BIY AD

18 Aralık 2011 Pazar

Pasif


Fenerbahçe kazanmayı en çok istediği maça bile çıksa sanki oyunun 70. dakikası oynanıyormuşcasına bir performans veriyor. Bu maçta da öyle oldu. Malum sebeplerden ötürü Fenerbahçe'nin hızlı ataklarla maça başlayacağını düşünürken hazırlık pası sosu fazla kaçmış ataklar beni şaşırttı.

İki teknik adam da ideal 11'lerini sahaya sürmeye çalışmıştı. Aykut Kocaman, eksikliğinde epey sıkıntı çektiği Mehmet Topuz'u kendini bulur bulmaz 11'e koydu. Attığı golle ve mücadelesiyle vermiş olduğu kararın doğruluğu anlaşıldı. Trabzonspor'da cezalı Zokora'nın yerine kimin oynayacağını merak ediyordum. Nitekim Şenol Güneş Aykut'u seçti. Aykut'un yerine ofansif anlamda daha etkili olabilecek ve bu tür önemli karşılaşmaları daha fazla oynamış Sapara tercih edilebilirdi. Güneş, Sapara'yı neden hiç tutmuyor anlamıyorum.

Oyunu şöyle özetleyebilirim: Maç bir o tarafa, bir bu tarafa gidip geldi. Fakat pozisyon anlamında, yaratıcılık anlamında belirli dakikalar dışında çok durgun bir karşılaşma oldu. Hani orta saha mücadelesi derler ya işte tam ondan. Zaten Fenerbahçe'nin oynadığı her karşılaşma biraz orta saha mücadelesine mahkum.

20 ile 30. dakikalar arasında sahneye Alex çıktı. Önce soldan Stoch'u, ardından sağ kanattan Mehmet Topuz'u kaçırdı ve akabinde kullandığı kornerde Topuz'un kafası Fenerbahçe'nin golünü getirdi. Bu golde iki asist vardı, ilki golün pasını atan Alex'e diğeri adamını unutup onu boş bırakarak seyreden Halil'e ait.

Trabzonspor hücumda ciddi sıkıntılar yaşıyor. Hele Burak Yılmaz insanüstü performansını terk ettiği günden bu yana. Sol kanatta oynayan Halil çok iyi niyetli, elinden geleni yapıyor ve "çoğu zaman" hem geride hem ileride başarılı oluyor. Deliciliği olmaması kanatta oynayan bir oyuncu için işin en dezavantajlı kısmı. Alanzinho ve Adrian birbirlerine benzeyen futbolcular. Yetenekleri tartışılmaz ama kimi zaman çok bencil olabiliyorlar. Ve iyi performansları için -çoğu 10 numarada olduğu gibi- eşref saatlerini beklemek gerek. Sağ kanatta bu maç Serkan Balcı oynadı. Dolayısıyla ofansif beklentiler kısıtlıydı. Diğer haftalarda bu bölgede Henrique, Volkan Şen hatta Brozek ve Adrian gibi isimleri izledik. Ama şunu kesin olarak söyleyebiliriz ki sağ kanatta, soldaki istikrar sağlanamadı. Arayışlar hala sürüyor.

Burak Yılmaz kendisini çok iyi bir forvet haline getirdi. Bir bakıma "küçük C. Ronaldo". Fakat gol yollarında istediklerini yapamadığı maçlarda takımına katkıdan çok zararı oluyor. Onun varlığı futbolcuların farklı şeyler denemesine engel niteliğinde. Trabzonspor bu saatten sonra Burak'sız olmaz ama mevcut sistemin içine yeni şeyler eklemek gerek. Trabzonspor mevcut görüntüsüyle geçen sezonki her şeyini C. Ronaldo'ya bağlamış Real Madrid'i andırıyor.

Aykut Kocaman'ın pasif oyun mantalitesini pek sevmiyorum. Bana Stoch ve Dia gibi oyuncuları baltalıyormuş gibi geliyor keza hızlı oyuna alışkın Bienvenu'yu da. Alex'in varlığı bu duruma sebep oluyor diyebilirsiniz. Ama bence neden bu değil. Çünkü Alex adeta takımdan bağımsız bir futbolcu. İstediği zaman Stoch'a nasıl toplar attığını hepimiz biliyoruz ve birçok örneğini seyrettik. Fenerbahçe bugün kazanan taraftı ama bu oyun tarzı, Fenerbahçe maçlarına her daim 0-0 bitme tehditi ekliyor.

Fenerbahçe'de Gökhan Gönül, Serdar Kesimal, Yobo ve Ziegler'den oluşan savunma diğer mevkilere göre daha düzenli ve iyiydi. Trabzonspor'da Giray hem savunmadaki başarısı hem de ileride bir şeyleri deneme isteğiyle takım arkadaşlarının önüne geçti. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu gece maça damgasını vuran, aman aman bir performans yoktu.

2011-2012 sezonunun ilk derbilerini bitridik. Bana göre sezonun en iyi(rekabet, oynama isteği, vb. sebeplerle) derbisi 2-2'lik Beşiktaş-Fenerbahçe derbisiydi. Bu derbiyse -yaşananlar sebebiyle bir ağırlığı olmazsa- birkaç yıl sonra unutulacak bir karşılaşma olacak.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

şenol gunes sapara yı neden hic dusunmuyor acaba?alanzinho dan da adrian dan da hatta colmandan da daha iyi bir futbolcu.ama şans vermedi...

gkslsrt dedi ki...

Teknik direktörleri anlamak bazen zor oluyor. Ben de sana katılıyorum. Ankaragücü'nde izlediğimiz Sapara şu anki takımda mutlaka oynardı. Colman-Selçuk ikilisi Colman-Sapara'ya devşirilebilirdi ama Güneş hiç denemedi. Sanki bunu istemiyor da.