz, ayağımıza karışmış bir şekilde çıkar; eziklik ötesi bir futbolla sahadan boynu bükük ayrılırız(Özellikle Türkiye'deki mücadele).

14 Temmuz 2009 Salı

Labinot Harbuzi


Gençlerbirliği, son yıllarda yabancı futbolcular konusunda Avustralya aşkına tutulmuştu. Bunda en önemli etken, Ersun Yanal döneminde parlayan Josip Skoko'ydu. Gençlerbirliği yöneticilerini profesyonellik yönünden "feci" şekilde etkileyen Skoko, vatandaşlarına Gençlerbirliği kapılarını ardına dek açıyordu.

İşte bu kapılar, James Troisi davasına dek açık kaldı. Troisi'nin Gençlerbirliği'nden kaçarak Kayserispor'a transfer olması, İlhan Cavcav'ın da düşüncesini değiştirmiş olacak ki Cavcav, şimdi de İsveç pazarına açılmış vaziyette.

Kosova uyruklu orta saha oyuncusu Labinot Harbuzi, şu anki durumda kış transfer döneminin açılmasıyla birlikte Gençlerbirliği'ne katılacak. Gençler, futbolcuyla her konuda anlaşmış ve işi resmiyete dökmüş durumda; tek sorun, Harbuzi'nin devam eden sözleşmesi. İlhan Cavcav, Harbuzi'nin kulübü Malmö FF'yle anlaşabilirse Harbuzi, sezon başına yetiştirilecek.

Labinot Harbuzi hakkındaki referanslar oldukça olumlu. Malmö Anadolu'dan yetişen Harbuzi, daha çok küçük yaşlarda Feyenoord'un dikkatini çekmiş ve oraya transfer olmuş. Feyenoord'da "normal" olarak forma bulamayan Harbuzi, Excelsior Rotterdam'a kiralanmış ve orada az da olsa forma şansı bulmuş. 2006'dan beri Malmö'de oynayan Harbuzi, takımının önemli futbolcularından. İsveç ümit milli takımında da oynayan Harbuzi(6/1), iyi bir transfer olacak gibi gözüküyor. Anlaşma olmazsa onu seyredebilmek için kışı beklemek zorundayız.

2009-2010 Yıldız Adayları #1


Son günlerde transfer gündemimiz kaplumbağa hızıyla ilerleyince bizlerde de ister istemez uyuşukluk meydana geldi. Spekülatif haberler de olmasa futbol gündemine bakarken uyuyakalacağız.

Bu uyuşukluğu atmanın tek yolu, bir liste hazırlamak bana göre. Bu seferki listemizin konusu, güncel transferlere göre Anadolu'daki muhtemel yıldız adaylarını gün ışığına çıkartmak. Zaman kaybetmeden başlayalım;

Darius Vassell: Günün birinde Vassell için yıldız adayı diyeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. Vassell, elbet ki kariyeri ve kalitesi ortada bir futbolcu fakat Türkiye'ye neler vereceği meçhul. Son iki yıl doğru düzgün oynayamayan Vassell, büyük bir patlama da yapabilir; hayal kırıklığı da yaratabilir. Vassell'in kariyerini tartışmıyorum bile. Bizim meselemiz, oynayacağı futbol. Ankaragücü yönetimini bu transfer için bir kez daha tebrik etmek istiyorum. Vassell'i TSL'nin dört büyükleri dahil kim getirse -soru işaretleri olmakla birlikte- iyi bir transfer olduğu söylenirdi; bu bile Ankaragücü'nün başarısına bir örnektir.

Erich Brabec: 1.90 boyunda, Çek Cumhuriyeti vatandaşı ve ulusal takımında oynamayı başarmış bir futbolcu, Anadolu takımları için her zaman yıldız adayıdır. 2004-2005 sezonunda Kayserispor'da kısa bir tecrübe geçiren futbolcu, Rusya, Avusturya ve İsviçre gibi ülkelerde de oynamış.

Pablo Martin Batalla: Arjantinli oyun kurucu, 1.70 boyunda ve Velez'in altyapısında yetişmiş bir futbolcu. Bursaspor'a büyük ümitlerle katılan Batalla, ortama uyum sağlayabilirse iyi işler yapabilir. Batalla'nın en dikkat çekici özelliği, uzaktan sert ve isabetli şutları.

Branimir Bajic: Denizlispor, ligimizin iyi yabancılar alan takımlarındandır. Geçen sezon, doğru yabancıları sayesinde ligde kaldılar dersek çok da abartmış olmayız. Ege temsilcisinde dönemin ilk yabancısı, Bajic oldu. Boşnak defans, ulusal takımdan da arkadaşı olan Berberoviç'le iyi bir ikili oluşturacaktır. Geldiği takım, Almanya'dan Koblenz. Sorunlu bir futbolcu olduğu söylenmekle birlikte iyi bir transfer.

Gabor Bori: Diyarbakırspor'un en iddialı transferi, kesinlikle bu adamdır. 1984, Macaristan doğumlu kanat oyuncusu, kariyerinde Leicester City gibi takımları barındırıyor. 1 kez milli olan Bori, bu sezon dikkat çekmesi muhtemel isimlerden.

Julio Cesar: Aslında, daha önce hakkında uzun uzun yazmıştık. Romanya'dan alınan Brezilyalı futbolcu, iyi bir forvet elemanı ve kariyerinin en güzel günlerini AEK'da geçirmiş. Couceiro'yla birlikte Gaziantep'te iş yapmaması büyük bir sürpriz olur.

Christian Keller: Kasımpaşa'nın bu sezon yaptığı ilk transfer olan Keller, kariyerinde Lazio, Torino gibi takımları barındırıyor. Son üç sezon Stabaek'te oynayan ve önemli ulusal başarılara imza atan Danimarkalı sağ kanat, TSL'de ayırt edilebilecek işler yapacaktır.

Joshua Simpson: Ligimizde daha önce Kanadalı bir futbolcu forma giymiş miydi acaba? 1. FC Kaiserslautern'den Manisaspor'a transfer olan Simpson, Avrupa deneyimi edinmiş bir orta saha oyuncusu. Yıllardır Almanya'da oynayan Simpson, Kanada ulusal takımının da formasını giyiyor.

Akeem Agbetu: Aslına bakarsanız Sivasspor'da yabancı transferi tam bir bilmece. Bülent Uygun, ortaya bir isim atıyor ve onun üzerinden bir dünya tartışma yürüyor. Böyle olunca da kimler, Sivas'ın gerçek transferleri kolay kolay öğrenemiyoruz. Öğrendiklerimizden biri Agbetu, geçen sezonun ikinci yarısında Kocaelispor forması giyen Agbetu, pır pır santrafor ekolünün önemli temsilcilerinden olmaya aday bir isim. Bülent Uygun'un Agbetu'yu sağ kanatta değerlendirmesi, çok çok yüksek bir ihtimal.

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Kafası Karışanlar


Çağlar Birinci, geçtiğimiz sezonun en sürpriz yıldızlarından biriydi. TSL'deki ilk maçına kadar kimsenin adını dahi bilmediği Çağlar, uzaktan şutları, kendine güveni ve isabetli ortalarıyla bek kabızlığının doruklarında dolaşan takımlarımız ve transfer borsamız için ilaç gibi geldi.

Çağlar'ın önce Beşiktaş'a, ardından da Fenerbahçe'ye transfer olacağı yazılıp çizildi. Beşiktaş, İsmail'i alınca bu transfer sandığa kaldırıldı. Fenerbahçe'de de Wederson takımdan ayrılmazsa transfer pek mümkün görünmüyor.

Büyük takımlardan gelen teklifler, ister istemez futbolcuları etkiliyor. Kimi bu durumu ufak bir öksürük gibi geçirirken kimi gribe yakalanıp yataktan bile kalkamıyor. Örneğin Mehmet Topuz ve Gökhan Ünal, kulüpleri pankart hazırlatıp kalelere asarken onlar, Kayseri'de ölü sezonlar geçirdiler. Parladıkları günlere bir kaç maçlık özel durumlar hariç hiç dönemediler.

Denizlispor'da da Çağlar kadro dışı bırakılmış. Bana, basit bir aklını başına getirme operasyonu gibi geliyor bu durum. 4 büyüklerde sol bek kontenjanı dolu olduğundan onu transfer edebilecek kulüp, neredeyse yok. Belki, Gaziantep ya da Gençlerbirliği gibi takımlara transfer olabilir ama bu da çok düşük bir ihtimal. Denizlispor ve Çağlar, önümüzdeki günlerde müşterek şartlarda anlaşacaklardır.

Çağlar'ın dışında Şener Aşkaroğlu ve Wescley de Denizlispor'dan yollanmış. Bu futbolcuların Çağlar'dan farkı Denizli'ye dönüşlerinin olmaması. Şener için Diyarbakırspor biçilmiş kaftan gibi duruyor. Giderse de hırsıyla iş yapar. En azından bir kaç maç için. Orası olmazsa Bank Asya da ciddi bir alternatif. Wescley Gonçalves'in durumuysa tam anlamıyla muamma.

*Fotoğrafta Güiza'nın da olması ironi olsa gerek!

12 Temmuz 2009 Pazar

Burak Yılmaz


Burak Yılmaz'ın kariyeri ilginç bir doğrultuda seyrediyor. Hani, ekonomide "V tipi" diye bir şey vardır ya, aynen öyle. Yükseliş, düşüş ardından tekrar yükseliş. Yılmaz Vural'ın Antalyaspor'u küme düşerek kötü bir finişe imza atsa da 4 büyüklere oyuncu ihraç etmeyi başarmış efsanevi bir takım olmuştu, o ihraçlardan biri de Burak Yılmaz'dı.

Hatırlıyorum da Burak, Beşiktaş'ta sezona çok iyi başlamıştı. Neredeyse her maç gol atıyordu. Jean Tigana yönetimindeki gençleştirme operasyonunun Serdar Kurtuluş'la birlikte en önemli meyvesiydi.

Şimdi, Serdar Gaziantep'te; Burak Eskişehir'de. Serdar, Beşiktaş'tan direkt Gaziantepspor'a gitti, Burak'ın kariyeri ayrıca Manisaspor ve Fenerbahçe'yle renklendi. Manisaspor'da çok kısa bir dönem oynamasına rağmen kendini bulması, ona yeniden İstanbul kapılarını açmıştı ki Fenerbahçe'de kronikleşen yerli sağ açık harcama hastalığının kurbanı oldu.

Burak, Eskişehirspor'da faydalı olacaktır. En azından Rıza Çalımbay'ın bol rotasyonlu kadro kurgusunda kendine yer bulacaktır. Manisa ve Antalya'da forvet gibi oynaması, ona büyüklerin kapılarını açmıştı. İstanbul'daki sağ açıklık nöbeti onun sonu oldu.

Ümit Karan, Youla ve Burak Yılmaz ile ciddi bir hücum rotasyonuna sahip oldu Eskişehirspor. Başka hangi Anadolu takımında, Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ta oynamış forvet elemanları var ki! Batuhan meselesi de olmayacak şey değil; eğer Bobo, başka bir takıma transfer olmazsa Batuhan, büyük bir ihtimalle Eskişehirspor'a kiralanacaktır. Anlaşılan yeni sezonda, ilginç bir Es Es seyredeceğiz!