
Bursaspor'un gündüz kuşağındaki maçı kazanmasıyla Beşiktaş için 3 puan harici bir sonuç, büyük başarısızlık olarak değerlendirilecekti. Rakipse büyüklerin korkulu rüyası olmayı her daim başarmış Büyükşehir Belediyespor'du. Şartlar, muhteşem bir psikolojik baskı oluşturmak için son derece elverişliydi anlayacağınız.
Fakat, oldukça istekli ve kendinden emin başladı maça Beşiktaş. Önceliği oyun kontrolüne verip hücumu öyle düşündüler. Bu kontrollü futbol Tevfik Köse, Ali Güzeldal ve İskender Alın 3'lüsünü pasifize etti. Onlar devre dışı kalınca Beşiktaş rahatlıkla hücum etmeye başladı.
Kayserispor karşılaşmasında kıpırdanan ve yükselişe geçen Tello'nun performansı, dün gece de artıdaydı. Tello dışında Holosko ve Bobo'nun etkili oyunları Beşiktaş'a beklenenden çok daha rahat kazanılmış bir 3 puan getirdi. Özellikle Holosko'nun yükselişi çok önemli. Çünkü uzun zamandır dökülüyordu. Bu maçla, devreye girdiğini söyleyebiliriz.
Ernst'in 1 maçlığına dahi olsa mutlaka kenara çekilmesi gerektiğini söylüyordum haftalardır. Sakatlık vesilesiyle bu gerçekleşti ve görüldüğü üzere genç Necip, Ernst'i hiç aratmadı. Hatta, "son haftalarda formu düşen" Ernst'ten çok daha iyi top kullandı. Ernst'in TSL'deki en iyi ön libero olduğu gerçeğini yok sayamam ama haftalardır kötü oynuyordu. Bu dinlenme, ona iyi gelecektir diye düşünüyorum. İlerleyen haftalarda, son maçların formda ismi Fink dinlenme gereksinimi duyabilir ve duyacaktır da. Necip'e olan ihtiyaç kolay kolay azalmaz Beşiktaş'ta.
Yazının başında da bahsettiğim gibi beklentilerin çok çok uzağında bir İBB vardı. Eksikler elbette kötü etkilemişti ama onlar, bu noksanlara bağışıklık kazanmışlardı artık. 45 ve 55. dakikalar aralığını kapsayan dönem dışında arka arkaya 3 top yapamadılar. Hızlı hücuma çıkamadılar. Son maçların verdiği "demir" yorgunluğu, Beşiktaş karşısında kendini gösterdi herhalde. Çünkü haftalardır oldukça ekstra puanlar kazandılar ve ciddi efor sarf ettiler.
Mustafa Denizli'yi "artık" tebrik etmek gerekiyor. Çokça hakkını yiyoruz ama 6. haftada 12 puan geriye düşmüş bir takımı toparlayıp yarışın içine sokmak, kolay birşey olmasa gerek. Oynattığı futbol için söylemiyorum bu övgü sözlerini. Futbolcu zihnine öyle kolay yerleşebiliyor ki Denizli'nin ağzından çıkan her söz, futbolcuları için gerçekleşmemesi imkansız bir öngörüye dönüşüyor. Antrenörlük kariyerini noktaladıktan sonra umarım bir kitap yazar Mustafa Denizli ve ilginç futbol yaşamını kendi kaleminden okuma fırsatı buluruz.
Bu sonuçla birlikte Beşiktaş da yarışın içine girdi. Şu aşamada Beşiktaş'a verilecek en büyük zarar, övgü manyağı yapmaktır. Tamam, Beşiktaş disiplinli oynuyor ama hala pozisyona girerken çok zorlanıyor. Dün geceki karşılaşma rahatlıkla 0-0 bitebilir ve buna kimse şaşırmazdı. Yani, Beşiktaş'ın alması gereken epey yol var hal-i hazırda.
Erteleme maçlarının ardından tabloya şöyle bir bakıyorum da Bursaspor'un şampiyon olma şansı, rakiplerinden bir hayli fazla. 2010 yılı, Türk futbol tarihine bir devrim mi hediye edecek acaba? Belki de tarihi günler yaşıyoruz!


linkiboluna ekle!

0 yorum:
Yorum Gönder