BIY AD

24 Ekim 2009 Cumartesi

Eskişehirspor-Beşiktaş Maçının Ardından


Gündüz kuşağında, Bursa Atatürk Stadyumu'ndaydım. Maçla ilgili daha detaylı bir yazı yazacağım hafta içi ama birkaç kelam etmeden geçmeyelim; Bursaspor, çok rahat bir galibiyet aldı öncelikle bunu söylemeliyiz. İBB 9 kişi kalmasa dahi maç en az 3 farkla noktalanırdı zaten. İBB'nin Bursa kalesine tek akını ilk yarının sonlarına doğru Serhat Gülpınar'ın bulduğu pozisyondu. Bunun haricinde İBB, Bursa yarı sahasına geçemedi dersek yeri var.

Bursaspor'da Batalla'yı çok beğendim. Fenerbahçe maçında eleştirmiştim hatırlarsanız. Fakat takıma git gide ısınıyor olmalı ki verimi birkaç kat artmış. Turgay, Volkan gibi performansı yüksek futbolcuları hatırlatmasak da olur zaten. İBB'de Herve Tum tam bir hayal kırıklığıydı. Aslında tüm takım hayal kırıklığıydı ama Tum, hayal kırıklıklarından aklıma gelen ilk isim oldu. Lafı fazla uzatmadan hafta içi yazacağım yazıya "ara pas" bırakalım.

Sıra geldi Eskişehirspor-Beşiktaş maçına. Size ilginç gelecek belki de ama Eskişehirspor ve Beşiktaş'ın bazı yönleri birbirine çok benziyor. Örneğin, eksikler. İki takımın da en kilit oyuncuları bu gece oynamadı. Birinin hücumda, birinin defansta eksikleri vardı. Sanki aralarında anlaşmışlar gibi.

Diğer benzerlikse oyun planlarının ilk bakışta kendini ele vermemesi. İlk bakışı geçtim hiçbir bakışta ele vermiyor diyebiliriz hayli hayli. Eskişehirspor, Youla ve Ümit Karan hazırken 3 santrforla oynuyordu. Bu gece, ileride bir tek Mehmet Yılmaz kaldı. Yılmaz tek başınaydı ama hakkını yemeyelim, Beşiktaş savunmasını en çok zorlayan oydu.

Galatasaray'dan alınan Volkan Yaman'ın hangi mevkide oynadığını çözemedim bir türlü. Galiba sol açıktı. Espriyi geçip sahaya dönersek Eskişehir hücum hattının çok etkisiz kaldığını söyleyebiliriz. Topu ileri taşıyan Youla gibi, rakip ceza alanında ismi bile tehlike yaratan Ümit Karan gibi futbolcuların eksikliği, Eskişehirspor'u sağ açıktan Burak'ın getireceği toplara bağladı. Burak Yılmaz, Beşiktaş günlerinden kalma bir alışkanlıkla iyi top sürdü fakat son vuruşlarda tipik bir performans gösterdi. Bülent Kocabey orta sahanın ortasında iyi mücadele etti ama yetersiz kaldı.

Es Es diri bir takım ama bu akşam dirilik yeterli olmadı. Eksikler fena halde bellerini büktü. Oyuncu tercihlerine yani teknik adamın özel alanına karışmak istemiyorum ama Nadareviç'in oynatılmamasını bir türlü anlamıyorum. Tercih edilen futbolcunun El Saka olması, hayretimi bir kat daha arttırıyor. Tüm bunlara rağmen Eskişehirspor iyi takım. İlk 6'ya dair inancım hala çok yüksek.

Beşiktaş tarafındaki eksikler, nöbetçi İbrahimler ve Fink'le doldurulmuştu. İbrahimlere ayrı bir parantez açmak lazım. İbrahim Toraman, Beşiktaş için çok önemli bir futbolcu. Oynamadığı maçlarda daha iyi anladık bunu. Toraman sahadaysa Beşiktaş'ın direnci bir kat daha artıyor. İbrahim Kaş, Gökhan Zan'ın ayrılmasıyla transfer edildi ve çok da doğru yapıldı. İbrahim Kaş süper, çok yetenekli bir stoper mi elbette hayır fakat yabancı kontenjanından oldukça çeken Beşiktaş gibi bir takımda, İbrahim Kaş gibi yerliler her daim bulunmalı.

Yine teknik direktör tercihlerine giriyoruz ama Tabata'nın oynatıldığı mevki, kafamda soru işaretleri oluşmasına sebep oldu. "Neredeyse" ön liberoydu Tabata ve haliyle başarılı olamadı. Tello-Tabata çekişmesi, Tabata'ya zarar veriyor sanki.

Nihat geçen hafta attığı golle üstündeki stresi atmıştı. Bu gece gol yollarındaki bencilliği dışında çok da kötü oynamadı aslında. Koştu, en önemlisi doğru yerlere, doğru zamanda koştu fakat bencilliği bir türlü yenemedi. Nihat İspanya'da oynarken de böyleydi ve biz Türk futbol severler, Nihat gol atsın da sevinelim diyerek onun şutlarına pembe gözlüklerle bakıyorduk. Davulun sesi uzaktan hoş geliyormuş atalarımızın dediği gibi. Nihat'ta ciddi performans artışı var; ah, bir de bencilliği kenara bırakabilse!

Hakem Tolga Özkalfa, takdir haklarını çoğu zaman Beşiktaş'tan yana kullandı. Buna karşın skoru etkileyen bir hatası olmadı. Beşiktaş bu galibiyetle lige yeniden tutunmuştur bence. Eskişehirspor cephesinde önemli bir kayıp olduğunu düşünmüyorum, yaklaşık 4 haftadır resmi maç oynamamanın zorluklarını çektiler ve ilerleyen haftalarda toparlanacaklardır. Sonuç olarak kısır, zevksiz bir maçtı.

TV'de TFF 2. Lig


Taktiksel olarak doyuma tam anlamıyla ulaşmamış fakat TSL'den daha bir amatör ruha sahip maçlar seyretmek ister misiniz? O zaman, sizi şöyle alalım;

GÖZTEPE A.Ş - TEPECİKSPOR A.Ş

25 Ekim Pazar/13.30
Yeni Asır Tv

*Bu listeleri her hafta yayınlamayı düşünüyorum, sizlerin de desteğini bekliyorum. Bildiğiniz bölgesel yayınları yollarsanız burada paylaşalım. Bu konuda ilk pası atan Göztepemiz.net'e teşekkürler!

23 Ekim 2009 Cuma

Maçlardan Önce


TSL'nin üçte birlik kısmını geride bırakmaya çok az kaldı. 10. hafta, derbi haftası olarak ayrı bir önem taşıyor elbette. Bu hafta, diğer maçlarda yer yerinden oynasa bile pek ilgi çekmeyecektir. Pazar akşamı saat 20.00'ye kadar akıllar ve dolayısıyla fikirler, Şükrü Saraçoğlu Stadyumu'nda olacak. Biz, doğal olanın biraz dışına çıkalım ve haftanın Anadolu maçlarına şöyle bir göz gezdirelim;

BURSASPOR - BÜYÜKŞEHİR BLD.SPOR

Cumartesi gününün tek Anadolu maçını ben de stadyumda seyredeceğim kısmetse! Hafta içi maç hakkında detaylı ve fotoğraflı bir yazı yazmayı düşünüyorum. Bursaspor, Denizli'den üç puanla dönerek zirveye gerçek anlamda yaklaştı. Bu hafta derbi olduğunu düşündüğümüzde, öndeki ikiliden birinin puan kaybetmesi garanti. Bu da demek oluyor ki Bursaspor kazandığı takdirde zirveye bir adım daha yaklaşacak. İBB geçtiğimiz hafta hiç beklemediğim bir galibiyet aldı ve Manisa'yı içeride yendi. İBB'nin ilk 6 olmasa bile ilk 10'a rahatlıkla girebileceğine garanti veririm. Eksiklere gelirsek, Bursaspor'da Sercan ve Yenal sakatlıktan kurtulmuş. Ivankov ve Eren bu hafta da yok. İBB'deyse Hasagiç, Barbosa, Can, Nsumbu, Ali Güzeldal ve Taner Gülleri sakatlıkları sebebiyle kadroya alınmayacak isimler. Dengede bir maç gibi görünüyor ama ev sahibi avantajıyla Bursaspor'u bir adım önde görüyorum!

Tahmin: Bursaspor kazanır!

DİYARBAKIRSPOR - GENÇLERBİRLİĞİ

Diyarbakırspor lige gayet iyi başlamıştı fakat büyük bir düşüş trendine girdi. Bu düşüşte başlıca sebebin sezon öncesi yapılamayan kondisyon antremanlarının maçlar arasına sıkıştırılması olduğunu düşünüyorum. Ziya Doğan'ın kondisyon antremanlarının pestil çıkartacak boyutlarda olduğunu düşündüğümüzde Diyarbakır'daki düşüş gayet normal geliyor insana. Gençlerbirliği, Sivasspor'u yenerek Fenerbahçe depremini çabuk atlattı. Thomas Doll ile birlikte "Ersun Yanal dönemi" günlerine dönen Gençler, ilk 6'nın ciddi adayı. Eksiklere gelirsek; Tazemeta ve Şener düzeldi fakat ciddi idman eksikleri var, kaleci Espinoza hasta ve oynamama ihtimali hayli yüksek, İbrahim Ege sakat ve son olarak Ayman kart cezalısı. Gençlerbirliği tarafında gurbetçi Sinan sakat ve kadroda yok, İsveçli Harbuzi ise annesi vefat ettiği için maç kadrosuna dahil edilmedi. Diyarbakır'daki ciddi eksikleri düşünürsek favorim Gençlerbirliği. Diyarbakırspor'un tribün cezalarını bitirdiğini ayrıca hatırlatalım.

Tahmin: Gençlerbirliği kazanır!

KASIMPAŞA - DENİZLİSPOR

Kasımpaşa fena futbol oynamıyor aslına bakarsanız ve Andre Moritz sahiden de ciddiye alınması gereken bir yetenek. Denizlispor'daysa yine antrenör değişikliği yaşandı ve bu maçta takımı yardımcı antrenörler ile menajer hazırlayacak. Peşinen favorimi söyleyeyim, Kasımpaşa. Kasımpaşa, Beşiktaş'a oynadığı gibi ofansif futbol oynarsa teknik direktörsüz Denizlispor'u yener. Eksikleri unutmadan; Kasımpaşa'da ciddi bir eksik yok. Denizlispor'daysa sakat Bajic ve cezalı Koffi oynamayacak. Kasımpaşa'ya ve Moritz'e güvenenlere 1 öneririm.

Tahmin: Kasımpaşa kazanır!

MANİSASPOR - ANTALYASPOR A.Ş.

Tıpkı Diyarbakırspor gibi bir düşüş yaşadı Manisaspor. Onlardan daha kaliteli bir kadrolarının olması ve kondisyon antremanlarıyla zaman kaybetmemeleri aradaki tek fark. Antalyaspor'sa sağlam bir iç saha takımı olmasının yanında hayli zayıf bir deplasman takımı. Bu da tüm ibreleri Manisaspor'a döndürüyor. Manisaspor'da Tufan sakat. Antalyaspor'da Fatih Ceylan, Batak ve Ali yok. Ankaraspor'lu Tita, son dakika transferiyle Antalyaspor'a kiralandı. Son haftalardaki performansı sebebiyle Manisaspor'a çok güvenemiyorum. Antalyaspor'un deplasman karnesiyse Antalya kazanır denebilecek kadar sağlam değil. Uzak durulması gereken bir maç.

Tahmin: Beraberlik

SİVASSPOR - GAZİANTEPSPOR

Büyüklerden birini yenen Anadolu takımlarının sonraki hafta oynanacak maçları çok zorlu geçer. Bu örneği, Ankaragücü'nde yaşadık. 3-0'lık Galatasaray galibiyeti, 3-0'lık Kayserispor mağlubiyeti olarak geri döndü. Gaziantepspor için bu hafta -bir önceki cümleden hareketle- çok zorlu geçecek. Her ne kadar kaliteli kadroları olsa da rehaveti engellemek zorundalar. Sivasspor'da Muhsin Ertuğral neler yapabilecek merak ediyorum açıkçası. Gençlerbirliği sınavı kötü geçmemiş ama mağlubiyetten kurtulamamışlar. Sivasspor'da sakat Mehmet Yıldız ve cezalı İbrahim Dağaşan dışında eksik bulunmuyor. Ayrıca bir fazlalık var. Sezon başı Sivasspor'dan Ankaraspor'a geçen sol bek Faruk Bayar, yeniden Sivas'a döndü. Gaziantepspor cephesinde Avusturya'lı yeni transfer Roland Linz dışında sakat ya da cezalı futbolcu yok. Gaziantepspor'un rehavete gireceğini düşünerek Sivasspor diyorum fakat Gaziantep alırsa da şaşırmam. Zorlu bir maç anlayacağınız.

Tahmin: Sivasspor kazanır!

Son olarak haftayı bay geçen Ankaragücü'nden bir haber ve kadro listesiyle yazıyı tamamlayalım. Ankaragücü'nde İngiliz Henderson, Arjantinli Iglesias ve İsveçli Risp ile yollar ayrıldı. Risp daha yeni gelmişti, karpuz bile kesemeden veda etmek durumunda kaldı.

Ankaragücü kadrosunun son şeklini merak ediyordum ki Ankaragüçlü blog okurumuz Atakan Çakmak imdadıma yetişti ve attığı mailla beni bilgilendirdi. Atakan'a tekrar teşekkürlerimi iletiyorum. Ankaragücü konusuna önümüzdeki hafta tekrar döneceğimi ayrıca belirtiyorum.

İşte Ankaragücü'nün son şekli;

Kaleci

Stefan Senecky
Serkan Kırıntılı
Bora Körk
Zafer Özgültekin
Bayram Olgun

Defans

El Yasa Süme
Ediz Bahtiyaroğlu
Baki Mercimek
Erich Brabec
Koray Çölgöşen
İlkem Özkaynak
Muhammet Hanifi Yoldaş
Ariel Broggi
Cihan Haspolatlı
Kaan Kanak
Özgür Çek
Suat Baş

Orta saha

Adem Koçak
Hürriyet Gücer
Aydın Karabulut
Abdulaziz Solmaz
Barbaros Barut
Bilal Kısa
Aydın Karabulut
Mehmet Çakır
Mert Erdoğan
Murat Duruer
Mustafa Er
Semavi Özgür
Theo Weeks Lewis
Ufuk Bayraktar
Volkan Arslan
Ceyhun Eriş

Forvet

Darius Vassell
Madiou Konate
Roguy Meye
Bebbe
Emre Aygün
Metin Akan
İlhan Parlak

UEFA Avrupa Ligi Gecesi


İki maçı da bölük pörçük aralıklarla seyredebildim. Steaua-Fenerbahçe karşılaşmasının ilk 30 dakikasını kesintisiz izledikten sonra yemek molası verdim. İkinci devreye tam zamanında yetiştim fakat 75. dakikada televizyon karşısından ayrılmak zorunda kaldım. Galatasaray-Dinamo karşılaşmasıysa tam aksi oldu. İlk yarıyı hiç seyredemedim, ikinci yarı 1 saniyesini bile kaçırmadım. Bunları neden mi söylüyorum? Cevap yazının sonunda.

Fenerbahçe maçından başlayalım. Karşılaşmaya forvetsiz çıkan Fener, Gençlerbirliği maçından sonraki en iyi oyununu sergiledi. Alex, Semih ve Güiza'nın yokluğunda uzun bir aradan sonra(Pierre'ye kadar gider) kollektif oyun özellikleri sahaya yansıtıldı Fenerbahçe'de. Yani kimse Alex'i ya da Güiza'yı aramadı. Anelka bu düzen etrafında oynayan bir Fenerbahçe'de forma giymiş olsaydı, eminim çok daha başarılı olurdu.

Fenerbahçe klasik defans 4'lüsünün önünde Emre-Baroni ikilisini kanatlarda da Santos ve Topuz'u kullandı. Özer, Alexvari bir pozisyonda, Kazım'sa Türkiye'ye geldiği günden bu yana ilk defa santrafordaydı. Kazım'ın santrafor oynaması başlangıçta garip gelmiş olabilir ama şunu düşünmek lazım, bu adamı sağ açığa devşiren bizleriz. Kazım, İngiltere'den gelirken santrafor olmasa bile forvetti.

Fenerbahçe güzel oynadı neyse ama şu soru kafamı kurcalıyor; Fenerbahçe gibi TSL ve Avrupa'da zirveye oynayan bir takımda nasıl oluyor da yalnızca 2 santrafor bulunuyor? Çok büyük bir mantıksızlık. Bugün Kazım idare etti ama yarın idare edemeyeceği günler de gelecek! Ya genç bir yabancı ya da yerli bir forvetle yamanmalı bu bölge.

Sıra Galatasaray'da. Maçı seyretmeye başladığımda skor 2-0'dı ve koltuğuma oturmadan 3-0 oldu. Klasik bir Galatasaray maçı. Bol heyecanlı ve gollü. Galatasaray karşılaşmalarını seyrederken keyif alacağımı bildiğim için kafelere verdiğim 3 ya da 5 liranın pek değeri olmuyor gözümde.

3-0'dan sonra ipler Dinamo'daydı. Sebebi, Galatasaray'ın en büyük eksikliği orta sahasızlıktı. Öyle anlar oldu ki Dinamo defansından bir oyuncu Galatasaray 2. bölgesinde kimseyle karşılaşmadan Galatasaray 1. bölgesine girdi. Orta sahadakiler yalnızca kuru kalabalıktı.

Kafamda oynattığım maçlarda şöyle bir Galatasaray sistemi çıkıyor ortaya; 5+5. Mustafa Sarp haricinde defansa yardım eden orta saha elemanı yok neredeyse. Arda'nın yerine Elano oynayınca bu boşluk gün gibi meydana çıktı. Hücuma çıkarken eleştirilebilecek hiçbir yanı yok Galatasaray'ın fakat defansta en olmayacak pozisyonda bile rakibe gol şansı sunuyorlar. Galatasaray, bu oyun planını dengeler ve devre arasında Ernst gibi(örneğin) koşan, pres yapan ve had safhada basan bir oyuncu transfer ederse durdurmak imkansız olacak.

Maçlardan önce, 4 puan beklediğimi yazmıştım twitter'da. Açık söyleyeyim, Fenerbahçe'nin Romanya'da puan kaybetmesini bekliyordum fakat beni şaşırttılar. Gruplardaki diğer maçlara baktığımızda Galatasaray ile Panathinaikos'un tamamen koptuklarını; Fenerbahçe'nin grubundaysa Sheriff'in büyük bir sürpriz yaparak ilk 2 yolunda ciddi bir adım attığını görüyoruz. Sheriff, Hollanda deplasmanından da puanla dönmeyi başarırsa üst tura çok yaklaşacak. Bizimkilere dönersek, ikisinden de grup birinciliği bekliyorum ve 1.lik olmaması için hiçbir sebep yok! Sorunun cevabını vermeden yazıyı noktalamayalım; bu bölük pörçük maç analizim sebebiyle kusura bakmayın!

22 Ekim 2009 Perşembe

Wolfsburg-Beşiktaş Maçının Ardından


Kolay değil, Türk futbolunda bir sayfa daha yok oldu bugün. Denizli'yi eleştirmenin en kolay yolu olan "0" hatırlatması, tarihin tozlu sayfalarına kaydedilmek üzere arşivlere kaldırıldı Almanya'daki 90 dakikanın son düdüğüyle birlikte. Denizli'yi ben de sıkça eleştirdim ve 2 ya da 3 hafta önce istifa etmesi gerektiğini söyledim fakat hiçbir zaman "0" dokundurması yapmadım. "0" konusuna girmek, belden aşağı vurmak gibi geldi nedense!

Gelelim maça. İbrahim Üzülmez ve Tello haricinde kadroyu tutturduğumu söyleyebilirim. Fink ve İbrahim Kaş tercihleri, çok mantıklıydı ve bu mantık, saha içerisinde de kendini gösterdi. Tello-Tabata çekişmesinde, Tabata'yı tercih ederdim fakat Denizli öyle yapmadı ve Tello'yu seçti. Sonuç olarak Tello, orta şeker bir oyun sergiledi.

Wolfsburg, beklendiği gibi oyuna hızlı başladı. Özellikle sol kanattan çok çabuk çizgiye indiler ve sağlam ortalar yaptılar. Beşiktaş defansını bu sezon ilk kez bu denli dikkatli gördüm. Yanılmıyorsam 15. dakikada Dzeko'ya vurdurulan kafa haricinde yan toplardan pozisyonu yoktu Wolfsburg'un. Belki -özellikle İbrahim'in kanadından- çok geldiler fakat işi tehlikeli boyuta sürükleyecek gol şanslarına giremediler. Özellikle Grafite maç boyunca çok etkisizdi. Atılarak etkisizliğini sürdürdü.

20 dakikalık baskıdan sonra oyunu dengeleyen Beşiktaş, zaman zaman sahasına gömülmüş olsa bile döndürülemeyecek toplar vermedi rakibine. Beşiktaş adına maçı değiştiren faktör, defansif performanstı. Normal bir Beşiktaş, ilk 20 dakikadaki baskıya kolay kolay dayanamazdı fakat Ferrari ve Sivok ile ciddi anlamda sağlamlaşan tandem, sağ kanat haricinde açık vermeyince baskı dolu dakikalar kolay atlatıldı.

Beşiktaş maksimum 5 kişiyle hücum edebildi. Ernst'le başlayan ataklarda rol alan oyuncular, Fink, Nihat, Tello ve Bobo'ydu. Kanatlardan geliştirilmek istenen ataklar beklenen etkiyi vermedi. Fakat tandemin arkası değerlendirilmesi gereken bir madendi. Wolfsburg savunmasının zayıf olduğu söyleniyordu fakat bu denli zayıf olabileceğini tahmin etmemiştim. Arkaya atılan her top, tehlike yarattı neredeyse. Beşiktaş, son 15 dakikada biraz daha risk alıp forveti ikileseydi galip gelmesi işten bile olmayacaktı. Beşiktaş'ta günün en dikkat çeken oyuncusu Rüştü oldu. Moskova'dan dönüşte kellesi istenen Rüştü, Almanya'da daha önce kopan telleri tamir etti adeta.

Roberto Rosetti, "kıllık" potansiyeli bir hayli fazla olan bir hakem. Şükretmek gerekir ki günün şanslısı Beşiktaş'tan seçilmedi. Grafite son derece haklı olarak kırmızı kart gördü ve soyunma odasının yolunu tuttu. 2 maç ceza alacaktır en iyi ihtimalle. İstanbul'daki Beşiktaş ve Moskova'daki CSKA maçlarında oynayamayacak yani. Wolfsburg için hayli ciddi bir kayıp, hele oynanacak maçların önemi düşünüldüğünde!

Bu beraberlikle birlikte Beşiktaş'ın gruptaki şansı bir hayli yükseldi. 86. dakikada Valencia'nın CSKA filelerine bıraktığı gol, Beşiktaş adına bir diğer büyük şanstı ve Almanya'dan alınan beraberlik, bu şansın sağlam bir temel bulmasını sağladı. Kalan 3 maçın 2'si İstanbul'da. Beşiktaş bu maçlardan 4 puan çıkartırsa UEFA Avrupa Ligi'ne, 6 puan çıkartırsa CL'de 2. tura kalır. 3 puan çıkartması durumunda diğer maçların sonuçları önem kazanır. Beşiktaş adına dikkat edilmesi gereken bir diğer gelişme Manchester United'in durumu. MUFC, CSKA'yı İngiltere'de de yener ve 12 puana ulaşarak grup birinciliğini garantilerse bundan sonraki maçlarına genç ağırlıklı çıkabilir. Bu da Beşiktaş için en azından beraberlik anlamına gelir. Kısacası, Beşiktaş'ın kaderi artık kendi ellerinde. Kalan 3 maçtan 6 puan gelirse 2. tur, 4 puan gelirse Avrupa Ligi neredeyse kesin. Bekleyip göreceğiz. Umarım, bu 3 maçtan sonra CL'de 2. tur görmeyen 3 büyüğümüz kalmaz!

21 Ekim 2009 Çarşamba

Kaçan Transferler Limited


Ukrayna-İngiltere maçını seyrederken son dakikalara doğru oyuna giren Carlton Cole'ye gözüm takıldı ve bu göz takılması, beni 2007 yazına götürdü;

Nijerya asıllı İngiliz futbolcu, Ertuğrul Sağlam'ın ilk senesinde yani 2007-2008 sezonunda transfer gündemine girdi Beşiktaş'ın. Cisse'yi alarak ön libero açığını kapatan Beşiktaş, santrafor transferine gözünü dikmişti ve göz dikilen ilk isim Cole olmuştu.

Carlton Cole ismi, gazetelerde, televizyonlarda duyulunca pek de hoş olmayan yankılanmalara sebep oldu. Kariyerinde 20 golü bulamamış futbolcu nasıl transfer edilirmiş de, Beşiktaş'a daha golcü bir futbolcu lazımmış da! Buradan sonrasına nokta nokta koyayım, boşluğu siz doldurun.

Derken transfer gerçekleşmedi. Beşiktaş, Arjantinli Federico Higuain'i transfer etti. Takıma katıldığı andan itibaren Beşiktaş'ta oynayamayacağını gösteren Higuain, devre arasında kiralandı, daha sonra da zararına satış hesabı.

Buna benzer bir hikayeyi aynı sezon, stoperde de yaşadı Beşiktaş. İtalyan Legrottaglie ile önce anlaşıldı daha sonra transfer gerçekleşmedi. Yerine transfer edilen Diatta ise tıpkı Higuain gibi bir veda yaşadı. Kış transferi onun da sonu oldu.

Ne acı hikayeler bunlar ve bunlardan o kadar çok var ki! Arşive girip şöyle bir araştırma yapmak yeterli. Sadece Beşiktaş'ta da değil Galatasaray'ın Kily Gonzales'i ve Insua'sı, Fenerbahçe'nin Luis Fabiano'su aklıma gelen ilk isimler.

Gündemden


-Ali İpek tuttuğum bir başkan. Belki, ya bu adam da tutulur mu bir dolu hatası/yanlışı var, diyebilirsiniz fakat öyle. Neden tuttuğuma gelince? Bir zamanlar Fenerbahçe'ye fark atan ve Guus Hiddink gibi bir efsanenin ülke topraklarıyla arasını bozan Aydınspor, bugün amatör kümede oynayan bir kulüp. Tıpkı birkaç yıl önce Göztepe'nin düştüğü durum gibi. Şundan o kadar eminim ki Denizlispor'un başkanı Ali İpek değil de başka biri olsaydı bugün amatörde değilse bile en iyi ihtimalle TFF 2. ligde amatöre düşme sıralarını bekliyor olurlardı.

-Aksi gibi Nurullah Sağlam'ı da çok severim. Bu ülkede taktik, planlama anlamında önde gelen yerli teknik adamlardan biridir. Araştırmacılığı da iyidir hani. Neca'yı, Tabata'yı bulup getiren odur ve Portekizce bildiği söylenir. Ama Denizlispor ile Nurullah Sağlam yanlış zaman ve mekanda buluşan aşıklara benzedi. Ne Denizli ona ısınabildi ne de Nurullah Sağlam Denizli'ye. Zaten Nurullah Sağlam, sezon kurtarmaya yönelik çalışılacak antrenör değildir. Onu sezon başı getirir, çok başarılı bir futbol seyredersiniz. Durum bundan ibaret.

-Antalyaspor-Diyarbakırspor maçındaki malum gol sevinci hakkında birşeyler yazayım dedim ama söylenecek söz yok maalesef. Bu konuda harfler etkisiz ve işlevsiz kalıyor.

-Denizlispor'dan devam edelim. Yeni teknik direktör adayları; Jurgen Röber, Safet Susiç, Mustafa Uğur ve Oğuz Çetin. Röber gelirse şahane olur fakat kadro oldukça zayıf. Susiç tercihi de gayet mantıklı. O da TSL'de takım kurtara kurtara Güvenç Kurtar tecrübesine erişti.

-Güney Afrika teknik direktörü görevinden alınınca Fatih Terim otomatikman Güney Afrika'ya yollandı. Terim'e basın toplantısında bu soru da(başka bir ulusal takım çalıştırma fikri) soruldu ve hiç beklemediğim kadar olumlu bir cevap geldi. Olmaz diyerek kestirip atamıyorum anlayacağınız.

-Cumartesi günü, Bursaspor-İBB maçına gideceğim eğer çok çok büyük bir aksilik olmazsa. Bilet fiyatlarını henüz bilmiyorum ama niyetim kale arkasına kalmamak. Çünkü bol gollü ve heyecanlı bir maçın bizleri beklediğine inanıyorum. Bu heyecan, kale arkasında çıkartılamaz ancak öldürülür. Gelecek hafta, maçın fotoğrafları ve geniş bir anlatımla bu bahsi yeniden açarız umarım.

-Eskişehirspor-Beşiktaş maçı öncesinde, eksikler sağlamlardan daha fazla dersek abartmış olmayız. Beşiktaş'ın eksikleri malum, bir kez daha anlatmayalım fakat Es Es cephesine şöyle bir bakalım; Ümit Karan, Youla ve Serdar sakat, Bülent Ertuğrul ile Ragıp kart cezalısı. Herşeyi boş verin de Youla maça yetişmezse Eskişehirspor için çok kötü olur. Bu arada iki transfer haberi sızdırayım; Ankaraspor'lu Tita, Eskişehirspor yolunda; İlhan Parlak, -şaşırtıcı olmadığı üzere- Ankaragücü'ne transfer oldu.

-Yazıyı çok güzel hatta muhteşem bir notla noktalayalım. Notun muhteşemliği benim kalemimden kaynaklanmıyor fakat yine de çok mutlu ediyor beni. Rubin Kazan, FC Barcelona'yı hem de deplasmanda yeniyor ve galibiyeti getiren golü, ülkemde pek de değeri bilinmeyen Gökdeniz Karadeniz atıyor. Futbol böyle bir oyun işte!

20 Ekim 2009 Salı

Turkcell Super Lig, 9. Haftanın Panoraması


9. hafta sonrasında TSL'de namağlup takım yok. Daha 3 hafta önce öndeki ikili asla yenilmez, 9'da 9 derbiye gitmek mümkün diyenler, bugün söylediklerini çevirmeye uğraşıyorlar.

Fatih Terim'in basın toplantısından sonra medyanın görüşlerini dinledim. Bariz bir hayal kırıklığı vardı. Neden, çünkü Terim kimseye laf çarpıtmadı! Çarpıtmış olsaydı tam tersi bir rüzgar esecek ve herkes olmasa da çoğu kişi Terim'in üstüne yüklenecekti. Garip ülkeyiz. Sert konuşsan suç, konuşmasan ayrı suç!

4 maçın yazılarını daha önce yazmıştık zaten. Sırada yazmadığımız diğer 4 maç var;

Muhsin Ertuğral kötü bir başlangıç yaptı. Özetlerden izlediğim kadarıyla dengede giden ve Gençler kalecisi Serdar Kulbilge'nin birçok pozisyon kurtardığı, aynı şekilde Gençlerbirliği'nin de ciddi pozisyonlara girdiği bir oyun olmuş. Bulduklarını atan taraf yani Gençlerbirliği, Ertuğral'ın talebelerine 2 darbe vurmuş ve 3 puanı cebe atmış. Kâhe ve Serdar karşılaşmanın fark yaratan oyuncuları olmuş!

Haftanın en ilginç maçı. Kayserispor, Ankaragücü'nü 3-0 gibi net bir skorla geçmiş fakat yaşananlar 3-0'ı çoktan katlamış. Maçın hakemi Fırat Aydınus, ne görmüş de Makukula'yı atamamış anlayabilmek imkansız. Oyun 0-0 giderken gelecek kırmızı kart, maçın şeklini tamamen değiştirebilirdi oysa. Fakat Kayseri'nin hakkını yemeyelim. Malum pozisyondan sonra Ankaragücü'nü silip süpürmüşler. Kayserispor, Makukula'yla birlikte bambaşka bir hale geldi. İlk 4'ü ciddi anlamda zorlayacaklar.

Bu maçta Diyarbakırspor'un yenilmeyeceğini düşünüyordum. Nedeni, sakatlıklardan kurtulmuş Diyarbakır'ın eski havasını bulacağı düşüncesiydi fakat öyle olmadı. Antalyaspor, erken bulduğu golle Diyarbakır kilidini çözdü ve zaman zaman zorlansa da kolay bir galibiyet elde etti. Bu maçta da hakem hatası olduğunu düşünüyorum. Ayman'ın atılışı, biraz ağırdı sanki. Necati'nin golünü izlemenizi ayrıca tavsiye ederim.

İBB-Manisaspor maçının yalnızca golünü seyredebildim. Kağıt üstündeki verilerle konuşacağım yani. İBB, bu maçı da kazanarak ciddi bir eşik atladı. Artık küme düşme korkusu yaşamayacak, ilk 6'ya talip olacaklardır. Manisaspor'sa tıpkı Diyarbakırspor gibi iyi gidişini frenleyen takımlardan. Uzun zamandır galip gelemiyorlar oysa kaliteli bir kadroları var. Yakın zamanda düzelirler düşüncesindeyim. İBB'de anlamadığım şey, Hasagiç'in oynatılmaması. Boşnak milli takımında oynayan Hasagiç, İBB'de sezonu açamadı henüz. İlginç işler var burada.

Haftanın Antrenörü: Jose Couceiro (Gaziantepspor)
Haftanın Oyuncusu: Julio Cesar Souza (Gaziantepspor)
Haftanın Genç Oyuncusu: Hakan Özmert (Antalyaspor)
Haftanın Hakemi: Bülent Yıldırım (Gaziantepspor-Fenerbahçe)

Turkcell Super Lig'de 9. Haftanın 11'i;



Ceza Tahtası:

Hakemler: Hakemler için zorlu bir hafta oldu çünkü ilginç maçlar oynandı. Maçı sorunsuz kopartıp götüren bir takım olmadı, bu durum da doğal olarak hakem faktörünü devreye soktu. Beşiktaş maçında Ferrari'nin kırmızısı ağırdı örneğin ya da Galatasaray-Trabzonspor maçında Gabriç'e yaptığı hareketten sonra Arda'ya çıkmayan kart, Kamil Abitoğlu'na yakışmadı. Kayserispor-Ankaragücü maçında yaşananlarsa Fırat Aydınus ismiyle zıtlık oluşturdu. Makukula nasıl atılmadı hala hayret ediyorum. Haftaya Fenerbahçe-Galatasaray derbisi ve ciddi hakem sıkıntısı var. Derbiye beklediğim hakem, bu hafta TSL'de maç almayan Cüneyt Çakır ve çok büyük bir ihtimalle derbi onun olacak.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Galatasaray-Trabzonspor Maçının Ardından


Denizlispor-Bursaspor maçını yamalı bohça deyimiyle tanımlamıştık. Bu akşamki karşılaşmayıysa "korkaklık" kelimesiyle anlatmamız gerekiyor.

Galatasaray maça çok hızlı başladı. İlk 20 dakikada Trabzonspor'u tek kelimeyle sürklase ettiler. Bir ara öyle bir dönem oldu ki Galatasaray, bağıra bağıra gol attı. Kewell'ın golünde bariz savunma hatası vardı ama o top gol olmasa 5 dakika sonra skorbord yine 1-0'ı gösterecekti, buna eminim.

İlk 45 dakikada Galatasaray'ın eleştirilebilecek hiçbir yanı yoktu. Ne olduysa ikinci yarı oldu zaten. Tayfun'un ilk yarının sonlarında attığı gol, maça heyecan katmıştı fakat bu heyecanı doruk noktalara taşıyan Galatasaray savunması oldu. İkinci devre Sarı Kırmızılı hücumcularla savunmacıların arası o kadar çok açıldı ki Colman'ın gol atması şart oldu.

Son haftalarda Mustafa Sarp'ta düşüş var. Ayhan'ın yaşı zaten kemale erdi. Mehmet Topal, "abartılmış" bir ön libero. Galatasaray'ın ciddi ön libero eksiği var aslına bakarsanız. Kış döneminde stoperden, sağ bekten önce defansif orta saha almalı Galatasaray. Yoksa ciddi sıkıntı çekecekler.

2-2'den sonra 4-2-4'e dönen bir Galatasaray seyrettik. Orta saha da oyundan düşünce Trabzonspor ciddi fırsatlar buldu. Serkan Balcı'nın şutu gol olsa işler ciddi anlamda karışacaktı. Şans, Cim Bom'un yanındaydı desek yeri var. Fenerbahçe'ye karşı orta sahasını güçlendirmeli Galatasaray.

Trabzonspor maça o kadar kötü başladı ki hücuma top taşıyamadılar. Defanstakiler şans yardım ederse orta sahayı buluyordu ama 3. bölgeye atılan bilinçli bir tane top yoktu. Haliyle birçok pozisyon yediler ilk 20 dakikada. O berbat durumdan maça ortak olmaları bile uzun uzun konuşulması gereken bir konu.

Gelelim korkaklık meselesine. Maç, 2-2 olmuş ve Galatasaray orta sahası tam anlamıyla çökmüş. Peki, bu sırada Trabzonspor ne yapıyor? İlk yarıdaki kabız futbola devam. Orta sahaya hareket katacak Alanzinho ya da Barış'ı hiç düşünmüyor örneğin. Ya da Gökhan Ünal'ı alıp forveti ikilemeyi. Maç ne zaman 4-2 oluyor, hücumcular o zaman oyuna giriyor. Biz düşünememiştik doğrusu!

Trabzonspor'da ciddi kalite eksikliği var. Tony Sylva kötü oynuyor, burası çok açık. Sinan(Extensor)'ın da dediği gibi refleksleri çok zayıf. Savunmada aslî görevini tam olarak yapan yok. Tayfun hücumda ve ölü toplarda iyi fakat mevkiinde zayıf. Orta sahada Engin Baytar pres yapıyor ama bal yapmayan arı gibi. Colman'a sözüm yok, muhteşem oynuyor. Serkan Balcı da gayet iyiydi. Gabriç'se şampiyonluğa oynayacak bir takımın futbolcusu olduğunu gösteremedi henüz. Umut çok iyi niyetli fakat tek başına yetmiyor. Anlayacağınız Trabzonspor, mevcut kadrosuyla ilk 6'ya girerse başarıdır. Bursaspor, Kayserispor, Eskişehirspor ve hatta Gaziantepspor'u geçebilmek o kadar kolay değil çünkü. Teknik adamlığa Hagi getirilecek deniyor. Takvim başa alınıyor yani.

Futbol anlamında olmasa da keyif anlamında güzel bir maçtı. Trabzonspor'u pek iyi günler beklemiyor maalesef. Galatasaray'ı da çok beğenmedim açıkçası. Orta sahası çok çabuk düşüyor ve bu durum, Fenerbahçe maçı öncesi ciddi soru işareti. 10. hafta, bizlere ne sürprizler hazırlıyor acaba?

18 Ekim 2009 Pazar

Gaziantepspor-Fenerbahçe Maçının Ardından


Ne söylesek boş. TSL'de 9. hafta namağlup takımların silindiği maç günü oldu. Fenerbahçe'nin rahat başladığı karşılaşma, son 10 dakikada tam bir korku filmine döndü. Galatasaray'ın da son 10 dakikada mağlup olduğunu hatırlarsak, var bu son dakikalarda bir şeyler!

Maçın ilk yarısını seyredemedim. Yorumlardan anladığıma göre Fenerbahçe'nin üstünlüğünde bir oyun olmuş ve devreyi önde kapatmış. Söyleyeceklerim ikinci devreyi kapsayacak anlayacağınız;

Gaziantepspor, nokta santraforsuz başladı oyuna. Murat Ceylan ve Zurita'nın önünde 4 tane ofansif orta saha vardı. Son 10 dakikaya kadar oyunun görüntüsü şu şekildeydi; Gaziantep, sağdan soldan geliyor. İçeride tamamlayacak oyuncu bulamıyordu.

PES'te şöyle bir taktik vardır; ortadan delemediğin rakiplere karşı kanatları zorlarsın. Fenerbahçe, sağ kanadından inanılmaz boşluklar verdi bugün. Sağ içte Önder değil de Lugano olsaydı bu kadar pozisyon vermezdi örneğin. Olcan ve Zurita'nın orta alanda çok iyi işler yaptığını söylemekte fayda var. Julio Cesar Silva'yı ayrı bir sınıfa koymalıyız elbette.

Mahmut Bezgin yetenekli ve refleksleri sağlam bir kaleci ama henüz çok tecrübesiz. Bazen öyle yanlış yerlerde duruyor ki bu gibi hatalar Gaziantep'in başına ileride dert açabilir.

Gaziantep tribün kültürü olmayan bir kent. Büyük takımların geldiği maçları saymazsak neredeyse boş tribünlere oynuyorlar. Oysa öyle iyi bir takımları var ki. Gaziantepspor'un ne yapıp edip Couceiro'ya sahip çıkması lazım. Couceiro ve Gaziantep, güzel günlere gebe! Couceiro'nun Litvanya'yı da bıraktığını düşünürsek Antep'in önü gittikçe açılıyor.

Fenerbahçe'ye geçelim; ne Semih'le oluyor ne de Semih'siz. Semih'in bitirişleri çok iyi fakat Güiza gibi top saklayamıyor. Bugün, Alex de olmayınca Gaziantepspor savunmada duvar ördü ve gelen her top çok fazla oyalanmadan geri döndü.

Vederson, Fenerbahçe'nin en iyi futbolcusuydu sahada kaldığı süre zarfında. Neden çıkartıldığını bir türlü anlayamadım. Arkasında ölmüş, bitmiş R. Carlos dururken Vederson tercihi ilginç.

Fenerbahçe Alex'siz olmuyor. Hele Güiza yoksa hiç çekilmiyor. Mehmet Topuz, bu ligin en iyi düz futbolcusu ama oynaması gereken mevki, Emre ya da Baroni'nin mekanı. Ondan Alex yaratmak mantıksız. Alex yokken Özer'le başlamamak daha da mantıksız.

Birkaç hafta önce lig bitti deniyordu. Toparlanırsa Beşiktaş dahi yarışa katılabilir artık. Bakalım akşam neler olacak? 34'te 34 bekleyenlere ayrıca selam olsun!

Sayıların Futboldaki Dili; Murat Demiryas


Beklenen an geldi. Bir zamandır, özellikle "twitter"da duyurduğum röportaj serimiz başlıyor. Röportaj serisinin ilk konuğu, Spor&Spor dergisinde spor gazeteciliğine başlayan daha sonra Yeni Yüzyıl ve Sabah gazetelerinde eşsiz futbol birikimini bizlerle paylaşan ve şimdilerde NTVspor.net'in baş ucu yazarı olan Murat Demiryas. Kısacası, "Dar Alanda Uzun Paslar" iftiharla sunar;


*Hakkınızda araştırma yaparken Turizm mezunu olduğunuzu öğrendim. Olaylar nasıl gelişti de spor yazarlığında buldunuz kendinizi? Bu arada, alakasız olacak belki de ama Cem Yılmaz'la sınıf arkadaşı olduğunuz iddiaları için ne dersiniz?

-Lise ve üniversitede Turizm ve Otelcilik öğrenimi gördüm. Ancak küçüklüğümden beri yazmaya ve spora meraklıydım. Bu merakım 1990'lı yılların başlarında üniversite eğitimim devam ederken Spor&Spor Dergisi'nin eleman ilanına başvurup dergiye girmemle meslek haline gelmeye başladı. Üniversite bittikten ve askerlik görevinden sonra Sabah Dergi Grubu'na girdim. Bir süre sonra Yeni Yüzyıl gazetesinin spor servisinde çalışmaya başladım. Derken 1998'in sonlarında Sabah gazetesine geçtim. Şimdi NTV Spor'dayım.
Şunu söylemem gerekiyor ki, 90'ların başında turizm sektöründe yetişmiş elemanlara bakış açısı düzgün olsaydı belki bugün ben spor basınında olmayabilirdim. Basın sektöründe çalışmaya başlamamı belki tesadüfe bağlayabilirsiniz, ama geldiğim noktaya çok çalışarak ulaştım.
Cem Yılmaz liseden okul arkadaşım. Aynı sınıfta değildik ama aynı dönemdeydik. Okulumuz sınavla ve sınırlı sayıda öğrenci aldığı için herkes birbirini tanıyordu. Hatta geçenlerde bir program için NTV Spor'a geldi ve kısa süreli bir sohbet imkanı da bulduk. Gerçekten çok keyifle izlediğim (ve güldüğüm!) bir sanatçı.


*Murat Demiryas dendiği an akla istatistik geliyor. Bu istatistik merakının nasıl başladığını öğrenebilir miyim?

- Okul yıllarımda gazetelerden önemli spor olaylarını keser, biriktirirdim. Ama asıl olarak Spor&Spor Dergisi'nde Altan Tanrıkulu ile birlikte çalışmaya başladığımda ciddi şekilde eğilmeye başladım. O bana bu konuda çok şey öğretti. Ben de yıllar geçtikçe kendimi geliştirdim.


*Futbolda istatistiğin önemi sürekli tartışılır. Örneğin basketbolda istatistik için her şey derler. Futboldaki önemi nedir? Geleceği aydınlatan ışıklar mı yoksa mevcut maç hakkında daha sağlıklı yorumlar yapabilmek için ortaya atılan rakamlar mı?

-İstatistik futbolda performans açısından önemlidir, ama sonuç belirleyici bir unsur olduğunu söylemek yanlış olur. Bir maçın sonucunu bir anlık bir hata, bir hakem hatası, aniden bastıran şiddetli bir yağmur gibi beklenmedik etkenler bir anda değiştirebilir. Ancak toplam istatistikler, bize futbolcuların, teknik direktörlerin ve takımların performansları ve başarı düzeyleri hakkında genel bir fikir verir. Saha içi istatistikleri, futbolcuların nerede nasıl oynamaları gerektiği konusunda fikir verir. Sonuçta bence her ikisi birden, hem daha sağlıklı yorum yapabilmek, hem de gelecek için belli bir düzeyde de olsa fikir vermesi için istatistik önemli bir unsurdur. Ama baştan da söylediğim gibi, istatistik futbolda herşey değildir.
Basketbolda istatistik daha çok önem taşır, çünkü futbola ve diğer sporlara oranla istatistik tutabileceğiniz çok fazla sayıda kriter vardır.



*Gelelim güncel sorulara; TSL'nin şu anki vaziyeti için ne dersiniz? 2 başlı bir liderlik yarışı var ve Fenerbahçe puan farkıyla önde gidiyor. 2 başlı yarış sezon sonuna kadar sürer mi yoksa Beşiktaş ile Trabzonspor yarışa dâhil olabilirler mi?

-Açıkçası sezon öncesi yapılan transferlere baktığımızda ve takımların bu sezonki hedefleri açısından bir değerlendirme yaptığımızda tablonun böyle olmasını bekliyorduk. Ancak Fenerbahçe ve Galatasaray ile rakipleri arasındaki aranın bu kadar açılabileceğini tahmin etmek zordu. Bu noktada Fenerbahçe ve Galatasaray'ın sezon sonuna kadar bu performanslarını sürdürmelerini bekleyebiliriz. Beşiktaş ve Trabzonspor'un yarışa dahil olması sadece futbolcuların ve teknik heyetin elinde değil. Camianın ve taraftarların, başarısız sonuçlarda da takımın arkasında durması gerekir. Ara transferde kadrodalarki değişimler de takımların performanslarını etkileyebilecek bir unsur. Bu noktada Bursaspor ve Eskişehirspor'un da sezon sonunda kendilerine ilk 4 içerisinde yer bulma ihtimallerinin de bulunduğunu söylememiz gerekiyor.


*4 büyükler hakkında yorumlar isteyeceğim sizden. 4 büyüklerin bu sezonki durumunu birkaç cümleyle özetleyin dersem neler söylersiniz?

-Fenerbahçe kendisine şampiyonluk için önemli bir avantaj sağlayabilecek bir başlangıç yaptı. Zaten 7'de 7 yaparak başladığı 1964-65 sezonunu da şampiyon olarak kapatmıştı. Yönetim, teknik heyet ve futbolcular, belki de kulübün kuruluşunun 100. yılındakine benzer bir biçimde şampiyonluğa odaklandılar. O yüzden bu sezon UEFA Avrupa Ligi ve Türkiye Kupası'nda çok büyük bir başarı beklemeyebiliriz.
Galatasaray son yılların en güçlü kadrolarından birini kurdu. Ancak sezonu çok erken açtığı için son milli maç arasından önceki dönemde puan kayıpları yaşadı. Bu tip dönemler olacaktır, çünkü yönetimin ve Frank Rijkaard'ın öncelikli hedeflerinden birisi UEFA Avrupa Ligi olacak. Yine de bu kadronun olağanüstü bir durum olmadıkça ligi ilk iki içerisinde bitirmesi, UEFA Avrupa Ligi'nde ise en kötü ihtimalle son 16'ya kalması normal sonuç olur.
Beşiktaş geçen sezon yakaladığı çifte kupalı başarının örttüğü eksikliklerini gideremeden sezona başladı. Sezon başında takımda bir motivasyon sorununun yaşandığını, yapılan transferlerin ise etkisiz kaldığını görüyoruz. Bu kadro ve teknik heyet, yaşanan olumsuzlukların altından kalkabilecek nitelikte. Ancak yakın zamanda kongre olması ve yönetime tepkilerin giderek artması dengeleri değiştirebilir.
Trabzonspor, son dönemde Anadolu'nun lokomotifi olma özelliğini başka takımlara kaptırdı. Bu sezon öncesi iyi sinyaller verdi. Ancak istikrarsız bir futbol oynuyor. Yattara ve Alanzinho'dan yeteri kadar verim alınamaması bence ciddi ve çözülmesi gereken bir sorun.


*Anadolu'da beğendiğiniz, potansiyelli bulduğunuz takımlar var mı? "Anadolu'dan şampiyon çıkarsa o takım ..... olur" dersem boşluğu tamamlayacak bir Anadolu kulübü söyleyebilir misiniz?

-Anadolu'da her sezon dengeler değişiyor. Sürekli başarılı olan takım bulmak zor. Bu konuda son yıllarda Kayserispor'un ismini söyleyebiliriz. Son 4 sezonda 3 kez ligi ilk 5 içerisinde bitirdi, geçen sezon 7. oldu. Bu sezon da iyi gidiyor. Diğer takımların iniş ve çıkışları var. Örneğin Sivasspor. Son iki sezondaki başarıların ardından yaşanan bu düşüş normal değil.
Bu kadar istikrarsız bir yapıda "Anadolu'dan şampiyon çıkarsa o takım şu olur" diyebileceğim bir takım yok.



*Ulusal takım için ne düşünüyorsunuz? Röportajı Belçika maçı arifesinde yaptığımız için sonuç bazlı bir şey soramayacağım ama Fatih Terim'le yola devam edilmeli mi sizce? Ulusal takımda yabancı teknik adam konusuna ne dersiniz?

-Bu soruyu Fatih Terim'in görevi bırakmasından sonra yanıtladığım için kusura bakmayın, soruyu Belçika maçından önce yanıtlasaydım "Terim'le devam edilmeli" derdim. A Milli Takım'daki en önemli sorun istikrarsızlık. 2010 Dünya Kupası dahil son 7 büyük turnuvanın sadece 3'ünde yer alabildik. Buna rağmen bir Dünya, bir de Avrupa üçüncülüğümüz var. Bu noktada genel olarak başarılıyız demek zor. Avrupa üçüncüsü bir ekibin büyük turnuvalarda devamlı yer alması gerekiyor ve biz 7'de 3 yapabilmişiz.
Bence teknik direktörün milliyetinden çok milli takımımıza katacakları çok önemli. Şu ana kadarki en önemli başarılarımızı yerli teknik adamlarla elde ettik. Eğer bunun ilerisine yabancı bir teknik adamla gideceksek, yabancı bir teknik direktörle yola devam edebiliriz. bunun kararını çok iyi vermek lazım.



*Barcelona mı, Real Madrid mi?

-Duygusal bir cevap verecek olursam Barcelona, çünkü onu tutuyorum. Objektif olmak gerekirse, içerisinde sadece futbolun değil, siyasetin, milliyetçiliğin ve gücün olduğu bir rekabet ve bu rekabette tercih yapmak yerine rekabeti keyifle izlemek en doğrusu.


*İddaa tahminleri konusunda tam bir otoritesiniz. Bu alandaki başarınızı neye borçlusunuz? İstatistik mi, öngörü mü yoksa şans mı?

-Görüşünüz için teşekkür ederim. İddaa zor bir konu, insanlar sizden çoğunlukla maçları bilmenizi istiyor. Beklentileri spor gazetelerinin iddaa'yı sunuş şekilleri arttırıyor. Oysa sadece takım performanslarının bir maçın sonucu konusunda edilgen olmadığı bir spor dalı futbol...
Ben sadece insanları doğru yönlendirmeye çalışıyorum. Bunu yaparken tüm bulguları, istatistikler, takımların son form durumları, maçın rekabet açısından önemi, statüler, takımların hedefleri vs. hepsini iddaaseverlerle paylaşmaya ve yorum yaparken tüm bunları birleştirmeye çalışıyorum. Eğer bir maç hakkında net bir fikrim yoksa sadece bilgi paylaşmaya çalışıyorum. Sonuçta maç hakkındaki tahminimi de söylüyorum, bunu elimdeki bilgilere, bilgiler yetersizse geçmiş tecrübeme göre yapıyorum. Umarım iddaaseverlere katkım oluyordur...



*Uzun zamandır NTVspor.net'te yazılarınıza ulaşıyoruz. İnternetteki spor medyası için neler söylersiniz? Bloglarla aranızın pek olmadığını biliyorum ama futbol blogları için birkaç kelime alabilir miyiz sizden?

-İnternet habercilik açısından çok önemli bir hale geldi. Son teknolojik gelişmeler de interneti ayrıca önemli bir ihtiyaç haline getirdi. İnternetteki mevcut spor medyasını genel olarak başarılı, ancak yetersiz buluyorum. Özel haber yapan internet sitelerinin çoğalması gerekiyor.
Bloglarla aramın olmamasının sebebi, blogları takip edecek zamanı çok fazla bulamamam. Yoksa çok ilginç ve takip edilebilecek bloglar olduğunu biliyorum. Eğer takip edeceksem, insanların kendilerini tatmin etmesinin ötesinde yararlı bilgiler ve keyifle okunacak yazılar barındıran içerikteki blogları tercih ederim. Bloglar geleceğin başarılı gazetecilerini ve spor yazarlarını ortaya çıkartması açısından da yararlı oluyor.


Çok teşekkürler!..

Beşiktaş-Kasımpaşa Maçının Ardından


Maç için Nihat'ın geri dönüşü desek yeterli sanırım. Oyuna geçersek Kasımpaşa'nın Beşiktaş'tan daha fazla pozisyon bulduğu enteresan ötesi bir karşılaşma olduğunu söyleyebiliriz.

Beşiktaş tıpkı Denizlispor maçında olduğu gibi hızlı başladı oyuna. Denizli maçından farkı, baskının bu kez gol de getirmesiydi. Nihat, uzun süren şanssızlığını şansının da yardımıyla kırınca oyunun şekli tamamen değişti. Taraftar istifa baskılı "fark" beklemeye başladı.

İlk 10 dakikadan sonra geri çekilen ve özellikle sağ kanadından bir sürü pozisyon veren bir Beşiktaş seyrettik. Beşiktaş sahaya çıktığında İbrahim Toraman'ı sağ bek, Ekrem'i ön libero olarak düşlemiştim. Tam tersi oldu. Ekrem hücuma çok çıkıp İbrahim, sakatlığının da etkisiyle yerini yadırgayınca sağ kanat ve sağ içten çok pozisyon yendi. İbrahim Toraman bu gece pek iyi değildi ama geri dönüşü çok önemli. Denizli ile aralarında ilginç ve sağlam bir iletişim var.

Hücum bölgesinde sol açık Yusuf yine etkisizdi. Serdar Özkan yerini alabilir diye düşünüyorum. Özellikle CL'de. Tabata ile Nihat ise yer değiştirerek kimi zaman ortada kimi zaman sağ açıkta yer aldılar. Bu gece özellikle Tabata etkiliydi. Nihat'ı yazının başında söylediğimiz için saymıyorum ama Tabata, takıma yavaş yavaş ısındığını gösteriyor.

Beşiktaş hafta içerisinde tarihi bir Wolfsburg maçına çıkacak. Buradan puanla dönülmezse CL'de 2. tur uzak bir hayal olarak kalır. Acı gerçek şu ki, Beşiktaş bu savunma performansıyla Almanya'dan puanla dönemez. Wolfsburg'a karşı İbrahim Kaş sağ bek, Fink'se ön libero oynatılmalı.

Kasımpaşa'yı beğendim açıkçası. Beşiktaş'ın boşluklarını iyi buldular fakat değerlendiremediler. Bu değerlendirememe aşamasında defansı çok büyük açıklar verdı Kasımpaşa'nın. Beşiktaş'ın forvetleri hücumda biraz daha becerikli olsa Kasımpaşa, gol pozisyonu bazında rakibini geçtiği oyunda açık farkla mağlup olacaktı.

Kasımpaşa adına söylememiz gereken acı bir gerçek var. Bu takımın en iyi oyuncusu, iki sezon önce alınan Andre Moritz. Demek oluyor ki bu sezon yapılan transferlerin hepsi hava, civa. Örneğin stoperde Jens Askou'nun boşluğunu dolduramamışlar, Azar ileride çok yalnız kalıyor ve orta sahaları çok hantal. Kasımpaşa, Ankaraspor'dan doğan transfer şansını değerlendirmek zorunda. Yoksa işleri çok zor.

Gelelim hakeme. Ernst'in atılması doğru fakat Ferrari'ninki ağır. Bence o pozisyona penaltı verilmez. Dolayısıyla kırmızı hiç verilmez. Hüseyin Göçek neye güvenerek bu kararı verdi bilmiyorum ama 50 küsürüncü dakikalarda yaşanan Kasımpaşa'nın avantaj beklediği faul, hakemin tüm dengesini bozdu. Beşiktaş'ın Eskişehir deplasmanı bir hayli zorlu geçecek.