BIY AD

17 Mart 2010 Çarşamba

Demokles'in Ateşten Gömleği


Gelin sizle bowling oynamaya gidelim. Fakat bir şartım var, en az 5 kez arka arkaya "strike" yapacaksınız. Yapamazsanız, oyunu bırakıp giderim. Nasıl, omuzlarınıza büyük bir yük çöktü değil mi? Ama bir sebepten bowlinge de gelmek zorundasınız. Haydi bakalım, gösterin cemalinizi!

Böyle birşey yazsam, bu adam çıldırmış dersiniz herhalde fakat temelde aynı şeyi Aziz Yıldırım söyleyince cesur oluyor. Arka arkaya 3 sezon şampiyonluk sözü vermek apayrı bir cesaret ister sahiden. 60'lardaki futbol ortamımız olsa tamam diyeceğim ama bir sezon önce Sivasspor şampiyonluğu kılpayı kaçırmışken bu güven nasıl olup da yerleşebiliyor bir başkanın vücuduna.

Bu sözü bir şartla daha verebilirsiniz. Öyle oyuncular transfer edersiniz ki, Real Madrid başkanı Perez, küçük dilinin nerede olduğunu unutur! Misal, santrfora Tevez'i getirirsin, kanada Quaresma'yı eklersin, defans için de Onyewu'yla anlaşırsın. İsimler çok uçuk gelebilir ama olmayacak şeyler miydi sizce? Fenerbahçe bütçesine sahip bir takım, Tevez'i getiremez miydi? Getiremezse neden Fenerium, bu sezon şu kadar kâr yaptı diye yıllarca hava atıldı, televizyonlara çıkıp bu kadar kombine sattık denildi. Quaresma ile Onyewu'yu hiç saymıyorum. Cevval bir yönetici(bknz. Haldun Üstünel), para desteğini de alınca bu transferleri rahatlıkla bitirebilirdi.

Peki, Fenerbahçe ne yaptı? Aslında sol bek oynayan ve 26 yaşına dek tek başarısı ulusal takıma seçilmek olan Andre Santos'u transfer etti. Onu da geçti, gayet ortalama bir futbolcu olan Cristian Baroni'yi kanayan yara ön libero hattına takviye etti. Santrfora transfer yapılmadı, Bilica haricinde güvenle forma verilebilecek stoper alınmadı ve her zaman oynayabilecek kalibrede yedek kalecisi olmadan sezona start verildi. Bu takımdan ne umuldu peki? 3 yıl üst üste şampiyonluk. İnsan söyleyecek söz bulamıyor!

Bir de Mehmet Topuz mevzusu var. Sezon başında binbir patırtı eşliğinde transfer edilen Topuz, kötü bir futbolcu değil ama kaldıramayacağı baskıların altında bırakıldı. Solda, sağda, ortada, önde neresi boşsa orada oynatılmaya başlandı ve haliyle performans alınamadı. Beşiktaş'ta Tabata'nın başına gelen, Fenerbahçe'de Topuz'un başına geldi.

Fenerbahçe, kalan haftalarda üst düzey bir performans sergileyip şampiyon olabilir de. Fakat, noksanlarını kapatmadan gelecek şampiyonluk yalnızca günü kurtaracak, geleceği değil. Biz günü kurtaralım diyorsanız, söyleyecek sözüm yok fakat 3 yıl üst üste şampiyonluk, günü düşünerek gelmez. Hele şu anki yapıyla mümkünü yok gelmez.

Aslına bakarsanız Aziz Yıldırım'a böyle bir baskı yapmadı Fenerbahçe taraftarı. Yani, illa 3 yıl şampiyonluk isteriz falan demedi hiç kimse. Bu iddiayı ortaya Aziz Yıldırım attı ve ceremesini kendi çekiyor.

Sırf bu iddia nedeniyle Cristop Daum'u başa getirdi yönetim kurulu. Çünkü, ülke futbolunu çözmüş bir teknik adama ihtiyaçları vardı. Bu isim de ya Daum olacaktı ya da Lucescu. Lucescu olmayınca Daum'da karar kılındı. Akılca hiç riske girilmedi. Fakat risklerin en büyüğü alındı. Daum, TSL için sahiden de üst düzey bir teknik adamdı ama artık elinde Anelka, Tuncay, Appiah, Aurelio, Ümit Özat hatta ve hatta Pierre Van Hooijdonk yoktu. Bu isimlerin yerine Baroni, Santos, Mehmet Topuz ve Güiza geldi. Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz, takımın potansiyel olarak en iyilerinden Kazım Kazım yönetim tarafından Fransa'ya gönderildi.

C. Daum, sezon sonunda şampiyon olamazsa gönderileceğini biliyor. Yani, sahaya büyük bir stres yüküyle çıkıyor. Fenerbahçe'den gönderilirse Türkiye'de kolay kolay iş bulamayacağının da bilincinde. Fenerbahçe'de kazandığı parayı kariyeri boyunca bir daha göremeyecek belki. Ve işin en acıklı tarafı, Fenerbahçe için Köln ile ters düşen Daum'un bu saatten sonra Almanya'da da iş bulması çok zor. Daum biliyor ki bu sezon sonunda şampiyon olamazsa "kötü" günlerine benzer bir kariyere dönecek şu anki parlak kariyeri. Hatırlayın, Beşiktaş'ın en çalkantılı döneminde hiçbir şey yapamayarak ayrılmıştı Türkiye'den. Sonra Avusturya'da ancak iş bulabilmişti. Ardından Aziz Yıldırım'ın teklifiyle şansı dönmüştü. İşte o gün pozitif anlamda dönen şans, bugün negatif tarafa kıvrılma aşamasında. Christoph Daum, yedek kulübesine her geçişinde önce "ateşten gömleği"ni düzeltiyor. Çünkü ateş, her an üstüne sıçrayabilir. Biz bu duruma Demokles'in Kılıcı değil ateşi diyoruz.

Şu zor günlerde en büyük sıkıntıyı Daum çekiyor. Tabii, bu günleri düşünerek göreve başlamış olması gerekir. Daha sezon başlamadan bugünlerin yaşanabileceği tahmini imkansız bir şey değildi. Ziraat Türkiye Kupası, Alman hocanın tek kurtuluşu olabilir.

Bundan böyle her maç çok zor ve Fenerbahçe şampiyonluk yarışından gittikçe uzaklaşıyor. TSL'de hiçbir şey belli olmaz gerçi. 10 puanlık fark bile sağlam bir seriyle kapanabilir. Fakat Fenerbahçe, o ümidi vermiyor taraftarına. Kalan günler, stres yumağı bir Fenerbahçe hazırlıyor futbol severlere.

2 yorum:

tayfun dedi ki...

90 larda çocuktum memleketin her tarafında TÜRKİYE 2000 logolu afişler vardı(hatırlayan vardır belki) Türkiye için çalışıyoruz üretiyoruz gibi saçmada bir müzik dolanır dururdu her yerde 2000 li yıllarda Türkiye çok başka bir ülke olacak vaadleri
2001 yılına geldik tarihinin en ağır krizlerinden birini yaşadı Türkiye 90 lı yılları arar olmuştu.
Vaad vermekden kolay ne var ki

gkslsrt dedi ki...

O şarkıyı çok iyi hatırlıyorum. Bir de flama gibi şeyleri vardı. Bu ülke için seve seve yazardı. Türkiye için çalışıyoruz, Türkiye için üretiyoruz... şarkısıydı. Ne günlerdi :)

Doğru diyosun, vaat vermek en kolay iş fakat Aziz Yıldırım'ın vaati belki de sonucunu en net görebileceğimiz vaat oldu. Yanlış yaptı!