
Beşiktaş, bu maçı kazanmış olsaydı hayati bir 3 puanı cebe atacaktı. Rakiplerinin oynayacağı zorlu maçlar düşünüldüğünde gelecek 3 puanın değeri, şampiyonluk ümitlerini çok farklı noktalara taşıyabilirdi. Fakat, oyuna baktığımızda 3 puanı kaçırmış değil 1 puanı kazanmış bir Beşiktaş görüyoruz.
Futboldaki adalet duygusuna çok inanıyorum. Geçtiğimiz hafta, Holosko'nun karambol golüyle gelen 3 puanın bir benzerini bu hafta da yaşayabilirdik. Fakat, o Holosko bu kez girdiği iki net pozisyonu gol yapamadı ve 0-0'lık sonuç, defansif oynayan üstüne üstlük kazanmak zorunda olan Beşiktaş'ın omuzlarına büyük bir stres yumağı olarak çöktü. Holosko, malum pozisyonlardan birini gol yapsa geçtiğimiz haftaki maça benzer bir oyun seyredebilirdik. Holosko'nun kaçırdığı goller ve akabinde puan kaybı gelince farklı kulvarlarda olsa bile Tello'nun CSKA Moskova'ya kaçırdığı golü hatırladım. O pozisyon da oyuna ciddi anlamda yön vermişti. Peki, bu işte adalet nerede diye sorarsanız, Beşiktaş'ın oyununda gizli derim. Çünkü Beşiktaş, kazanacak kadar oynamadı. Hele, ilk 60 dakika. Tıpkı, geçtiğimiz hafta olduğu gibi.
İlk 60 dakikada Beşiktaş'ın ismine, Kasımpaşa'nın bu sezon oynadığı futbola yakışmayacak bir oyun seyrettik. İki takım da kanatları açamayınca ortada sıkışıp kaldı oyun. Beşiktaş'ta Yusuf ve biraz da Necip-Ernst ikilisinin etkisizliği çok kolay açık veren Kasımpaşa kilidini çözememesine sebep oldu. Kasımpaşa'da ise Murat Erdoğan formda değildi. Keza, Moritz de. Hele Moritz öyle böyle değildi, tek kelimeyle felaketti.
İkinci 45 dakika karşılıklı zayıf ataklarla başlamıştı ki Kasımpaşa'nın tehlikeli serbest vuruşu geldi. Orta saha çizgisinin sol tarafından kullanılan serbest vuruş, bel hizası bir biçimde Beşiktaş ceza sahasına indi. Vurulan kafayı, Rüştü kılpayı kurtardı. Aynı pozisyon, ilk yarıda da yaşanmıştı. Bu da demek oluyor ki Kasımpaşa, serbest vuruşlarda bu organizasyonu sürekli deniyor. Beşiktaş'ın böyle kullanabildiği bir duran top organizasyonu yok.
Stoperliğin ilk şartı, top sektirmemektir bildiğim kadarıyla. Beşiktaş savunması, bugün iki defa top sektirdi ve iki şık gol yedi. İlkinde Sivok-Ferrari tandemi vardı, ikincisinde İ. Kaş-Ferrari. Beşiktaş gibi defansıyla övünen bir takımın birbirinin kopyası iki gol yemesi çok ilginç ve bu iki golün orta sahanın yanılmıyorsam sağ boşluğundan şişirilen toplarla asistlenmesi daha da ilginç. İbrahim Kaş'a değinmesek olmaz. Geçen hafta çok kötü oynadığını yazmıştım. Bu hafta da birşey değişmedi.
Kasımpaşa'da Yekta yine mükemmeldi. Çok kritik bir gol kaçırdı ama pasları ve deliciliğiyle çok etkiliydi. Barış'ın oynatılmamasına şaşırdım açıkçası. Koray ve Merthan gibi iki "çakma" stoper kullandı Yılmaz Vural. Son dakikalarda da şişirme kozunu düşünerek Barış'ı oyuna aldı. Şahin'in golü gelince top şişirmeye hiç gerek kalmadı.
Teknik direktör tercihlerine karışmayı pek sevmiyorum ama Yusuf'a 90 dakika nasıl sabredildi anlayamadım. Yabancı kontenjanı sebebiyle büyük bir ihtimalle mecburiyetten oynatıldı ama hücuma yönelik hiçbir olumlu hareketi yoktu. Bir de maç bittikten sonra, midesinden rahatsızlanan Sivok'un yerine Fink alınsa nasıl olurdu diye düşündüm. Kaş'tan daha iyi olurdu sanki. Denizli'nin Tabata hamlesi dışında pek başarılı olduğunu söyleyemem. Beşiktaş adına maçın oyuncusu, çok koşan ve isteyen Tello'ydu.
Yılmaz Vural'ı tebrik etmek lazım. Geneli toplama oyuncularla bu kadar başarılı olacağını göreve geldiği ilk günlerde hiç beklemiyordum. Hatta, küme düşme yolunda ilk adayımdı Kasımpaşa. Bu takım birkaç ciddi takviyeyle gelecek sezon ilk 6 için oynayabilir. Ama defans-hücum dengesini kurabilmiş takımlara karşı işleri hala çok zor.


linkiboluna ekle!

0 yorum:
Yorum Gönder