BIY AD

13 Kasım 2009 Cuma

Okan Yılmaz'ın Yükselişi ve Düşüşü


Türk futbolu, yıldız yaratmaktan ziyade yıldız yitirmekle nam salmıştır. Tarık Daşgün, Okan Koç gibi örnekleri gözüm kapalı çoğaltabilirim. Bugün bahsedeceğim futbolcu, Okan Yılmaz.

Onu şöyle tanıtayım sizlere; Mehmet Yıldız'ın gücünü ve yere sağlam basışını düşünün, işte bu düşündüklerinizin üstüne Oktay Derelioğlu ya da Cenk İşler bitiriciliği ekleyin. Karşınızda Okan Yılmaz.

Bursa doğumlu olan Okan Yılmaz, kariyerinin ilk parlayışını ilçe takımı İnegölspor'da gerçekleştirmiş. 4 gol birden attığı bir maçı izleyen Çanakkale Dardanelspor yöneticileri, Okan'ı tam alıyorlarmış ki devreye medyanın attığı pasla Bursaspor girmiş.

Bursa'da yaşayan ve yerel basını biraz takip edenler bilirler. Bursa medyasının en büyük çekisi, Bursa doğumlu olup futbol hayatını başka şehirlerde sürdürenlerdir. Tigana dönemindeki fırtına gibi olmasa da rüzgar gibi esen Gökhan Güleç hakkında bu hayıflanmaları çok duymuştum.

İşte Okan Yılmaz da böyle bir hayıflanma sayesinde Bursa'da kalmış. 2. ligde hatrı sayılır ün yapan Okan'ı Dardanel'e kaptırmak istemeyen yönetim kurulu, hemen devreye girmiş ve işi bitirmiş. Oysa, Okan Yılmaz Çanakkale'ye gitmek için bavullarını topluyormuş artık. 4 saatlik bir yolculuk yapacakken İnegöl'den Bursa'ya yarım saat, bilemedin 45 dakikalık bir yola çıkmış.

Sonunu saymazsak çok güzel bir Bursa macerası yaşadı Okan Yılmaz. 2 kez -o zamanki adı farklı olan- Turkcell Super Lig'de gol kralı oldu. 1 kez de -yine adı farklı olan- Bank Asya 1. Lig'de krallığa yükseldi.

Bursaspor'un efsanevi Intertoto günlerinde yoktu belki de ama Baliç ve Ercüment Şahin'den sonra Bursa şehrinin en önemli gol ayağı olmuştu artık. Bursaspor kötü gidiyor ve ligde zar zor kalıyordu. O, buna rağmen gol krallığını kimselere bırakmıyordu. "Kimseler" deyip geçmeme bakmayın Nouma, Jardel, Hami, Revivo, Fatih Tekke, Serkan Aykut, Coşkun Birdal, Ümit Karan, Kona, Cenk İşler ve Hasan Özer gibi santrforları geride bırakıyordu 2000-2001 sezonunda zirveye ulaştığında.

İşte tam bu tarih Okan Yılmaz için bir kırılma noktası oluşturdu. Jardel, Nouma ve Kenneth Anderson gibi santrforları izlemek için bakışlarını Türkiye'ye çeviren Avrupalılar, bir anda Okan Yılmaz ismi ile karşılaştı. Haliyle teklifler aldı yürüdü!

Tam bu noktada Marseille devreye girdi ve Okan Yılmaz'ın transferini bitirdi, en azından bitirdiğini zannetti. Fransa'ya Türkiye'den 5 menajerle giden Okan Yılmaz ve ekibine orada 2 menajer daha dahil olmuştu. Toplam 7 menajer masaya oturdular ve anlaştılar. Derken sözleşmenin bozulduğu haberleri ulaştı bizlere; kimi Okan Yılmaz bozdu dedi, kimi de menajerlerin fazla para istemesi işi yokuşa sürdü diye görüş belirtti. Fakat gerçek olan birşey vardı ki Okan Yılmaz, çok büyük bir fırsatı tepmişti.

Derken, 30 bin Dolar tazminatla Bursaspor'a geri döndü Okan. Bursaspor için zor günler başlamıştı. Ligde zor zahmet ilerliyorlardı fakat buna rağmen Okan Yılmaz yine formundaydı. Beşiktaş'ın şampiyon olduğu 2002-2003 sezonunda Okan Yılmaz, 24 gol atarak en yakın rakibi Necati Ateş'in 5 gol önünde gol kralı oluyordu.

Ertesi sezon büyük umutlarla başladı sezona Bursaspor. Hagi teknik direktörlüğe getirilmişti fakat işler istendiği gibi gitmedi. Hagi'yle yollar ayrıldı, klasik görüntüler yaşandı ve son 5 hafta Beşiktaş'la Bursaspor'un arasına giren kara kedi ortaya çıktı ve Bursaspor küme düştü. Okan Yılmaz da bir alt ligdeydi artık.

Herkes Okan'ın ayrılacağını düşünüyordu fakat o kendisine "küme düşme" cezası vermişti. Bir sene daha Bursaspor'da oynadı ve 2. Lig A Kategorisi gol krallığını başarıları hanesine yazdırdı. Fakat taraftarla arası bozulmuştu artık. Onu hedef alan tezahüratlar yapılıyor, tribünlerde siyah pankartlar açılıyordu. Bursaspor'da son maçını oynarken tribünlere şöyle bir baktı ve "ayrılma zamanım artık gelmiş" dedi. 100'ler kulübüne girdiği Bursaspor defteri bir daha açılmamak üzere kapanmıştı Okan Yılmaz için.

Bursaspor'dan sonra Malatyaspor'un yolunu tuttu Okan Yılmaz. Daha birkaç sezon önce Marseille tarafından istenen hatta ön sözleşme yapılan futbolcu, sıradanlığa doğru adımlarını gittikçe hızlandırıyordu artık.

Malatya'da ardından Konya'da sonrasında Sakarya, Diyarbakır ve Ordu'da şansını denedi fakat hiçbir yerde mutlu dolayısıyla başarılı olamadı. Artık kapı kapı geziyordu tabiri caizse.

Ve bir gün, menajerin biri çaldı kapısını. Gümülcine'ye gelir misin diye sordu. Okan Yılmaz önce şaşırdı fakat sonra birkaç yıl önce kurduğu Avrupa düşleri geldi aklına. Bu kez Fransa'ya değil ama başka bir Akdeniz ülkesine gidiyordu, Ege'nin karşı tarafında Türklerin çoğunlukta olduğu bir yere, Gümülcine'ye. Tarihinde ilk kez Yunanistan Super Ligi'ne çıkan Panthrakikos F.C'de oynayacaktı artık.

Gümülcine macerası da pek iyi geçmedi ne yazık ki! Şansı dönmüştü bir kere ve ne yapsa olmuyordu. Soluğu yine Türkiye'de aldı ve Vanspor'un yeni hali Belediye Vanspor'a transfer oldu. Belediye Vanspor'da yalnız 3 gol atabilen Okan, bu sezon başında İstanbul'da oturan çoğu kişinin bilmediği İstanbul köyü Tepecikspor'a transfer oldu. Sarıyer'e karşı olmak üzere yalnızca 1 gol atabildi.

Okan Yılmaz'ın hayatını etkileyen iki kırılma noktası var. Biri Marseille olayı, zaten yukarıda yazmıştık. Diğeri de Şenol Güneş yönetiminde çok güzel bir futbol oynayarak 3. olan milli takımımızın Konfederasyon Kupası macerası. Marc-Vivien Foé'nin hayata gözlerini yumduğu andan birkaç saat sonra oynanan karşılaşmada 3-2 yenik durumdayız Fransa karşısında ve son dakikalarda penaltı kazanıyoruz. Topun gerisinde, turnuvanın formda ismi Okan Yılmaz. Fakat sonuç hüsran; penaltı kaçıyor, finale kalamıyoruz. Kötü başlayan gün, kötü sona eriyor.

Hüzünlü bir hikayesi var Okan Yılmaz'ın fakat henüz 31 yaşında. Önünde en az 3 yılı var. Çok zor ama belki birşeyler değişebilir kariyerinde. Eski günlerine, gol krallığı yaşadığı sezonlara dönemese de daha üst liglerde futbol hayatını noktalayabilir. Umarım, bugün meşhur olan hiçbir futbolcumuz, böyle bir son yaşamaz. Yitirilen yıldızların son örneklerinden biri olur Okan Yılmaz.

*Bu yazının fikrini veren muyek ve istihbarat desteği sağlayan emosimo'ya teşekkürler! Okan Yılmaz hakkında daha birçok bilgiye ulaşabileceğiniz röportaj şurada ikamet etmekte!

10 Kasım 2009 Salı

Turkcell Super Lig, 12. Haftanın Panoraması


Bu hafta panoramaya biraz geç kaldık, ulusal ara tam anlamıyla imdadımıza yetişti. 12. hafta, deplasman takımlarının haftası oldu. Deplasmana giden takımlar, 2 fire haricinde puanla döndü evlerine.

Bursaspor-Gençlerbirliği maçının yorumlarını her iki tarafın bloglarından okudum. Bursaspor için, "inadına!"; Gençlerbirliği için "kırmızı siyah kültür" tavsiyemdir.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki iç sahada alınan bir mağlubiyetten sonra herhangi bir taşkınlık, olay çıkmaması mükemmel. Bu ligin Bursaspor, Gençlerbirliği, Eskişehirspor, Kayserispor gibi takımlara ihtiyacı var. İyi futbol ve sportmenlik bakımından. Maça geçersek, Gençlerbirliği'nin 3 puana daha çok ihtiyacı vardı ve kazanmayı başardı. Thomas Doll'un dönüşü adına çok önemliydi bu karşılaşma. Hele İlhan Cavcav'ın Hikmet Karaman'la görüştüğü dedikodularının çıktığı şu günlerde.

Ayrıca, Ivan Ergiç iki haftadır arka direkte maden buluyor. TSL düzeyinde profesyonel kulüpler, rakiplerini hiç mi seyretmiyorlar da Ergiç gibi orta hatta kısa boylu sayılabilecek bir futbolcu, yan top kralı oluyor. Hurşit de Doll gibi geri dönenlerden.

İBB-Antalya maçında, Antalya'nın puan almasını beklerdim. Ama olmadı. İBB, artık klasikleşmiş iç saha 1-0'larından birini aldı. Bu arada Hasagiç hala oynamıyor. Play-off maçlarını merakla bekliyorum, bakalım Bosna-Hersek forması giyecek mi? Abdullah Avcı, bu sezon geçtiğimiz sezonlarda eksik olan motivasyon duygusunu futbolcularına aşılayınca İBB bir anda üst sıralara doğru yola çıktı. Seyircisiz daha yukarılar zor görünüyor ama ilk 10 gayet mantıklı ve olabilirliği çok yüksek.

Ankaragücü tam anlamıyla hayal kırıklığı. Mağlubiyetten kıl payı kurtuldular. Hikmet Karaman topun ağzında deniyor ama bilemiyorum. 1.4 milyon Dolar tazminattan bahsediliyor. Şunu açık söyleyeyim, 37 kişilik son anda toparlanmış bir kadro "şak" diye başarılı olamaz, sabır lazım. Bu sezonu unutmalı Ankaragüçlüler, hazırlık okuyoruz diye düşünmeliler. Hikmet Hoca'ya da biraz sabır lazım. Sabır olmazsa kibritler üstünde duran bu takım devrilebilir. Ceyhun'un kadro dışı bırakılması ayrı bir şok. Gerçi, Ankaragüçlü arkadaşlardan bunun gerekli olduğunu duyuyordum ama yeni yapılanma tam anlamıyla oturmadan Ceyhun'suz oynamak, fazladan puan kayıpları getirebilir. Yılmaz Vural, iyi oynayan bir takım yarattı Kasımpaşa'da. Uzun süren başarısızlık zincirini bu kez kıracak gibi duruyor. Gençler ve yaşlılardan iyi bir harman yaptılar ve orta halli bir FM takımı kurdular. İşler böyle devam ederse ligde rahat kalacaklar.

Eskişehir-Denizli maçında Eskişehir kazanmak zorundaydı ve kazandı. Özetlere göre, Ümit Karan bir parça silkinmiş görünüyor. Youla da düzeldi, bu demektir ki artık Eskişehirspor'un önü açık. Denizlispor için şu aşamada yapılabilecek en hayırlı şey, devre arasını beklemek olacak. Angelov&Bangoura gibi yeni bombalar gelmezse Bank Asya pek uzaklarında değil.

İki istikrarsız takımın maçında daha istikrarsız olan Gaziantepspor galip geldi. Gaziantep'te Olcan'ın durdurulamayan yükselişine şapka çıkartıyorum. Sezon başından bu yana çok formda ve kimi zaman bek oynasa dahi kötü futbol sergilediği bir karşılaşma hatırlamıyorum. Manisaspor, geçen hafta Doll'un Gençler'ini yendi ve bizleri şaşırttı. Bu hafta yine şaşırttı. İstikrarsızlık neyse de bu kadar ters sonuçlar almaları anlaşılır gibi değil. Takım içerisinde ya da iç sahada bir problem mi var acaba?

Lig TV'de ara ara izledim Sivasspor-Kayserispor maçını. Geçtiğimiz 2 sezonun taş gibi savunması olan Sivas'ı gitmiş yerine hamur gibi bir takım gelmiş. Şu aşamada Muhsin Ertuğral'ın da yapacak pek birşeyi yok bu takıma. Devreyi beklemek zorundalar, transfer şart. Ertuğral'ı eleştirdiğim tek nokta, takımın en formda oyuncusu Kamanan'ın ısrarla yedek bırakılması. Kayserispor ve Tolunay Kafkas, sezon başı esen tatsız rüzgarları son haftalardaki iyi oyunla savmış görünüyor. Güçlü kadroları var ama hala ilk 4-sezon sonu için- uzak. Kayserispor'da birşey eksik ama ne? Ben de bir türlü çıkartamıyorum.

Haftanın Antrenörü: Jose Couceiro (Gaziantepspor)
Haftanın Oyuncusu: Hakan Arıkan (Beşiktaş)
Haftanın Genç Oyuncusu: Olcan Adın (Gaziantepspor)
Haftanın Hakemi: Kuddusi Müftüoğlu (Trabzonspor-Beşiktaş)

Turkcell Super Lig'de 12. Haftanın 11'i;

----------------Hakan(BJK)----------------

Sabri(GS) Sivok(BJK) Ferrari(BJK) Aykut(GB)

----------Ernst(BJK)-Furkan(Kayseri)------

Gökhan E.(Kayseri)----------------Olcan(G.Antep)

-----------Arda(GS)/Cangele(Kayseri)

------------Makukula(Kayseri)

Haftadan Sayılar:

Toplam Gol: 21
Kırmızı Kart: 3
Sarı Kart: 28

Ceza Tahtası:

Barış Özbek: Birşeyler yazmaya gerek var mı sizce?

*Öyle zannediyorum ki "this11"'de bir sorun var. Bu sebepten kadroları "çizgili" yazmak zorunda kaldım.

**Arda ile Cangele arasındaki seçimde, tercih size kalmış!

8 Kasım 2009 Pazar

Diyarbakırspor-Galatasaray Maçının Ardından


Maç yazısına iki tespitle başlayalım; toplama kurulmuş ve sezon öncesi ancak 15 gün kamp yapabilmiş Diyarbakırspor, UEFA Avrupa Ligi'nde Romanya'yı temsil eden Dinamo Bükreş'den kat kat daha kaliteli bir ekip. Diğer tespit, 10 kişi kaldıktan sonra santrforunu çıkartıp ön liberosunu oyuna sokan Rijkaard'ın B Planı'na(!) geçiş yapmasıydı.

Diyarbakırspor tüm zorluklara rağmen kötü takım kurmamış. Hatta gayet iyi sayılır. Bir defans hatları var ki oyuncuların hepsi emekliliklerine yaklaşmış isimler. Kalecileri Espinoza'yı beğeniyordum ama inanılmaz kilo almış. Çok hantal ve ağır hareket ediyor, Arda'nın golünde hatası var bana sorarsanız.

Galatasaray artık klasikleşen 3 çapalı formatıyla sahadaydı. 3 çapa bile Diyarbakır'ın hızlı golcülerini durduramadı. Diyar'ın golünü atan Mendoza, biraz formda olsa maç sonucu daha farklı olabilirdi. Galatasaray'daysa Arda'nın biraz kıpırdanması oyunun şeklini tamamen değiştirdi ve maçı Galatasaray'a getirdi. Sözün özü, Arda çok önemli bir futbolcu.

Mustafa Sarp'ın yokluğunda orta alan zarar görmüyor diyecektim ki ortaya Barış çıktı. O kadar aptalca bir kart gördü ki. Sarısından sonra kırmızının geleceği bas bas bağırıyordu adeta. Barış gibi temelini Almanya'da almış bir futbolcunun bunları yapmaya hakkı yok, zor bulduğu formayı kolay kaybetmesi yakındır.

Ziya Doğan'ı tebrik etmek gerek. Çoğu insan beğenmez ama Doğan iyi işler çıkartıyor Diyarbakır'da. Bugünkü maçta, yanlış olduğunu düşündüğüm tek hareketi Mendoza'ya fazla sabredip Job'u kenarda unutmasıydı. Bu gidişle ligde rahatlıkla kalırlar. Diyarbakır'ın İstanbul'un büyüklerine karşı öne geçip sonra kaybetmesi ilginç bir ayrıntı.

Sabri, Sabri, Sabri. Bu adamın "bobiler" montajlarını sandığa kaldırmalı artık. O kadar etkili oynuyor ki beraberliği getiren golü filelere bırakarak bunu belgeledi. O gol gelmeseydi, ikinci yarı çok daha zorlanıp belki de kontradan bir gol yiyecekti Galatasaray.

Eğlenceli maçtı. Fazla seyir zevki yoktu ama en azından mücadele vardı. Mendoza'nın son dakikada kale ağzından kaçırdığı top gol olsa ulusal ara zor geçecekti Galatasaray için. Diyarbakır'sa iyi yolda, kalecinin kulağını çekmeliler yalnız. Hakem de fena yönetmedi karşılaşmayı, bu hafta hakemler topluca sınıfı geçtiler aslında.

*Malum, vize dönemleri geldi çattı. Bu yüzden güncellemeler bir nebze azalacak. "Haftanın Panoraması" biraz gecikebilir anlayacağınız. Kusuruma bakmayın, haftanın 11'ine girebileceğini düşündüğünüz futbolcular varsa yorum bölümü hepinize açık. Bekliyorum, işimiz kolaylaşsın!

**İlker Ateş'i kaybetmişiz, başımız sağ olsun!