"Avrupa'da bir başka oynuyor" cümlesini kullanma sırası artık Trabzonspor'a geldi. Doğrusunu söylemek gerekirse beklentilerimin çok çok üstünde oynuyorlar. 5 maçta topladıkları 6 puan, Şampiyonlar Ligi gibi bir arenada ilk kez sahne alan bir takım için hele ki CL'ye katılacağını kura çekiminden saatler önce öğrenen bir "Anadolu" takımı için muazzam başarı. Bunu tartışmanın gereği yok.
Avrupa'da Avrupalı gibi oynama deyimini Zico'nun Fenerbahçe'sinden sonra görmemiştik. Ya defans yapmayı abartıp yarı sahamızdan çıkamadığımız maçlar oynadık ya da hürra hücum deyip 4-5 farklı mağlubiyetler aldık. İstanbul takımları için Lucescu hangi anlamı taşıyorsa Trabzonspor için Şenol Güneş aynı anlamda. Şenol Güneş'in teknik direktörlük anlamında büyük gelişim yaşadığını elbette biliyordum ama bu sezonla yani Şampiyonlar Ligi ile birlikte gözümde daha da büyüdü.
Gelin maçların üstünden tek tek geçelim. Inter deplasmanı tam bir efsane oldu. Güneş'in öğrencileri korkmadan Meazza'ya çıkıp şansının ve rakip takımın dağınıklığını kullanarak yıllarca unutulmayacak bir galibiyet almayı başardı. Bu rüya-hiç istemem ama- iyi sonla bitmezse eğer deplasmandaki Inter maçı çok güzel bir anı olarak yıllarca hatırlanacak. İçerideki Lille ve CSKA maçlarında özellikle ofansif performansta başarılı bir Trabzonspor yoktu. Lille karşısında biraz şansın yardımı ve akıllı oyunla 1 puan geldi. CSKA maçındaysa rakibin kilidi açılmadı. Hani Trabzonspor da hücumda çok etkin değildi. Dünkü Inter maçı bana göre en iyi iç saha performansıydı. Bu oyuna galibiyetin gelmemesi tek kelimeyle yazık. Özellikle Burak'ı dün çok beğendim. Dünkü maç gösterdi ki Burak'ın yükselişi bir anlık ya da bir sezonluk değil ve Avrupa'da da çok rahat oynayabilir.
Trabzon'un beni hayal kırıklığına uğrattığı tek CL maçı deplasmandaki CSKA karşılaşmasıydı. Diğer 4 maçta Avrupa takımı gibi oynadılar ama Rusya'da Türkleştiler. Oyun 1-0 oluncaya hatta olduktan belli bir süre sonra da maçın hakimi Trabzon'du ama ikinci devrede ne olduysa oldu Şenol Güneş'in içine başka bir teknik direktör kaçtı. Futbolcular da oyun disiplininden kopunca 3-0'lık skor geldi. Bu sonuç oyun olarak hiç hak edilmemişti ama zihinsel hak edilmişlik gerçekleşmişti malesef. Umarım 3-0'ın dezavantajı son maçların ardından kafayı duvarlara vurmamıza yol açmaz.
Şimdi gelelim son haftaya ve olabileceklere: Inter teknik direktörü Ranieri her ne kadar aksini söylese de Inter'in CSKA'ya karşı rotasyon yapacağını düşünüyorum. Inter'in rotasyonlu hali de CSKA'dan iyidir ama CSKA, hatrı sayılır ölçüde Avrupa kültürü olan ve her yıl bu aşamaları yaşayan bir takım. Bana kalırsa Inter-CSKA maçından çıkması en olası sonuç beraberlik. Inter ya da CSKA'nın kazanma ihtimalleri eşit. Yüzdeye vurursak Inter %30 - CSKA %30 - Beraberlik %40. Bu durumda Trabzon'un Fransa'da ilk yapması gereken mağlup olmamak. Mağlup olmadığı takdirde en kötü UEFA cepte zaten. Kaybederse CSKA'nın kaybetmesini beklemekten başka çare yok. İşte 3-0'ın dezavantajını burada yaşayabiliriz. 6 puanla turnuvaya veda etmek gerçekten çok acı olur. Aynı durumu Beşiktaş yaşamıştı ama Trabzonspor'un şu anki halinin bire bir aynısıydı diyemeyiz. Çünkü Beşiktaş sadece 2 galibiyet almıştı. 2 maçta üstün, 4 maçta mağluptu. Ama Trabzonspor 1 kez kazanıp 3 kez kaybetmedi. Yani kendisinin bütün puanları toplayamadığı 3 karşılaşmada rakibinin de bunu başarmasına fırsat vermedi. Şu başarı elenip gitmeyi hak etmiyor bana göre. Rüyanın kötü bitmemesi için Trabzonspor'un Lille'ye karşı da kaybetmemeli. Çünkü son maçta Inter'e güvenmek, dağlara kar yağmasına sebebiyet verebilir.
Bence Trabzonspor kendi gücünün yanında bir şeyi daha ispatladı. O da Avrupa takımlarından en önemli farkımızın zihinlerde olduğu gerçeği. Trabzonspor'un kadrosu geçen sezona göre zayıfladı, buna hemfikiriz. Fakat Trabzon zayıflamış kadrosuna rağmen grubundaki tüm takımlardan puan almayı başardı. Grubun favorisi Inter'i de mağlup etti. Şenol Güneş sadece bunu "bir kez daha" göstererek büyük bir takdiri hak etti. Son maçta da şansları rast gitsin.
4 yorum:
bende zihinlerde bir problem olduğunu düşünüyorum.sezon sonuna yaklaşılırken hemen şu lafları duyuyoruz.bu kadro lig için iyi şampiyonlar ligi için yetersiz.sürekli bu muhabbet dönünce ben oyuncuların şampiyonlar liginde üzerlerinde büyük baskı ile oynadığını düşünüyorum.trabzonspor çok daha farklı.ben bu performansı lucesku dönemindeki o meşhur grup performansına benzetiyorum.5 beraberlik üstüne barcelona ya istanbulda yenilerek elenmişti.Şenol güneş hep ilk yarıda beraberliği düşündü ve çokta zorlanmadan bunu baŞardı.5 maçın 4 ünde ilk yarı berabere bitmiş.cska maçındada sekti falan love la doumbia nasıl paslaştıysa 40 yılda bir olcak bi gol attılar :).serkan balcı sağ önde halil altıntop sol önce sürekli basıyor.sağ bek celustka sol bek cech soğukkanlı oyuncular.zokora var zaten.beraberliği 60 65. dakikaya kadar götürüncede asıl hamle geliyor henrique,adrian giriyor bi gol atarsak atarız şeklinde tamamlanıyor maçlar.haddini bilerek oynamak böyle bişey herhalde :).
Trabzonspor'da tek sıkıntı Sabrivari oyunu oynayan Serkan Balcı. Elinden geleni yapan ama yetenekleri kısıtlı adam. Ama bana sorarsan şu an en olumsuz durumla karsı karsıyayız. Umarım yanılırım ama Trabzon'un Lille deplasmanından puan cıkarma ihtimali maalesef bana cok zayıf görünüyor hele ki Lille de 2. tur potasına girince. Inter-Cska maçı için de aynı fikirdeyim seninle. O maç berabere biter gibi. Umarım yanılırım ve olası en kötü senaryo olmaz.
5 maçın 4 ünde ilk yarı berabere bitti dedimde 3 olucak o kendimi düzelteyim :).
Serkan Balcı biraz şartların zorlaması sebebiyle Sabri'leşti. Teknik adamlar kanatları kapatmak istediği için Serkan ve Sabri gibi bekleri, hücum beki olarak kullanıyor. Bu durum Serkan ve Sabri'ye taraftar tepkisi getirse de beraberinde teknik direktör övgüsü/sevgisi taşıyor:)
Evet, Şenol Güneş'in CL deneyimi Lucescu'ya çok benziyor. Bence muazzam bir sınav veriyor.
Yorum Gönder