BIY AD

2 Ocak 2010 Cumartesi

Kime Ne Lazım? - Gençlerbirliği


"Kime Ne Lazım?" serisinin 3. yazısı daha önce de bahsettiğim gibi Gençlerbirliği ile alakalı. Geçtiğimiz sezon Antalyaspor'un kıyağıyla düşmekten kurtulan, aynı şoku bir kez daha yaşamamak için Thomas Doll'la sezona başlayan Gençler, nispeten zayıf sayılabilecek kadrosuna rağmen devreyi iyi sayılabilecek bir yerde noktaladı.

Gençlerbirliği'nin kalesini Serdar Kulbilge koruyor. Serdar, gerçekten de vasat üstü bir kaleci ve son derece yeterli. Serdar'ın yedeğinde Ulaş Güler'i görüyoruz. Bu mevki gayet iyi.

Defansın sağında Orhan Şam var. Orhan, 4 büyüklerde dahi rahatlıkla oynayabilecek bir oyuncu. Aslına bakarsanız kendisinden beklenen çıkışı bir türlü gösteremedi. Fakat bu çıkışı yaşayamama pahasına kulübüne ihanet etmemesi onun kalitesini biraz daha arttırıyor. Orhan'ın oynamadığı maçlarda defansın jokeri Aykut Demir forma giyiyor.

Tandem, İlhan Eker ve Ivan Radeljiç'e emanet. Bu iki oyuncu için ortalama dersek abartmış ya da küçümsemiş olmayız. İkisi de sağlam stoperler fakat ağır olduklarını söylemek zorundayım. Bu ikilinin olmadığı maçlarda joker Aykut, bir başka joker Orhan ve genç yetenek Mahmut Boz var. Stoperlerde ciddi alternatif şansı var Doll'ün, çok üst düzey bir oyuncu alınmadığı sürece transfer gereksiz.

Sol kanat, Aykut Demir'e emanet. Joker Aykut, sol bek çıkışlı olmasa da bu görevi başarıyla yerine getiriyor. Onun yedeğinde Galatasaray'dan alınan Alpaslan Erdem var. Alpaslan'ın Aykut'u geçebileceğini sanmıyorum. Hücumu da becerebilen bir sol bek alınabilir açıkçası. Bir diğer alternatif Jacques Momha, kış transferinde takımdan ayrılacak diye biliyorum.

Defansın önü, orta sahanın göbeğinde Kerem Seraş, Tozo, bir başka joker Cem Can ve Sandro yer alıyor. Zayıf bir ön libero hattı. En kısa yoldan söylemek gerekirse transfer gerekli. Hollanda'dan alınan genç orta saha Abdülhamit Yıldız, bu mevki için alternatif yaratır umarım.

Gençlerbirliği rotasyona müsait bir kadroya sahip, şöyle ki; orta sahanın ofansif bölgesinde oynayan 3 oyuncu, birbirleriyle rahatlıkla mevki değiştirebilir. Orta sahanın sağında kimi zaman Hurşut Meriç, kimi zaman da Burhan Eşer oynuyor. Bu oyuncular-ihtiyaç halinde- sol tarafta da kullanılabiliyor. Mevkinin ilk sahibi, Hurşut Meriç. Biraz daha dengeli olabilirse muhteşem bir kanat oyuncusu olacak.

Sol açık için de çok yeterli ve aslî mevkii sol kanat olan bir oyuncu yok. Mustafa Pektemek, Ferhat Kiraz ve kimi zaman Burhan, bölgeyi şenlendiren isimler. Bu kanadın çok yeterli olduğunu düşünmüyorum, transfer gerekli!

Forvetin bir adım gerisinde Sandro, Harbuzi, Bilal Çubukçu ve bazen de Tozo forma giyiyor. Hücum hattının en zengin bölgesi, açık bir farkla burası. Haliyle transfere ihtiyaç yok. Harbuzi biraz daha kazanılabilirse Gençler'i çok daha iyi günlerin bekleyeceğini düşünüyorum.

Sezona çok iyi başlayıp yavaş yavaş gerileyen Kahe, forvetin "ciddi mana"daki tek alternatifi. Diğerleri yani Djite, Sinan Ayrancı ve Patiyo Gençlerbirliği'ni taşıyabilecek kapasitede değil. Aslına bakarsanız Patiyo'dan oldukça ümitliydim ama yeterli şansı bulamadı. Bulduğu zaman da etkili olamadı. Çok da uzun uzadıya tartışmaya gerek yok doğrusu, Gençlerbirliği üst sıralarda kalmak istiyorsa bir santrfor daha almak zorunda.

İşin muhasebesine geçersek;

* Hücumu becerebilen bir sol bek hiç de fena olmaz. Fakat böyle bir transfer beklemiyorum.

*Kaliteli bir stoper bulunursa alınmalı görüşündeyim fakat alınacağını zannetmiyorum.

*Ön liberoya mutlaka bir oyuncu alınmalı. Oyunun defansif tarafını oynayabilen bir oyuncu ilk tercihim. Saidou gibi yani. Çok da ofansif olması gerekmiyor açıkçası. Alınacağını ümit ediyorum.

*Sol ya da sağ açığa alternatif bir oyuncu alınırsa hiç de fena olmaz.

*Santrfor alınmazsa ilk 5 ümidi hayalden öteye gitmez. Ersen Martin düşünülebilir!

Gördüğünüz gibi Gençlerbirliği'nin transfere fazlasıyla ihtiyacı var. Büyük başkan İlhan Cavcav, kış transferine Alpaslan Erdem ve Abdülhamit Yıldız'la start verdi. Bu futbolcular hakkındaki ilk görüşüm, 11'e giremeyecekleri yönünde. Abdülhamit'i tanımadığımı ayrıca eklemeliyim. Umarım beni yanıltır. İlhan Başkan'dan direkt 11 oynayabilecek transferler bekliyorum!

1 Ocak 2010 Cuma

Kime Ne Lazım? - Kayserispor


Kayserispor, TSL'nin en komplike takımlarından biri. Bu sebeple, şu oyuncu olmasın bu oyuncu olsun demek, çok da kolay bir şey değil. Şöyle düşünün, Kayserispor "2 gb ram"a sahip bir bilgisayar. Çoğu şeyi çalıştırıyor ama bazı oyunlarda takılıyor. Bu bilgisayara yeni parça ekleseniz de olur, eklemeseniz de. Eklerseniz sistem mükemmelleşir, eklemezseniz büyük bir kaybınız olmaz.

Souleymanou Hamidou, kesinlikle kötü bir kaleci değil ama ne zaman, ne yapacağı asla bilinmeyen bir isim. Altyapısını Afrika'da almış kalecilere dikkat edin. Refleksleri muhteşemdir ama kalecilik duruşu zayıftır. Bunun için Hamidou'nun geçtiğimiz yıllarda Servet'ten, bu sezonsa Baroni'den yediği golleri seyretmek kâfi. Hamidou'nun yedeği Yusuf Soysal ve Gökhan Değirmenci. Özellikle Gökhan'ın büyük gelecek vaat ettiği söyleniyor. Kısacası, bu mevkiye transfer kış dönemi için son derece gereksiz. Fakat, yaz transferinde düşünülmeli derim!

Sağ bek Hakan Aslantaş oldukça yeterli bir isim. Hücuma çıkışlarında bir Ali Tandoğan kadar yeterli değildir belki de ama defansif anlamda Ali'nin önündedir. Tolunay Kafkas'ın öncelikle defansı düşünen futbolunu da hesaba katarsak Hakan'ın bu durumu hiç önemli değil. Hakan'ı yedekleyen oyuncu ise Durmuş Bayram. İkisi de yeterli isimler. Ülkemizdeki sağ bek devşirme ekolünü de düşünürsek buraya transfer yapmak ancak müsriflik olur.

Kayserispor'un en güçlü bölgesi tandemi ya da tandemiydi diyelim. Eren Güngör gibi geçtiğimiz sezonun yıldızı olan bir futbolcuyu kullanamıyor olsalar bile eksikliğini hiç hissetmediler. Ali Turan ve Aydın Toscalı, birbirlerini dengeleyen bir ikili. Bu iki oyuncu, 4 büyüklerin herhangi birinde rahatlıkla oynayabilecek kalitede. Onları yedekleyen Serdar Kesimal da büyük potansiyel vaat eden bir oyuncu. Kayserispor, Eren Güngör'ün sakatlık durumuna göre bir stoper alabilir. En güçlü bölgesi dedin ama transfer istiyorsun demeyin lütfen! Eren toparlanabilirse kimseye ihtiyacı olmaz Kayseri'nin. Fakat, Kasımpaşalı Barış Başdaş gibi bir oyuncu alınırsa kimse hayır demez! İlk cümlede bağlacın ardından -di'li geçmiş zaman kullanmamın sebebi, Ali Turan'ın Galatasaray'a gideceği yönündeki iddialar elbette. Ali, şu an gidecekmiş gibi duruyor, Kayseri'den İstanbul'a giden uçağa binerse transfer yapmak şart olur. Tecrübesiz futbolcular, kritik maçlarda bu yükü kaldıramaz.

Sol bekin bir numaralı ismi Delio Cesar Toledo. Geldiği günleri hatırlıyorum da bu transfere epey şaşırmıştım. Çünkü Toledo, İspanya'dan direkt Türkiye'ye transfer olmuştu. Bu tür işlere pek alışık değiliz maalesef. Toledo da tıpkı takımı gibi bir oyuncu. Çok üst düzey değil ama kötü de değil. Futbolcuları 1'den 10'a notlayın derseniz Toledo'nun notu 6 ya da 7 olur. Onun yedeğinde aslî görevi sol bek olan bir futbolcu yok. Bilal Aziz, sol bek de oynuyor ama Tolunay Hoca onu daha ofansif kullanıyor. Serdar Kesimal da devşirme ekolünün temsilcilerinden.

Kayserispor'da defans önünde oynayabilecek 4 futbolcu bulunuyor. Sezon başında Altay'dan alınan ve bekleneni veremeden sakatlanan Merter Yüce, TSL'nin tecrübelilerinden Alioum Saidou, son yılların en büyük potansiyellerinden Furkan Özçal ve biraz daha ofansif olsa da ara sıra burada da kullanılan fakat umulan performansı sağlayamayan Abdullah Durak. Tolunay Kafkas, genellikle Saidou-Furkan ikilisini kullanıyor. Bu oyuncular son derece yeterli. Yedekleri de gayet sağlam. Kısacası transfere gerek yok.

Sağ kanadın 1 numaralı ismi Gökhan Emreciksin. Sezon başı değerlendirmemde James Troisi'nin formayı kapacağını düşünüyordum ama Gökhan, beklentilerimin çok çok üstünde bir performans sergiledi. Yerel basında, Bursaspor'un Troisi'yi kiralayacağı yazıyordu. Ne kadar doğrudur bilmiyorum ama transfer olmazsa bu mevkiye yeni oyuncu ihtiyacı yok.

Mehmet Eren Boyraz'ı çok beğendiğimi birkaç yazı önce belirtmiştim. Özellikle bu sezon, performansını ciddi ölçüde arttırdı. Makukula'yı besleyen en önemli dişlilerden biri Eren. Onu yedekleyen oyuncu, sol bek olarak da oynayabilen Bilal Aziz Özer ve Umut Koçin. Lübnan asıllı Bilal Aziz çok yetenekli bir oyuncu fakat beklentileri bir türlü karşılayamıyor. Umut'un durumunu pek bilmiyorum açıkçası.

Orta sahadan forvete giden yol, Franco Cangele'den geçiyor. Boca eskisi Arjantinli yıldız, Sakaryaspor'a transfer olduğu ilk sezon dışında bu sezonki kadar üst düzey oynamamıştı. Hırçınlıklarını ve istikrarsızlığını bir kenara koyabilirse verimi daha da artacaktır. Fakat bırakabilecek mi, sorun burada! Onu yedekleyebilecek, aslî mevkii 10 numara olan bir oyuncu yok kadroda. Fakat Troisi ve kadrodaki genç forvetler, bu bölgeyi rahatlıkla kaldırabilir.

Santrforu konuşmaya gerek yok sanırım. TSL'de Makukula gibi santrforun olsun 10 milyon TL borcun olsun. Ödeyemem derseniz 5'e de olur. Makukula'yı değil de alternatiflerini konuşalım bence. Alman genç milli takımlarında da oynayan Semih Aydilek ve FC St. Pauli'den alınan Ömer Şişmanoğlu, tıpkı Makukula gibi kalıplı oyuncular. Makukula'nın 1 numaralı alternatifi Semih olacak diye bekleniyordu ki Ömer, Cangele'nin cezalı olduğu maçlarda formayı kaptı. Kendimi tekrar ediyormuşum gibi oluyor ama buraya da transfer gereksiz.

İşin muhasebe kısmına geçersek;

*Çok iyi bir kaleci bulunursa transfer edilebilir fakat gerçekleşeceğini zannetmiyorum.
*Ali Turan takımdan ayrılırsa stoper almak şart olur. Ben, Barış Başdaş diyorum ama Kasımpaşa ciddi bir para almadan onu bırakmaz!
*Cangele'yi destekleyecek genç, gelecek vaat eden sol ayaklı bir oyuncu alınabilir. Fakat, gerçekleşme ihtimali çok zayıf.

Kayserispor transfer yapmayacağım derse bile çok şaşırmam. Ali Turan, yazılanların aksine Galatasaray'a gitmezse transfer gereksiz bir aktivite olur. Yazının başında belirttiğim gibi, Kayserispor çok komplike bir takım. Mevcut kaliteyi yükseltme amacı dışında yapılacak herhangi bir transfer, müsriflikten öteye gitmez. Böyle bir "overclock" da ancak yaz transferinde yapılabilir.

31 Aralık 2009 Perşembe

Mutlu Yıllar


Şu an, 2009'un 526. yazısını okuyorsunuz. Dile kolay, 526 yazı olmuş, bir o kadar yorumu da bunun üstüne ekleyin epey bir yaşanmışlık çıkıyor ortaya. 2009 nasıl geçti derseniz, 2008'den hallice derim. En önemlisi de bu olsa gerek. Ama hakkını yemeyelim, 2009 hiç de kötü değildi. Birbirimize kırgın ayrılmayalım.

Milli Piyango biletimi de aldım. Haliyle çeyrek oldu. 30 milyon TL'lik ödül, bana çıkarsa Dar Alanda Uzun Paslar'ı Anadolu Ajansı ve bilimum haber ajansına kaydettirmeyi düşünüyorum. Ne işe yarayacak hiç bilmiyorum ama en altta, şöyle logosu gözükse fena mı olur?

Ayrıca, 4 ocak tarihiyle birlikte kış transfer dönemi resmen başlıyor. Hareketli günler geçireceğiz epeyce. Dedikodular o kadar çok ki takip dahi edemiyorum. Yalnız 4 büyükler değil, Anadolu da dedikodudan geçilmiyor. "Kime Ne Lazım?" yazıları, Kayserispor, Gençlerbirliği ve Eskişehirspor ile devam edecek. Gençlerbirliği ve Es Es'te epey ter dökeceğim, buna eminim! Ali Turan ayrılırsa Kayserispor da baya bir yoracak bizleri.

Sonuç olarak bunca gevezeliğin sebebi yeni yılınızı kutlamak! 2010'da sağlık, mutluluk, huzur ve o minvaldeki tüm güzel şeyler sizinle olsun. İyi yıllar!

*Bu arada, son 10 yıl yazılarına ben de girdim! Seçtiğim konu, yine Anadolu Futbolu oldu. "Son 10 yılda Anadolu'nun en iyi 11'i" yazım, GOAL.com'da yayınlandı. Okumak için bu yazının herhangi bir yerine tıklamanız yeterli. Seçtiğim 11 hakkındaki yorumlarınızı özellikle bekliyorum!

30 Aralık 2009 Çarşamba

Kime Ne Lazım? - Bursaspor


Kime ne lazım yazılarına nihayet başlıyorum. Elden geldiğince TSL takımlarının ara transfer dönemini nasıl geçirmesi gerektiğini yazmaya çalışacağım, elbette ki kendimce! Kimden başlayabilirim diye çok düşündüm ve an itibariyle Anadolu'nun TSL'deki en başarılı takımı Bursaspor'dan başlamaya karar verdim. Hayda bre!

Kaleden başlayalım. Burası sorunsuz. Ivankov, TSL sınırları dahilinde muhteşem bir kaleci. Gidip 4 büyüklerden birine yerleştirin hiç ama hiç sırıtmaz! Yedeği de kötü bir kaleci değil. Yavuz'u İBB karşısında canlı seyretmiştim. Gerçi pek top gelmemişti ama kalede güven veren bir duruşu vardı. Kısacası, kaleye transfer yapmak müsriflikten başka bir şey olmaz.

Sağ bekte Ali Tandoğan var fakat hepimizin bildiği gibi Ali Tandoğan, cezayı cebinde taşıyan bir oyuncu. Sağı, solu yok! Onu yedekleyecek, aslî mevkisi sağ bek olan kimse bulunmuyor kadroda. Tuna Üzümcü, FM diliyle anlatmaya çalışırsak "dc/r". Yani öncelikle stoper fakat sağ bek de oynayabilir. Tuna dışında birkaç devşirme de yapılabilir. Çok gerekli değil ama bu mevkiye genç fakat 11 oynayabilecek bir futbolcu alınabilir. Manisa'ya giden Şener-genç olmasa da- fena bir yedek olmazdı hani!

Stoperlerde, Ömer ve Zapo son derece yeterli. Avrupa arenasına çıkınca daha sağlam bir stopere ihtiyaç duyulacaktır ama domestik kulvarda yarışırken bu ikiliden iyisi can sağlığı olur. İkisini yedekleyen genç Serdar Aziz, Tuna ve İbrahim Öztürk her an 11'de oynayabilecek kalitede.

Sol bek de biraz sıkıntılı. Bu mevkinin sahibi, Mustafa Keçeli. Keçeli kötü bir oyuncu değil ama Ali kadar mevkii garanti değil. Hatırlarsınız, sezon başında ABD'li bir sol bek getirecekti Bursaspor. Transfer son anda yatmıştı. O transfer, belki de şimdi canlandırılabilir. Keçeli'nin yedeğiyse Yenal Tuncer ve esas mevkii orta saha olan Veli Acar. Bu bölgeye transfer gelirse fena olmaz!

Defansın önünde çok fazla alternatifi var Bursaspor'un. Romen Kirita, Hüseyin, Bekir Ozan Has ve tabii ki Ivan Ergiç. Bu oyunculardan biri daha defansif oynatılacaktır muhtemelen. O da, son haftalarda Kirita oluyor. Ivan Ergiç'se Kirita'nın biraz önünde çift yönlü oynuyor. Bu bölge de son derece yeterli!

Orta sahanın hücuma bakan diliminde Volkan Şen, Pablo Martin Batalla ve Ozan İpek gerçek anlamdaki alternatifler. Kadrodaki genç yetenekler de birer alternatif elbette ama maç tecrübesi çok az olan futbolcular böyle yoğun ve baskılı ortamı kaldıramayabilir. Bu oyuncuların dışında devşirmeler de yapılabilir elbette. Fakat bu devşirmeler, çoğu TSL maçında işe yaramaz. Hele, liglerin iyice kızışacağı ikinci 17 maçlık kısımda. Bu bölgeye ciddi bir alternatif oluşturacak, kaliteli bir kanat oyuncusu alınmalı.

Gelelim forvetlere. Leonardo Iglesias, Turgay Bahadır ve Sercan Yıldırım buradaki alternatifler. Bana göre şampiyonluğa oynayacak bir takımın en az 3 santrforu olmalı. Fenerbahçe ve Galatasaray'da bu yok. Az sıkıntı çekmediler sezon içerisinde. Peki, mevcut forvetler yeterli mi? Leonardo ve Turgay golcü forvetler değil. İlginç bir cümle oldu ama öyle. Sercan Yıldırım'ınsa kafası karışık. Gidecek mi, kalacak mı belli değil! Sercan gitse de gitmese de bir santrfor almalı Bursaspor. Yukarıda da yazdım, ikinci devre lig çok zorlaşacak. Geçtiğimiz yıl Trabzonspor'un çektikleri ortada. Ha bir de, gidişat öyle gösteriyor ki Sercan devre arasında yuvadan uçacak. Takas hariç her türlü transfer Bursaspor'u memnun edecektir.

Şimdi bir muhasebe yapalım;

*Sağ bek transferi yapılabilir ama zorunlu değil.
*Sol bek alınırsa çok çok iyi olur.
*Kanatlara, hızlı ve topu diklemesine oynayan bir futbolcu Bursaspor'u CL'ye dahi taşıyabilir. Bana kalırsa, orta sahaya bu tür bir oyuncu mutlaka alınmalı.
*Şu an 3 forvet var kadroda. Ertuğrul Sağlam ilk devrenin büyük çoğunluğunda tek santrforla oynamıştı, bu açıdan bakınca transfere gerek yokmuş gibi duruyor. Fakat, bence var. Bursaspor, Trabzonspor'un yaşadığı düşüşü yaşamak istemiyorsa bir santrfor daha almalı. Kayserispor gibi Avrupa'yı araştırıp kiralık, genç bir oyuncu bulunabilir.

Sonuç olarak diyeceğim şudur ki; sol bek, sağ ya da sol kanatta oynayabilecek ofansif bir orta saha elemanı ve forvet, Bursaspor'u son haftalara dek şampiyonluk yarışında tutar.

Yönetim şimdi çıkıp yalnızca bir oyuncu alacağız ve ona sağlam bir kaynak yarattık derse hiç düşünmeden diklemesine oynayan bir açık alın derim! Öncelik sıralamasında kanat oyuncusu, diğerlerini sollayıp gider. Örneğin, Kasımpaşa'dan Rize'ye giden Erhan Küçük, direkt 11 oynayamazdı ama iyi bir alternatif olabilirdi!

D.N: Falagar'a, bu yazılara Galatasaray'dan başlayacağıma dair söz vermiştim ama 4 büyükler hayli karışık olduğu için onları biraz daha arkalara sakladım. Umarım, onlarla ilgili güzel yazılar çıkartırız da gecikmeyi affettirebiliriz!

29 Aralık 2009 Salı

Bir Futbol Hikayesi; Ivan Ergiç


Ivan Ergiç denince o meşhur depresyonu ve Marksizm sempatizanı görüşleri dışında pek birşey bilinmiyor. Ben de her sorumlu blogçunun yapması gerekeni yapıyor ve Ivan Ergiç dosyasını açıyorum. Franco Cangele ile başladığımız "Bir Futbol Hikayesi" serisi, Bursaspor'un tabir-i caizse flaş transferiyle, Ivan Ergiç'le devam ediyor.

Bugün Hırvatistan topraklarında kalan fakat 1981 yılında Yugoslav Sosyalist Federal Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulunan Sibernik kentinde dünyaya gelen Ivan Ergiç, ülkesinde çıkan iç savaş nedeniyle çocukluğunu yaşamak üzere göçmenler ülkesi Avustralya'ya yol aldı ailesiyle birlikte.

Savaşın esir aldığı Ergiç, Avustralya'da bambaşka bir hayata başladı. Australian Institute of Sport yani bilindik kısaltmasıyla AIS'de futbol hayatına başlayan Ergiç, 1997-1998 sezonunda yani henüz 16 yaşındayken genç yetenekleri keşfetmesiyle nam salmış kulübün banko oyuncularından biri haline geldi. Şimdilerde Dinamo Moskova forması giyen Luke Wilkshire ile dönemdaş olan Ergiç Josip Skoko, Mark Viduka, Lucas Neill, Brett Emerton ve Mark Bresciano gibi yıldızların çıktığı akademinin Dünya futboluna sunduğu bir diğer yıldız oluyordu.

1999'da A-League'nin önemli takımlarından Perth Glory ile profesyonel kariyerine başlayan Ergiç, bir sezonda 32 maç oynayıp 10 gol atınca İtalyan gözlemcilerin ağına takıldı ve Juventus tarafından transfer edildi. Ergiç'in Sibernik'de başlayan hikayesi, Avustralya'nın ardından İtalya'da devam edecekti artık.

Juventus tarafından alındığı sezon hiç vakit geçirilmeden pişmesi için İsviçre'nin önde gelen kulübü Basel'e kiralandı Ergiç. Sibernik'de başlayan maceranın devam filmi için plato değişikliğine gidilmişti. Herkesin beklentisi Ergiç'in Basel'de fazla kalmayıp "yıldızlar karması" Juve'ye döneceği yönündeydi fakat hiçbir şey beklendiği gibi gitmedi. Hayata 1-0 yenik başlayan Ergiç, rakibini bir türlü durduramıyordu.

Başlarda Basel'e çok iyi uyum sağladı ve performansı üst düzeydeydi. Juve, onu yeniden yuvaya döndürmeyi düşünürken çok ağır bir sakatlık ve akabinde hastalık geçirdi. Bu hastalık, kaba tabiriyle öpücük hastalığıydı.

Uzaktan bakınca şaka gibi geliyor ama Ergiç çok ciddi bir hastalığa yakalanmıştı. Başlıca belirtisi aşırı halsizlik olan bu hastalık, sakatlıklarla birleşince Ergiç uzun bir süre sahalardan uzak kaldı.

Derken, bu hastalığı ve sakatlıkları atlattı. Tam herşey düzeldi derken bu kez de psikolojik problemler yakasını bırakmadı. 4 ay bir klinikte tedavi gördü. Juventus rüyası zaten bitmişti ama artık neredeyse futbol hayatı da tehlikedeydi.

Ergiç, yaptığı röportajlarda o dönem çok az meslektaşının kendisine yardımcı olduğunu söylüyor. Bir çoğu, bu genç adamın derdini anlamamış ve kendi ekmeğinin peşine düşmüştü. Futbola bulaşan maçoluk, Ergiç'i fazla "yumuşak" gösteriyordu. Bu zor günlerde Basel teknik direktörü Christian Gross ona güvendi ve kaptanlık pazubandını Ergiç'in koluna taktı.

Ergiç, Juve'den Basel'e kiralandığı 2000-2001 sezonundan Bursaspor'a transfer olduğu 2009-2010 sezonuna dek Basel forması giydi. Son yıllarında bu takımın kaptanlığını yaptı. Basel'in neredeyse tüm başarılarında imzası vardı fakat teknik direktör Christian Gross gidip yerine Bayern Munich'in eski futbolcusu Thorsten Fink getirilince Ergiç, Basel ile yollarını ayırmak durumunda kaldı.

Ergiç, Basel macerasının ardından birçok teklif almıştı ve profesyonel menajerlerle çalışmadığı için transfer görüşmelerini kendisi yürütüyordu. Bursa'ya geldi, şehri gezdi ve yöneticilerle görüşüp gitti. Herkes transfer yattı diyordu ki bir haber ulaştı şehre. Ergiç, Bursaspor'un şartlarını kabul etmişti. Derken, Bursaspor'un kampına katıldı. Bundan sonrasını yani Ergiç'in Türkiye macerasını anlatmaya gerek yok. Sadece saha dışındaki tavırlarıyla değil saha içiyle de örnek bir oyuncu olduğunu kısa zamanda kanıtladı ve şu an Bursaspor'un en golcü futbolcularından biri. Bursaspor sezon başında böyle bir transfer yapmasa belki yine üst sıralarda olacaktı ama futbolu bu denli beğenilmeyecek, geleceğe bu kadar emin bakamayacaklardı. Yıllardır Brezilyalı alıp yanılan Bursaspor, bir Sırp'la turnayı gözünden vurmuştu. Teksas, aradığı yabancıyı yine Balkanlar'dan bulmuştu.

Ergiç'in yabancı bir yayınla yaptığı röportajdan kendimce küçük alıntılar yaptım. Bu alıntıları bire bir değil de tornamdan geçmiş şekliyle sizlere sunacağım. İşte Ergiç'in hayatını yansıtan mottolar;

*Özel günlerden nefret ediyor.
*Menajerlere para peşinde koşan asalaklar diyor.
*Hastalığının Juventus döneminde yaşadıklarıyla ilintili olduğunu düşünüyor.
*Sırp milli takımındaki ortamı, şovenist bulduğu için milli takımı bıraktığını söylüyor.
*Futbola bulaşan para ile oyunun kirlendiğini düşünüyor.
*Futbolcuların ilahlaştırılmasına tamamen karşı. Baselli futbolcularla formalarını değiştirmeyen Barcelonalıların bu davranışını onlardaki büyüklük kompleksiyle açıklıyor.
*Abartılı ve başarıya endekslenen futbol organizasyonlarını eleştiriyor.

28 Aralık 2009 Pazartesi

2016 Adaylığımız


Son günlerin en popüler mevzusu EURO 2016 adaylığımız. Fakat EURO 2016 adaylığımızdan ziyade, turnuva için seçilen şehirler konuşuluyor, tartışılıyor. Tartışmaların ana kaynağı, Trabzon'un aday şehirler arasında gösterilmemesi aslında. Öncelikle aday olarak açıklanan şehirleri değerlendirelim, sonra Trabzon ve seçilmeyen diğer kentleri konuşuruz.

İstanbul: Haliyle, tartışmaya ve değerlendirme yazmaya gerek yok.

Ankara: Ülkenin başkenti olması ve bir hayli nüfus yoğunluğuna sahip olması sebebiyle Ankara'nın adaylığını da tartışmaya hiç gerek yok. İsterse profesyonel liglerde takımı olmasın, Ankara gibi bir şehir böylesi bir organizasyonun dışında bırakılamaz.

İzmir: Ülkenin bir diğer metropolü. TSL'de temsil edilmese dahi büyük bir futbol potansiyeli var. Altay, Göztepe ve Karşıyaka gibi merkez kulüpler, ciddi potansiyel taşıyor. Fakat İzmir'in aday gösterilme sebebi, bu üç kulüp ya da diğer takımlar değil! Bir kere, ülkemizde bu tür organizasyonlara en yatkın ikinci kent İzmir. Her ne kadar uluslararası düzeyde önemi ve değeri tartışılsa da bir Akdeniz Olimpiyatları ve Üniversite Oyunları düzenledi bu şehir. Ulaşım ve otel kapasitesi bakımından hayli güçlüler. 2010 deneyimini de bunların üstüne ekleyin, İzmir şahane bir aday kent oluyor.

Antalya: Bir keresinde Mehmet Demirkol söylemişti; İstanbul'dan sonra ülkemizin marka değeri en yüksek şehri Antalya'dır diye. Haklı. Ülkemizin en büyük turizm kaynağını böylesi bir organizasyona katmamayı düşünmek şaka gibi birşey. Antalya'yı 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası'na sokamamamız bile bizim için büyük bir kayıp oldu. Otel kapasitesi ve ulaşım olanaklarıyla İstanbul'dan sonra en hazır kentimiz Antalya. İster futbol kültürü olsun, ister olmasın!

Bursa: İlk 4 kent pek tartışılmıyor aslında. Tartışılan diğer 4'lü. Bu dörtlünün ilk ayağıysa Bursa. Trabzonluların adaylık için en büyük kozu geçmişinde şampiyonluklar bulunması. Bir bakıma haklılar ama diğer koşullar göz önüne alınınca saf dışı kaldılar. Gelelim Bursa'ya. Yine 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası'ndan dem vuracağım. Son yıllarda İstanbul dışında basketbol şampiyonluğu yaşamış tek kent Bursa. TOFAŞ'ın şampiyonluklarını, yetiştirdiği basketbolcuları ve oynadığı Avrupa maçlarını kimse göz ardı edemez fakat Bursa, Basketbol Şampiyonası için seçilmedi. Neden seçilmedi? Muhtemelen, şehirdeki salonun turnuva şartlarına uygun bulunmamasından. Bu da demek oluyor ki şampiyonluk yaşamış olmak, turnuva organizasyonu düzenlemek için yeterli değil. Bursa bu ülkenin en gelişmiş kentlerinden biri. Uludağ'ı da katarsak hatrı sayılır miktarda otel kapasitesi var. Ulaşım son derece rahat. Sadece grup maçlarını düşünmeyin lütfen. Bu işin çeyrek finali, yarı finali var. Örneğin, Bursa grubundan çıkan takım belki de Ankara'da çeyrek final oynayacak. Oradan İstanbul'a geçecek. Bursa'dan Ankara'ya isterseniz kara yoluyla, isterseniz de hava yoluyla rahatlıkla ve çok kısa sürede ulaşabilirsiniz. Fakat bunu Trabzon'da ya da söz gelimi Adana'da yaşayamazsınız. Maçların günaşırı oynanacağını düşünürsek zamanın ne kadar değerli olduğunu kolayca görebiliriz.

Eskişehir: Bursa'da başlayıp Kayseri'de noktalanan konvoyun ikinci halkası Eskişehir. Eskişehir, son yılların en çok gelişim gösteren kenti. Prof. Yılmaz Büyükerşen'in belediye başkanlığıyla birlikte yaptığı muhteşem işler, Eskişehir'i adeta bir turizm merkezi haline getirdi. Ee, Eskişehirspor'un durumu ve şehirdeki futbola ilgi de malum. O halde bu tercih neden tartışılıyor anlamıyorum. Bir de şunu düşünün. Eskişehir'le Bursa arası karayoluyla en fazla 2 saat. Örneğin Fransa, ilk gün maçını Bursa'da yaptı ve 3 gün sonra Eskişehir'de 2. maçına çıkacak. Rahatlığı düşünebiliyor musunuz? Otobüse atla, uçakla uğraşmadan 2. maçın oynanacağı şehre var. Ulaşımın Ankara ayağı da unutulmamalı elbette. Ülkemizdeki tek hızlı tren, Ankara-Eskişehir arasında çalışıyor. Hızlı trenle 1,5 saatte bu yolu alıyorsunuz. Ankara'ya vardığınız zaman, Kayseri ve Konya'ya ulaşım otomatikman kolaylaşıyor. Otel kapasitesi de devreye girince hiçbir sorun kalmıyor.

Konya: Aday kentler arasında en az ilişkimin olduğu şehir Konya. Fakat şunu biliyorum ki Konya, stadyum meselesine en erken el atan kentlerden biri. İnşaat başladı mı ya da proje ne aşamada bilmiyorum ama Konya'nın bu işe en baştan beri azmi olduğunu biliyorum. Ayrıca, bildiğim kadarıyla Konya ülkemizdeki en düzenli yerleşime sahip kent. Son yıllardaki yükselişle birçok otele de kavuştular. Ulaşım derseniz, ülkenin tam merkezindeler ve dolayısıyla tüm yolların kavşak noktasındalar. Coğrafi açıdan en şanslı kentimiz Konya.

Kayseri: Yalnızca Kadir Has Stadyumu'yla bile hak etti böylesi bir organizasyonu Kayseri. Bunun yanında, son yıllarda gittikçe artan yatırımları da düşünürseniz adaylığını tartışmaya dahi gerek yok. Şaka değil, birkaç ay sonra 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası'nın bir ayağı Kayseri'de düzenlenecek. Fakat Kayseri'nin Beko Basketbol Ligi'nde takımı yok. Dolayısıyla bir basketbol kültürü de yok. Fakat öyle sağlam tesislere sahipler ki kimse bunu düşünmüyor. Düşünmeye gerek duymuyor. Olaya X ülkeli spiker ne der diye yaklaşmazsak Kayseri son derece doğru bir tercih. Avrupa Şampiyonası, üniversite kurmak değil ki. Bilirsiniz, ülkemizde üniversite kurmak şehri kalkındırmakla eş değerdir. Gelir, tesis ve kentsel gelişim için şampiyona organizasyonu dağıtılamaz.

Gelelim turnuva için düşünülmeyen kentlere. Trabzon'un seçilmeme sebebi, ulaşım şartları bana kalırsa. Otel yapılabilir, tesis de yapılabilir ama ulaşım sorunu kolay kolay halledilemez. Uçak var ya diyebilirsiniz. Fakat uçak da bir yerden sonra yorucu kalıyor. Bursa-Eskişehir arasındaki rahatlığı Ankara-Trabzon arasında bulamazsınız örneğin. Trabzon'un seçilmeme sebebi, bahsedildiği gibi lobi işleri değil, budur. Spordan sorumlu devlet bakanı Trabzonspor'un eski başkanıyken lobiden bahsetmek çok komik duruyor. Aslına bakarsanız, bu durum ülkemizin acınası bir sorunu. Kara yolları düzelmeden ve demir yoluyla ulaşım kolaylaşıp rahatlaşmadan bu sorunu yaşamaya devam edeceğiz maalesef. Ben, Trabzon'un da turnuva organizasyonunu hak ettiğini düşünüyorum. Fakat, haritada biraz doğuda kalmaları onlar adına en büyük şanssızlık oluyor. Yoksa, misal Konya'nın yerinde Trabzon olsa uça uça aday kentler arasına alınacaktı! Yukarıda belirttiğim gibi, bu durum ülkemizin yetersizliklerinden kaynaklanıyor.

Peki, turnuvayı alabilir miyiz? Bu sorunun cevabını şimdi bulabilmek hayli zor. İsveç-Norveç ortaklığının yarıştan çekilmesiyle şansımız biraz daha arttı. Artık rakibimiz, diğer iki "top" ülke.

Bazı yerlerde stadyumlarımızın maket halinde olması eleştiriliyor. Onlar, Fransa ve İtalya'nın tanıtım filmini seyretmemişler herhalde. Bu iki ülkenin de çoğu stadyumu proje aşamasında. Hele İtalya! Stadyumların yarısı tarih öncesi devirden, diğer yarısı maket halinde. Fransa'ya diyecek bir şeyim yok. İddialı ve hazırlar ama 1998'de Dünya Kupası düzenlemiş bir ülkeye bu turnuvanın verilebileceğini pek zannetmiyorum. Fransa biraz daha bekleyebilir fakat en ciddi rakibimiz İtalya. Çünkü İtalyan futbolu düşüşte ve toparlanabilmeleri için böyle bir organizasyona ihtiyaç duyuyorlar. UEFA nezdinde ciddi lobi yapacaklarına dair hiç şüphem yok! Kısacası en ciddi rakibimiz İtalya. Fransa, Olimpiyat düzenleme fırsatını kaçırmış olsa da biraz daha bekleyebilir.

Bizim en büyük dezavantajımız, son 2 turnuvayı -görece- daha düşük profilli ülkelerin düzenlemiş olması. Son turnuva, Avusturya-İsviçre'deydi; önümüzdeki turnuva, Polonya-Ukrayna. UEFA yetkilileri, bu turnuvanın bir deve gitmesini isteyebilir. Fakat, içimden bir ses bu kez kazanacağımızı söylüyor!