BIY AD

14 Mart 2010 Pazar

Galatasaray-Ankaragücü Maçının Ardından


Jo'nun golüyle kopan bir oyun izledik. Galatasaray, bu erken golle umduğundan çok daha erken kopartmıştı maçı. Sonrası, rölanti şeklinde geçen bir 90 dakika. Uzatma dakikaları dışında, goller harici önemli pozisyon yaşanmayan ve orta alana sıkışıp kalan bir karşılaşmaydı ve haftanın sıkıcılığına ciddi anlamda katkıda bulundu. Oyunu Keita çözdü, yeni transferleriyle ilk kez izlediğimiz Ankaragücü büyük sözcüğünün tasavvurdaki şeklinden bile daha büyük bir hayal kırıklığı yarattı.

Eskişehir mağlubiyetinden sonra ön liberoları değişmişti Galatasaray'ın. Sarp ile Barış bugün sahadaydı. Ayhan-Topal ikilisiyle Sarp-Barış ikilisini tartıya çıkartıyorum da Sarp-Barış ikilisi epey ağır basıyor. Fakat bu rotasyon, Galatasaray gibi bir takım için yeterli değil. Böyle hücum hattına sahip takım, böyle orta sahayla oynamamalı.

Galatasaray, Gio'nun oyunda olduğu süre boyunca 4-2-4 oynadı. Rakip biraz daha alan daraltan ve basan bir takım olsa epey zorlanabilirlerdi. Fakat, Ankaragücü'nün o taraklarda bezi olmayınca hiç zorlanmadan 90 dakika tamamlandı. Neill'ın ileri de çıkarak ön liberolara destek olması, bir bakıma orta alanı toparladı. Defans ile hücum hattındaki denge, diğer maçlarda büyük risk taşıyabilecek bir saha içi değişiklikle sağlandı.

Baros'un sahalara dönüşü Galatasaraylılar için büyük anlam taşıyor elbette. Kewell'ın da sakatlıktan kurtulmasıyla Galatasaray ileri uçta çok çok çok rahatlayacak. Bu durumda en büyük tehlike, defans-forvet hattının dengelenememesi. Jo ile Baros, ilerleyen haftalarda birlikte 11 başlayacaktır çoğu maça. Otomatikman 4-2-4'e dönen sistem, orta alanda basan takımlara karşı ciddi tehlike yaratabilir.

Gelelim Ankaragücü'ne. Görüntü hiç parlak değil malesef. Öyle ki, bu takım antremanlara birlikte çıkmıyor sanırım. Herkes tek tek takılıyor. Defanstaki adamın diğer defans arkadaşlarıyla alakası yok ki orta sahaya top taşısın. Sapara topu alıp gitme derdinde. -Fakat, yine de takımın en etkili ismiydi.- Forvet hattı baştan sona ayrı bir yazı konusu. Vittek ile Vassell'in arasında ne geçtiyse birbirlerinin yüzlerine bile bakmıyorlar. Vassell çalıştı, çabaladı ama Vittek çok çok etkisizdi.

Geremi'ye ayrı bir paragraf açmak lazım. Kalitesini asla tartışamayız, Gençlerbirliği'nden Real'e gitmek ve daha da önemlisi orada oynamayı başarmak, küçümsenemeyecek bir başarı. M'boro, Chelsea ve son olarak Newcastle'dan sonra "doğduğu" yere dönen Geremi, kesinlikle 10 küsür yıl önce Türkiye'den ayrılan Geremi değil. Bu durumda oynatıldığı mevkinin de etkili olduğunu düşünüyorum. Elde Elyasa gibi bir sağ bek varken Geremi'yi ortada oynatmamak büyük bir hata bana kalırsa.

Ankaragüçlü dostların en çok dert yandığı konu sol bekteki istikrarsızlık. Bu gece, Elyasa denendi sol tarafta. Peki oldu mu, olmadı! Karşısında oynayan Keita, maçın yıldızı oldu. Aslına bakarsanız Broggi fena oyuncu değildi ama nedendir bilinmez bir türlü Lemerre'nin gözüne giremedi.

Fransız hocadan çok ümitliydim ama Ankaragücü hiç iyiye gitmiyor. Lemerre ismi, Vittek, Rothen gibi oyuncuların transferini kolaylaştırıyor ama takımda pozitif olarak söylenebilecek birşey yok. Vassell'in hırsı ve Sapara'nın ileri taşıyıcılığı tek istisna. Ankaragücü, gelecek sezon Bursaspor olma hayalleri kuruyor ama bu kopuklukla Bursaspor değil ancak Sivasspor olabilirler.

Kuddusi Müftüoğlu için çok kolay bir maçtı. Hiç zorlanmadan 90 dakikayı tamamladı. Tek hatası, Vittek'i marke etmeye çalışmasıydı.

0 yorum: